Peygamber Efendimiz’in Müsamaha Dünyası
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müsamahakâr bir büyük gönle malikti. O’nun adı Cenâb-ı Allah tarafından “çok acıyan, çok şefkatli” manasına gelen kelimelerle beraber yazıldı. Hz. Aişe (r.a.) şöyle diyor: “Rasûlullah (s.a.v.), çirkin sözler söylemezdi. Hayâ, terbiye ve nezakete aykırı hiçbir davranışta bulunmazdı. Çarşı ve pazarlarda yüksek sesle konuşup gürültü çıkarmazdı, kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi; affeder, bağışlardı.”
Yine Hz. Aişe (r.a.) şöyle diyor: “Rasûlullah (s.a.v.), iki şey arasında muhayyer kılındı mı -günah olmadığı müddetçe- O muhakkak kolay olanını alırdı. Eğer günahı gerektiren bir şey olursa kendisi ondan halkın en uzak bulunanı olurdu. Rasûlullah (s.a.v.), Aziz ve Celil olan Allah’a karşı hürmetsizlik hâli olması müstesna, kendisi için kin tutup öç almamıştır.”
Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle der: “Hz. Peygamber (s.a.v.), fiil ve hareketlerinde taşkınlık yapacak seciyede değildi. Taşkınlık da yapmış değildir.”
Hz. Aişe (r.a.) anlatır: “Rasûlullah (s.a.v.), Allah yolunda cihad etmesi hâli müstesna, hiçbir şeye; ne bir kadına ne de bir hizmetçiye asla eliyle vurmamıştır. Hiçbir kimse O’ndan (söz ve davranış olarak) asla herhangi bir eziyet ve zarar görmemiştir. Nerede kaldı ki Peygamber (s.a.v.) kendi arkadaşı için intikam duyguları beslemiş olsun. Meğerki Allah’ın haramlarına karşı hürmetsizlik edilmiş olsun, işte bu takdirde Aziz ve Celil olan Allah için öfkelenir, öç alırdı.”
Kadı Beyzavî bu konuyu şöyle açıklıyor: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yumuşak huylu, sabırlı ve hakka riayetkâr olduğu anlaşılıyor. Eğer Allah hakkını ve insanların hakkını yerine getirmeseydi bu, zelillik ve horluk olurdu. Nefsi için intikam alsaydı sabırsız sayılırdı. Peygamberimiz (s.a.v.) iki aşırı uçtan sıyrılmış, sabır ve hakkaniyeti en olumlu, en mutedil şekilde benimsemiştir.”
Enes b. Mâlik (r.a.): “Rasûlullah (s.a.v.) sövücü, lânet edici, çirkin söz söyleyici değildi.” diyor.
Yine Hz. Enes (r.a.) şöyle nakleder: “Rasûlullah (s.a.v.) ile giderken bir bedevî Hz. Peygamber (s.a.v.)’in cübbesinden öylesine sert çekti ki boynuna baktığımda tırmalandığını gördüm. Bedevî: ‘Ey Muhammed! Yanında bulunan Allah’ın malından bana bir miktar verilmesini emret!’ dedi.
Rasûlullah (s.a.v.) döndü, güldü ve sonra ona bir şey verilmesini emretti.”
Hz. Enes (r.a.)’in naklettiğine göre Rasûl-i Ekrem Hazretleri (s.a.v.), “Bir kimsenin üzüleceği bir şeyi yüzüne karşı söylemez ve hiçbir kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı.”
Peygamberimiz (s.a.v.), yasaklanması ve terk edilmesi gereken şeyleri umumî olarak söylerdi ki o hatayı yapan kişi şahsına söylenmiş gibi incinmesin! Her işareti bir emir telâkki edilen Hz. Peygamber (s.a.v.), buna rağmen ümmetinin incinmemesi için azamî titizliği gösteriyordu.
Peygamberimiz (s.a.v.), adamın birinin üstündeki ağır bir kokunun herkesi rahatsız ettiğini gördü, üstelik göze batan sarı bir rengi vardı. Adam kalkıp gidinceye kadar bir şey söylemedi, yüzüne vurmadı. Kalkıp gittikten sonra orada bulunanlara: “Bu kişiye yumuşak bir yolla söyleseniz de bir daha bu rahatsız edici sarı renkli kokuyu kullanmasa!” dedi.
Sema KORKMAZ
Yazar
İstanbul’un fethi denilince kılıç ve kalkanın ötesinde, bu büyük zaferin manevî dünyasını inşa eden Akşemseddin Hazretleri sadece bir "hoca" değil, aynı zamanda bir tıp dehası, âlim ve mutasavvıftır....
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
Medine çarşısına güçlü kuvvetli bir köle gelmişti. Almak için tâlibi çoktu. Fakat kölenin, kendisini satın almak isteyenlere, her türlü hizmet mukabili tek şartı vardı. Üzerine düşen hizmetleri fazlas...
Yazar: Sema KORKMAZ
Hz. Ebû Râfi (r.a.), Mısırlı bir köleydi. Bir savaşta esir düşmüş, Mekke’ye getirilmişti. Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas, onu hizmetine aldı. Hz. Ebû Râfi, Hz. Abbas’ın (r.a.) işlerini görüyordu. K...
Yazar: N.Nida DURAN
Nehirler denize akar,Beklesin bizi denizler.Geliyoruz katar katar,Sonsuz yolcusuyuz bizler.Nehir akar, deniz taşmaz,Doğru yoldan giden şaşmaz.İyi kötüyle anlaşmaz,Bozulur mu asil özler?Anadolu Türk’üm...
Yazar: İsmail Adil ŞAHİN