İstanbul'un Fethinin Manevî Mimarı Akşemseddin Hazretleri
İstanbul’un fethi denilince kılıç ve kalkanın ötesinde, bu büyük zaferin manevî dünyasını inşa eden Akşemseddin Hazretleri sadece bir "hoca" değil, aynı zamanda bir tıp dehası, âlim ve mutasavvıftır.
İstanbul’un fethi, sadece askerî bir stratejinin değil, aynı zamanda asırlar boyu süregelen bir ülkünün tezahürüdür. Bu ülkünün genç bir padişahın zihninde ete kemiğe bürünmesini sağlayan en önemli şahsiyet ise -şüphesiz- Akşemseddin Hazretleri’dir. O, hem zahir/görünen hem de batın/manevî ilimlerde zirveye ulaşmış bir "zülcenahayn/çift kanatlı" âlimdir.
Asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza olan büyük veli, 1389 (veya 1390) yılında Şam’da dünyaya geldi. Soyu, Hz. Ebu Bekir Efendimiz’e dayanmaktadır. Henüz küçük bir çocukken babası Şeyh Hamza ile birlikte Anadolu’ya, Amasya’nın Kavak ilçesine göç etti.
Akşemseddin, eğitimine babasından ders alarak başladı. Kısa sürede Kur'an-ı Kerim'i hıfzeden genç Muhammed, ardından dönemin medreselerinde fıkıh, tefsir, hadis, matematik ve astronomi gibi alanlarda uzmanlaştı.
Henüz 25 yaşındayken Osmancık Medresesi’ne müderris tayin edildi. Ancak içindeki manevî boşluğu doldurmak için tasavvufa yöneldi. Akşemseddin’in hayatındaki en büyük dönüm noktası, Ankara’da bulunan Hacı Bayram-ı Veli’ye intisap etmesidir. Başlangıçta bazı tereddütler yaşasa da rüyasında gördüğü bir işaret üzerine Ankara’ya gitmiş ve mürşidinin manevî terbiyesine girmiştir. Hacı Bayram-ı Veli’nin yanında kısa sürede parlayan Şemseddin, saçının ve sakalının beyazlığı veya yüzündeki nur sebebiyle bizzat hocası tarafından "Akşemseddin" lakabıyla anılmaya başlandı. Hocası, onun için “Zeki biridir, bende ne varsa hepsini alıp götürdü.” diyerek onun kabiliyetini tescil etmiştir.
Tıp ve Bilim Dünyasındaki Yeri: Mikrobu bulan âlimdir. Akşemseddin’i sadece bir derviş olarak tanımlamak büyük bir eksiklik olur. O, aynı zamanda döneminin en büyük tıp âlimlerinden biridir. Batı dünyasında Pastör’ün mikrop teorisinden yaklaşık 400 yıl önce, Akşemseddin ünlü eseri Maddetü’l-Hayat’ta (Hayat Maddesi) şu çarpıcı tespiti yapmıştır: "Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalıklar insandan insana, gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer." Bu ifade, modern tıbbın temeli olan mikrobiyolojinin ilk tanımı olarak kabul edilir. Ayrıca kanser tedavisinden bitkisel ilaçların hazırlanmasına kadar pek çok alanda çalışmalar yapmıştır. Akşemseddin, Hacı Bayram-ı Veli’nin Sultan II. Murad’a verdiği, "İstanbul'un fethini ne sen görürsün ne de ben. Onu şu çocuk (Mehmed) ile bizim köse (Akşemseddin) görür." müjdesinin şahididir. Bu sebeple II. Mehmed’in (Fatih) yetişmesinde bizzat görev almış, ona fetih ruhunu aşılamıştır. Kuşatmanın en kritik anlarında, ordunun ve Sultan’ın maneviyatı sarsıldığında Akşemseddin devreye girmiştir. Donanmanın yakılması ve kuşatmanın uzaması üzerine ümitsizliğe düşen devlet adamlarına rağmen o, kararlılığını korumuştur.
Fatih’e yazdığı mektuplarla onu teşvik etmiş, dualarıyla ordunun direncini artırmıştır. Fethin ardından Ayasofya Camii’nde kılınan ilk cuma namazında hutbeyi o okumuş ve fethin nişanesi olan Ebu Eyyûb el-Ensârî’nin (Eyüp Sultan) kabrini kerametle keşfederek bugünkü Eyüp semtinin manevî merkez olmasını sağlamıştır.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, hocasının elini öpmek ve yanında kalmasını istemek için ona büyük ilgi göstermiştir. Ancak Akşemseddin, "Padişahın yanımızda çok kalması, nefsinin gurura kapılmasına sebep olabilir." düşüncesiyle ve devlet işlerine karışmamak adına sessizce Bolu’nun Göynük ilçesine çekilmiştir. 1459 yılında Göynük’te vefat eden Akşemseddin Hazretleri, arkasında birçok eser ve fethin ruhunu bırakmıştır. Allah'ım rahmet eylesin. Ruhu şâd, mekânı cennet, makamı âlî olsun. Âmin...
Sümeyye Büşra YILDIZ
Yazar
Yüreğinde; sevgi, aşk, şevk, heyecan, fedakârlık, gayret, merhamet olan, işini ve öğrencilerini çok seven, bilgisini en iyi şekilde veren, ilgisini eksik etmeyen gönül fatihlerine öğretmen diyoruz.Ger...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
Günümüzde önem vermemiz gereken bir konu da çevreye karşı duyarlı olmaktır. Yüce Rabb’imiz Rûm Sûresi 41. âyetinde, “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
El-Bedî: Eşyayı Önceden Geçmiş Bir Örneği Olmadan Îcâd ve İnşâ Edenİş yapmak, ilk olmak, örneği ve benzeri bulunmayan bir sanatı meydana getirmek gibi anlamlara gelen, eşsiz ve benzersiz anlamındaki i...
Yazar: Editör
Gıdaların genetiğiyle mi oynandı yoksa yeni neslin genetiğiyle mi oynandı bilmem ama anne babaların çocuk eğitiminin genetiğiyle oynadığını düşünüyorum.Eskiden çocuklarını doğal yollarla (anne sütü, e...
Yazar: M. Emin KARABACAK