Ebû Râfi (r.a.)
Hz. Ebû Râfi (r.a.), Mısırlı bir köleydi. Bir savaşta esir düşmüş, Mekke’ye getirilmişti. Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas, onu hizmetine aldı. Hz. Ebû Râfi, Hz. Abbas’ın (r.a.) işlerini görüyordu. Kureyş kabilesi içinde bulunduğundan, bazen mühim işler için gönderildiği de olurdu. Çünkü zeki bir insandı. İstenileni en güzel şekilde yerine getirirdi.
Kureyşliler, Ebû Râfi’yi bir mesele için Peygamberimiz’e gönderdiler. Ebû Râfi için sıradan bir hizmet olmakla beraber, ruh dünyasında inkılaplar meydana getirecek bir hadiseye de vesile olacaktı. Kendisi şöyle anlatır:
“Rasûlullah’ı görür görmez oracıkta kalbime İslâm’ın nuru damladı. Kendimi tutamadım, ‘Tekrar o müşriklerin yanına dönmek istemiyorum, yâ Rasûlallah!’ dedim. Rasûlullah razı olmadı: ‘Ben ahde vefasızlık gösteremem, sözümü yerine getiririm. Senin kalbine şu anda İslâm doğmuş olsa da seni gönderen kimselerin yanına dön.’ buyurdu.”
Peygamberimiz ona bir elçi gözüyle bakıyordu. Bunun için yanında kalmasını istemedi. Hz. Ebû Râfi iman etti fakat inancını gizledi. Uzun müddet böyle devam etti.
Hicret’ten sonra Mekke’de kalan Müslümanlar arasında Hz. Ebû Râfi de vardı. Bedir Savaşı cereyan ettiği sırada Mekke’de idi. Azılı müşriklerden Ebû Leheb, Bedir Savaşı’na katılmamış, yerine bir başkasını göndermişti. Savaş bitmiş, zafer Müslümanların olmuştu. Kâbe’nin civarında toplanan Mekkeliler merak içinde bekliyorlardı. Ebû Süfyân’ın döndüğünü görünce Ebû Leheb ona yaklaşarak savaşın nasıl geçtiğini sordu. Ebû Süfyân anlatmaya başladı:
“Savaşta birçok adamımızı yakaladılar, öldürdüler ve esir ettiler. Savaş esnasında yerle gök arasından, kır atlara binmiş ak benizli bir alay süvari göründü. Onlara karşı koymak mümkün değildi. Hiçbirimizi ayakta bırakmadılar.”
O sırada Ebû Râfi, zemzem kuyusunun kenarında oturuyordu. Anlatılanları duyunca dayanamadı “Onlar, vallahi meleklerdir!” dedi. Bunu duyan Ebû Leheb çılgına döndü. Ebû Râfi’ye tokat atarak yere yıktı. Hz. Abbas’ın hanımı Ümmü Fadl da kölesinin dövüldüğünü görünce yerden bir çadır direği aldı, Ebû Leheb’in başına indirdi. Kafası kırılan Ebû Leheb oradan zelil bir vaziyette ayrıldı. Bir hafta geçmeden de kahrından öldü.
Hz. Ebû Râfi, Bedir Savaşı’ndan sonra Medine’ye hicret etti. O sırada Müslüman olan Hz. Abbas, Hz. Ebû Râfi’yi Peygamberimiz’in hizmetine verdi. Hz. Ebû Râfi, yıllardır özlediğine kavuşmuştu. Peygamberimiz de Ebû Râfi’yi hürriyetine kavuşturdu.
Azat olunca Rasûlullah’tan ayrılmak istemedi, hayatı boyunca Peygamberimiz’e hizmette bulundu.
Nitekim Peygamberimiz Ebû Râfi’yi azatlı cariyelerden Hz. Selma’yla evlendirerek bir aile yuvasına kavuşturdu. Hz. Ebû Râfi, Peygamberimiz’den 68 hadis rivayet etmiştir. Hz. Ebû Râfi, Hz. Ali’nin hilafetinin ilk günlerinde vefat etti.
N.Nida DURAN
Yazar
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müsamahakâr bir büyük gönle malikti. O’nun adı Cenâb-ı Allah tarafından “çok acıyan, çok şefkatli” manasına gelen kelimelerle beraber yazıldı. Hz. Aişe (r.a.) şöyle diyor...
Yazar: Sema KORKMAZ
Ezanlar okunurken nur yağar semavattan,Namaza çağrı vardır Mabed-i Payitahttan.Bu İlahi nidayı, huzur buldu duyanlar,Dinleyecek bu sesi türbesinde Sultanlar.Şahitti Ayasofya o gün şanlı zafere,Türk; a...
Şair: Rabia BARIŞ
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalıÖnce hafiften bir rüzgâr esiyor;Yavaş yavaş sallanıyorYapraklar, ağaçlarda;Uzaklarda, çok uzaklarda,Sucuların hiç durmayan çıngıraklarıdiye devam eder Orhan Veli....
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ
İstanbul’un fethi denilince kılıç ve kalkanın ötesinde, bu büyük zaferin manevî dünyasını inşa eden Akşemseddin Hazretleri sadece bir "hoca" değil, aynı zamanda bir tıp dehası, âlim ve mutasavvıftır....
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ