Osmanlı’da İki Önemli Kışla: Selimiye ve Rami Kışlaları
Selimiye Kışlası
Sultan III. Selim tarafından 1800-1803 yıllarında Üsküdar’da yaptırılmıştır. İstanbul’da büyük kışlalar dönemini başlatır. Nizâm-ı Cedîd ordusunu kuran III. Selim burayı kışla olarak kullanmıştır. Binanın dış duvarları düzgün kesme taş, ara duvarları moloz taş örgülü, döşemeleri ve çatısı ahşaptır. Yapının içinde kalem işi bezemelere yer verilmiştir. Kışlanın ön keşif defterinde Mimarbaşı Mehmed Ârif Ağa’nın imzası vardır. Mühendis olarak Abdurrahman Efendi görevli olup bina emini Baruthâne Nâzırı Ahmed Efendi’dir. Yapının iki katlı ve iç avlulu olduğu, plân şemasının avlu tarafında açık bir koridorla dış cepheler boyunca sıralanan odalardan meydana geldiği, yirmi dokuz odası ve bodrumu bulunmaktadır. Bu dönemde köşelerinde kuleler yoktur. Binanın kuzey ve güney cephelerindeki kapıları özenle işlenmiştir. Tâlim meydanı deniz tarafındadır. İki kasr-ı hümâyundan biri giriş kapısının üzerinde, diğeri tâlim meydanındadır. Bir de camisi vardır. Hastahane, mutfak, çamaşırhane gibi servis birimleri kışlanın doğusunda ve batısında olmak üzere ikişer tanedir.
1807’de Kabakçı Mustafa ayaklanmasıyla Nizâm-ı Cedîd hareketine son verildiğinde kışlanın han yapılması için ferman çıkmış, süslemeli kapı saçakları yıkılmıştır. Temmuz 1808’de II. Mahmud tahta çıktıktan sonra onarılan bina Sekbân-ı Cedîd askerlerine tahsis edilmiştir. Kasım 1808 isyanında yeniçeriler tarafından “külliyen ve bir daha bina olunmamak üzere” yakılmış, 1809’da enkazı ve arazisi satışa çıkarılarak tarihten tamamen silinmeye çalışılmıştır. 17 Kasım 1808 tarihinde yakılan Selimiye Kışlası’nın yerine daha sonra şimdiki kargir bina yapılmıştır. İç avlusu, avlu tarafındaki koridoru ve dış cepheleri boyunca sıralanan odalarıyla yeniden inşâ edilen kışlanın dış ve iç duvarları taş, döşemeleri ve çatısı ahşaptır. Dört cephesinde birer kapısı olan yapının köşelerindeki kuleler de bu dönemde inşâ edilmiştir. 15 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile birlikte kışlanın yeniden inşâsı için hazırlıklar başlamış, Temmuz 1826’da kışlanın satılan arazisinin ve çevresinin kamulaştırma işlemleri tamamlanmıştır. Bu dönemde kışlanın hem mimarî projesi hem maketi hazırlanmıştır. 27 Ocak 1829’da görkemli bir törenle açılan kışlanın mimarî sorumlusu dönemin Hassa başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi, bina emini Hâcegân-ı Dîvân-ı Hümâyun’dan eski Filibe nâzırı Moravî Osman Efendi’dir. Kulelerden ikisi 1827-1828 yıllarında Sultan Mahmud devrinde, diğer ikisi ise Sultan Abdülmecid devrinde yapılmıştır. Yapının kapılarında farklı tarihlerde kitabelerin yer alması kışlada yapılan onarımlara işaret eder. Güney kapısında 1828, doğu ve batı kapılarında 1842, kuzey kapısında 1853 tarihli kitabeler bulunmaktadır. II. Mahmud zamanında bir cephesi kârgire çevrilen binanın 1841’de avlu tarafındaki açık koridorları kapatılarak kârgire dönüştürülmüştür. 26 Ekim 1847 gecesi çıkan yangında kuzey ve batı kanatları yanmış ve kısa bir süre sonra diğer duvarları da kârgir yapılarak onarılmış, birinci kat koridorlarının döşemeleri voltaya dönüştürülmüştür. 1960-1965 onarımında en alt kat dışındaki bütün döşemeler betonarmeye çevrilmiş ve kuzey kanadının doğu bölümünde binanın dış duvarları korunarak içi betonarme ile yenilenmiştir.
Selimiye Kışlası, Kırım Savaşı’nda İngiliz askerlerine verilmiş, aileleriyle gelen askerlerin ikameti sağlanmış, savaş sırasında hastahane olarak kullanılmıştır. Hasta ve yaralı İngiliz askerlerine bakmak üzere gelen Florance Nightingale kışlanın Selimiye Camii tarafındaki kulesinde ikamet etmiştir. Padişaha ayrılan bu kulenin Florance Nightingale’e tahsis edilmesi ilginçtir. Burası hâlen Florance Nightingale Müzesi olarak korunmakta olup ziyarete açıktır. Kırım Savaşı’nda büyük dikkat çeken bina Avrupa gazetelerine de konu olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda asker sevkiyatı Selimiye Kışlası’ndan yapılmış, 1920’de İstanbul’un işgalinde kışla İtalyan kontrolüne girdiğinde esir düşen Osmanlı askerleri burada tutulmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında Selimiye Kışlası’ndan Anadolu’ya silâh kaçırılmış, işgal sonrasında İstanbul’a giren ilk piyade birlikleri Selimiye’de kalmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir süre boş kalan kışlanın maddî ve mânevî değerinin iade edilmesine karar verilerek 1959’da askerî ortaokul yapılmıştır. Kışla 1964 yılından beri Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin Birinci Ordu’sunun yönetim merkezi ve Birinci Ordu Komutanlığı Karargâhı’dır.
Rami Kışlası
Bölgedeki arazi, Osmanlı Devleti’nde sadâret makamına kadar yükselmiş önemli bir devlet adamı olan Rami Mehmed Paşa’nın (1655-1708) çiftliğiydi, adını da O’ndan almıştır. II. Mahmut döneminde modern tarzda kurulmuş olan Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediyye Ordusu için inşâ edilen bu kışla, 1828-1971 yılları arasında 143 yıl kışla ve diğer askerî amaçlarla kullanılmıştır. Bunun yanında modernleşme sürecinin önemli adımları olarak devlet memurlarına fes dâhil yeni kılık-kıyafet, askerlere ise üniforma giydirilmesi, tanıtım amacıyla halka Mızıka-i Hümâyûn dinletilmesi bu kışlada icra edilmiş. 1836 yılında padişahın portresinin resmî dairelere asılması uygulamasına ev sahipliğini yapmıştır. Bu özellikleri kışlayı benzerlerinden ayıran özellikleridir. Rami Kışlası II. Mahmud devrinde ivme kazanan modernleşme sürecinin vitrini olmuş ve oldukça önemli bir misyon üstlenmiştir. Bu bağlamda II. Mahmud devrinde kışla üzerinden merkeziyetçi devletin inşâsı, muktedir hükümdar imajı, yeniliklerin hayata geçirilmesi ve teşebbüs edilen askerî-sivil reformların genelde başarılar kazanması bu kışlayı öne çıkarmaktadır.
Rami Kışlası Camii II. Mahmud Vakfı hayratındandır. Başlangıçta kışla inşâatının âciliyeti ve maliyetin düşürülmesi için cami düz çatılı yani kubbesiz ve minaresiz inşâ edilmişti. 1835’te kışla camiine önce ahşap bir kubbe eklenip kurşun levhalarla kaplanmış, bir yıl içinde de yeni taş bir minare eklenmiştir. Zaman içinde müteaddit defalar tamirat görmüş ve yenilenmiştir. Kışla ve caminin geçmişinde en zor dönemleri işgal sırasında yaşanmıştır. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)’nin ardından 13 Kasım 1918’de fiilen İstanbul’u işgale başlayan İtilâf Devletleri 16 Mart 1920’de bunu resmîleştirmişlerdi. Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’u işgale başlayan İtilâf Devletleri’nin askerî birlikleri, İstanbul’u belli bölgelere ayırarak stratejik mevkilere konuşlanmışlardı. Bu paylaşımda Fransızların hissesine Rami ve Davudpaşa kışlaları ile Maltepe Asker Hastahanesi ve daha küçük birçok askerî yapı düşmüştü. Rami Kışlası’nı zapt eden Fransızlar, kışlaya II. Fırka 27. Alay olarak anılan Cezayir’den getirdikleri birlikleri yerleştirmişlerdi. Millî Mücâdele sürecinde burada bulunan Cezayirli askerlerle çok iyi bir diyalog oluşturularak bu Müslüman askerlerden destekler alınmıştır. Öyle ki; İşgal İstanbul’unda Kuvva-yı Milliye’nin ihtiyaç duyduğu silah, mühimmat ve askerî teçhizat mevcuttu. Keza Millî Mücâdele’ye destek verecek birçok subay da Anadolu’ya geçmek için fırsat kollamaya başlamıştı. İşte bu noktada destek veren Cezayirli askerler yardımıyla Anadolu’ya sevkiyat başarı ile gerçekleştirilmiştir.
Tarihsel süreç itibarıyla bugün Rami semti ve Cuma Mahallesi’ndeki yerleşimin nüvesini teşkil eden Rami Kışlası yapıları, Cumhuriyet döneminde I. Ordu Komutanlığı’na tahsis edilmişti. 1971 yılına dek askerî amaçlı kullanılan kışla yapıları, bir yıl sonra İçişleri Bakanlığı’na devredilmiştir. Söz konusu devir işleminden sonra kışla yapılarının farklı amaçlarla kullanımının önü açılmış oldu. Çok geçmeden imar plânında tadilat yapılarak Mart 1973’te kışla yapıları ve arazisi emniyet hizmetlerine tahsis edildi. Bu plân değişikliği, imar ve iskân bakanlığınca da onaylandıktan sonra resmen yürürlüğe girmiş oldu.
Aslında dilimizi günümüzde Rami Kışlası değil Rami Kütüphânesi söylemine alıştırmamız lâzım, gayet güzel restore edilmiş olan bu mekân çok harika bir kütüphâne şekline gelmiştir. Tarihî kışla yapısının aslî hüviyeti korunmuş, temel birimlerine gereksiz müdâhalelerden kaçınılmış, geçmişte günlük talim alanı olarak kullanılan iç avlusu olabildiğince işlevsel bir biçimde güncel ihtiyaçlar doğrultusunda başarıyla düzenlenmiştir. Milletimizin istifadesine sunulan bu güzel yapı çok fonksiyonlu olarak en güzel şekliyle halkımızın istifadesine sunulmuştur.
Resul KESENCELİ
Yazar
Al elmayı almadan,Mefkûreme varmadan,“Kızılelma” olmadan,Hayatın anlamı ne?Şehit-Gazi ordusu,Türkiye’nin tapusu,“Kızıl Elma” ülküsü,La-ilahe-illallah.Nizamı âlem için.Hedefe doğru koşun,Budur bir ömür...
Yazar: Hasan ÖZÇELİK
İnsanlık tarihinde zeytine olan ilgi ve hayranlık, uzun ömrü, sağlık veren meyvesi ve yağı nedeniyle binlerce yıldır devam etmiştir. Zeytin, Akdeniz Havzası’nın doğusunda ekonomik olarak önemli bir ge...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Künyesi “Ebû’s-Sena”; lâkabı “Şemseddîn”; asıl ismi “Ahmed”; mahlâsı “Şemsî”dir. Esmer olmasından dolayı “Kara Şems” olarak şöhret bulmuştur. 1519 senesinde Tokat'in Zile ilçesinde doğmuş, 1597 senesi...
Yazar: Resul KESENCELİ
17. yüzyılın Sebk-i Hindî akımından etkilenen şairlerinden biri olan Mezakî’nin Dîvânı’nda hikemî bir yolculuğa çıkmak, şairin dünyasını anlamaya katkı sağlayacağı gibi devrini anlamaya da yardımcı...
Yazar: Mahmut KAPLAN