Onurlu Mektup
Ovanın ortasındaki çınar ağacının altında oturuyordu. Elinde bir mektup vardı. Usulca okşadı, açılıp kapanmaktan eskimiş kâğıdı. Kelimeleri sesli okuyordu önce. Sonra sessizce geçiriyordu içinden. Ninni gibi geliyordu kulağına her bir sözcük.
Çınarın yapraklarını sallandıran rüzgâr, mektubu yazan eller gibi şefkatle sarıyordu askerin omuzlarını. Tekrar tekrar okudu o inci gibi dizilmiş cümleleri. Dersler çıkardı, görevinin önemini yeniden düşündü zihninde. Uzaklara baktı, dağlara, ormanlara, gökyüzünde kanat çırpan türlü kuşlara...
Her biri annesinden gelen mektubu kutluyordu sanki. Her biri annesine selâm gönderiyordu. Tüm güzellikler geçti kalbinden, aktı annesinin kalbine doğru...
Bir an tefekküre daldı, durdurdu zamanı. Sonra, mektubu nazikçe cebine koydu. Ucu tükenmek üzere olan bir kalem aldı can dostundan. Başka bir er, iç cebinde kalan son kâğıt parçasını uzattı askere, kıymetli validesine kelimelerin gölgesinde sevgisini göstersin diye...
Onurlu asker annesine olan özlemini, sevgisini dile getirdi önce. Sonra uzak dağlardaki çam ağaçlarının güzelliğini, asker dostlarının yamacın üzerindeki yeşilliğin içinde nasıl çamaşırlarını yıkadıklarını, köylerdeki ninelerin ellerinde kalan son malzemelerle pişirdikleri çorbaları, buldukları yün ipliklerle ördükleri çorapları, dedelerin öpülesi elleriyle tüm askerleri gördükleri yerde selâmlamaları, güzel sesli bir Mehmetçiğin okuduğu ezanı, saf saf dizilerek kıldıkları namazı da ekledi güzelliklerin içine. Annesinin gözlerinden bakarmış gibi anlattı her detayı.
Bilirdi, annesi oğlunun gözlerinin mavisine dalarken sırtını sıvazlar ve söylediklerini kelimesi kelimesine aklına not ederdi. Bu mektubu da, annesi karşısındaymış gibi, onu hayal ederek yazıyordu.
Etrafındaki ormanın güzelliğini, derenin şarıltısını, bülbülün şarkısını da ekledi kelimelerinin arasına. Duasını dile getirdi, sonra:
“Allah’ım; sana ellerini açan, huzurunda titreşen askerlerini muzaffer eyle, süngülerini keskin eyle, düşmanları perişan eyle!”
“Dualarında bizi de unutma anneciğim,” yazdıktan sonra dikkatlice katlayıp cebine koydu mektubu. Ayağa kalktı. Sırtını yasladığı çınar ağacına teşekkür etti, kalbinin üzerindeki bayrağı açtı, öptü ve dikkatlice gömleğinin sol cebine tekrar yerleştirdi. Arkadaşlarına mektubu koyduğu yeri söyledi. Mektup; zamanı geldiğinde gidecekti.
Artık vakit, vatanı savunma vaktiydi. Vakit, zafer vaktiydi!..
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Sabır sonsuzluk demek galiba. Denizle gökyüzü gibi İkisi de mavi, ikisi de sonsuz. Sonra... Toprakla yağmur. Çiçekle böcek. Kuşla balık. Yumurtayla süt. Ya da kakaoyla kek...- Heyy dur bakalım. Kek ne...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Kitabın Adı: Mutluluğu Arayan KuakkaYazar: Yağmur KartalResimleyen: Gülşah Alçın ÖzekYayınevi: Vadi Çocuk YayınlarıYayın Yeri ve Yılı: İstanbul/2022Sayfa Sayısı: 30Yaş aralığı: 8+İşlenen Konular: Mutl...
Yazar: Sait ÖZER
Kayalıklara uzandı çocuk. Yalnız değildi. Her zamanki gibi... Martılar dizildi yanına. O gün neler yaşadıklarını anlattılar çocuğa. Bazısı denizin pisliğine söylendi bazısı yediği simitlerin küfl...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Vatan topraklarımızın, bayrağımızın, dirlik ve birliğimizin en anlamlı simgesi İstiklal Marşımızın kabulünün 105 inci yıldönümü. Her kelimesi ruhumuza dokunur, her satırı derin anlam ve mesaj içerir, ...
Yazar: Erdal KARASU