Peygamber Efendimiz’in Mütevazı Hayatı ve Örnek Ahlakı
Hz. Peygamber (s.a.v.), özel hayatında ihtiyarî fakrı tercih etmiş; daha ziyade Hz. Aişe’nin odasında ashaptan gelen hediyelerin çoğunu yoksullara ve suffe talebelerine aktarmıştır. Bununla beraber O, Müslümanlara meşru olduğunu göstermek ve beslenmenin önemini vurgulamak için çeşitli gıdalardan yemiştir. Meselâ tavuk eti, bazı kuş etleri, koyun etinden hazırlanmış kebap, kurutulmuş et (bir çeşit pastırma), süt, bal, peynir bunlardan bazılarıdır.
Yiyecekleri arasında zeytinyağı, sirke, kabak, tirit, kavrulmuş un ve helvaya da rastlıyoruz. Her gün aynı gıdayı değil de mümkünse farklı gıdalar almayı tercih etmiş; yemeklere zaman zaman biber, zencefil, tarçın gibi baharat çeşitlerini serpmiştir. Onun sofrasında daima başköşede olan iki yiyecek maddesinden biri arpa ekmeği, diğeri de hurma idi. Bazen uzun süre bunlarla yetindiği olurdu.
Peygamberimiz (s.a.v.) yemekten önce ellerini, yemekten sonra hem ellerini hem de ağzını yıkardı. Yemeğe besmele ile başlar, bitirdiğinde elhamdülillah derdi; sofrada çöpe atılacak herhangi bir yemek ya da ekmek artığına müsaade etmezdi. Yemek devam ederken müsaade almaksızın herkesten önce kalkılmasını doğru bulmazdı. Karnını tıka-basa doldurmaz, bir yemeği beğenmemezlik etmezdi; arzu ederse yer, etmezse yemezdi; vakti müsaitse davete icabet ederdi. Suyu, dibi görülen kaptan içerdi. Bal şerbetini ve nebiz denilen bir çeşit hurma ve üzüm kompostosunun tazesini severdi.
Peygamberimiz (s.a.v.), örfte mevcut olan sedir, divan, yatak, yorgan, ihram, ibrik, leğen ve bunun gibi ev eşyası kullanmış ama en pahalısı olsun diye özel bir arzu beslememiştir. Elbisesi konusunda Peygamberimiz (s.a.v.)’in prensibi de “sadelik, ihtiyacı giderme, tertiplilik ve temizlik”tir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yediden yetmişe her yaşta ve her meslekteki kişilere sıcak bir alâka göstermiş, insanlar arasındaki ayrıcalıkları ortadan kaldırmış, oluşturduğu toplumda herkese hakkını vermiştir. Müslümanları her gün daha mutlu, daha müreffeh bir hayat seviyesine ulaştırmak onun en başta gelen çabaları arasındadır. Mü’minlerin birbirlerini şefkatle bağrına basması, samimî bir sevgi ile birbirlerini sevmeleri, bir binanın tuğlaları gibi birlik içinde kenetlenmeleri, sıkıntıda ve neş’ede, darlıkta ve bollukta değişmeyen bir tesanüt hissiyle birbirlerini kucaklamaları ve desteklemeleri, birbirlerine haset etmemeleri, kin beslememeleri, gururdan ve kibirden kaçınmaları, gösterişten uzak durmaları, mahviyetli davranmaları onun başlıca tavsiyeleri arasındadır. Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki Peygamberimiz (s.a.v.)’in toplum ilişkilerine hâkim kılmayı istediği prensipler “adalet, şefkat, merhamet, müsamaha, cömertlik ve yardımlaşma…” gibi yüksek faziletlerdir.
Peygamberimiz (s.a.v.), yoksullara çok yakınlık gösterir; zenginlere, mağrur olmamalarını, sahip oldukları maddî başarıların fakirlerin emeklerinin eseri olduğunu söylerdi.
“Alnının teri kurumadan işçiye ücretini ödeyiniz!” diyerek Müslüman işverenlere talimat veriyordu. İşçilere de yaptıkları işi en sağlam şekilde yapmalarını tembih ediyordu. Bir gün üst başlarından yoksul oldukları anlaşılan bir grup insan, Peygamberimiz (s.a.v.)’i ziyarete gelmişti. Bu durumdan müteessir olan Peygamberimiz (s.a.v.), derhâl ashabını harekete geçirdi ve yoksul kimselere gereken yardımın yapılmasını sağladı.
Sema KORKMAZ
Yazar
Her kahve aynı tadı taşımaz. Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir...Bir pazar öğle sonrası annenin "Hadi bir kahve yap da içelim." dediği kahve huzurludur. Köpükler annenin göz bebekle...
Yazar: Sema KORKMAZ
Üç aylar, İslâm takvimine göre recep, şaban ve ramazan aylarından oluşan özel bir dönemi ifade eder. Bu dönem, İslâm kültüründe büyük bir manevî öneme sahip olup özellikle bu aylarda yapılan ibadetler...
Yazar: Sema KORKMAZ
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allahu Teâlâ’ya olan şükrünü ibadetleriyle gösterdiği için hayatının her karesi ibadet ile örülüydü. Ramazan’da ise bu ibadetlerini daha da artırırdı. Özellikle sahur vak...
Yazar: Sema KORKMAZ
Medine çarşısına güçlü kuvvetli bir köle gelmişti. Almak için tâlibi çoktu. Fakat kölenin, kendisini satın almak isteyenlere, her türlü hizmet mukabili tek şartı vardı. Üzerine düşen hizmetleri fazlas...
Yazar: Sema KORKMAZ