Paylaşmanın Tadı
Sevgili arkadaşlar, dünya hayatı geçicidir. Allahu Teâlâ bazı kimselere nimetlerini bol vermiş, bazılarına ise kısmıştır. Dünya nimetlerinden nasibi bol olanların, muhtaç olanları gözetmesi de bir kulluk ve insanlık görevidir.
Ayrıca nimetleri paylaşmak, o nimetlerin çoğalmasına ve Allah'ın rızasını kazanmamıza vesile olur.
Bir Ramazan günü sahabe efendilerimizden birisinin evinde pişmiş bir tavuk ikram edildi. Onlar ise o tavuğu yemeyip “Komşumuzun daha çok ihtiyacı var.” diye diğer komşularına gönderdiler. Komşuları da aynı tavuğu “Diğer komşumuzun daha çok ihtiyacı var.” diye bir başka komşularına ikram ettiler. İkram edilen tavuk bu şekilde tam yedi evi dolandıktan sonra yine ilk ikram eden eve gelmişti.
Paylaşmak ve muhtaçlara yardım etmek Müslümanların en önemli özelliklerindendir.
Sevgili arkadaşlar, bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir dükkâna girerek “Bildiğiniz gibi bu çocuğun babası savaşta şehid düştü. Yarın da bayram. Evde yiyeceğimiz olmadığı gibi çocuğun giyeceği de yok. Allah rızası için biraz yardım.” diyerek utana sıkıla yardım istedi.
Dükkân sahibi fakir kadına yardım etmediği gibi hiddetli bir sesle kadını azarladı. Dükkân sahibinin bu çıkışı üzerine kadın ağlayarak dükkândan çıktı.
Dükkânın karşısında bulunan başka bir dükkânın sahibi olan Abraham isimli Yahudi, o fakirin ızdırabını anlayıp kadının ve çocuğunun ağlamalarına dayanamayarak, insanî duygularla kadını dükkânına davet etti. Ancak kadın girmek istemedi.
Yahudi Abraham ısrar etti. Kocasını tanıdığını, onun kendisi üzerinde çok iyiliği olduğunu ve iyiliklerinin karşılığını ödemek istediğini söyleyerek kadını ikna etti.
Yahudi Abraham dul kadına ve yetim çocuğuna en güzel ve en pahalı bayramlıklar verdi. Kadının çocuğunu giydirdi, kuşandırdı. Artık yüzleri gülüyordu.
Yahudi Abraham’ın dükkânından çıkarken kadın candan ve gönülden Allah'a dua etti ve kızı da “Âmin!” dedi.
Dul ve yetimi dükkânında kovan dükkân sahibi, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendisi cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Köşkün kapısında kendisinin ismi yazılı idi. “Demek ki burası bana ait.” diyerek köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi melekler;
”Giremezsin, bu köşk düne kadar senindi ama dün senden alınıp başkasına devredildi.” dedi. Telaş ve heyecanla uyanan dükkân sahibi doğruca Yahudi Abraham Efendi’nin dükkânına gitti.
”Abraham Efendi dünkü dul kadın ve yetim çocuğa kaç altın değerinde elbise verdinse yüz katını vermek istiyorum.” dedi.
Abraham Efendi tebessüm ederek;
”Olmaz Efendi olmaz. O köşk yüz altın, bin altın ile satın alınmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm. Cennetin sahibine iman ediyorum ve işte Müslüman oluyorum.” diyerek kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu.
Sevgili arkadaşlar, paylaşmanın tadına varalım, gariplerin ve yetimlerin duasında yer bulalım. Kalın sağlıcakla.
Esra Elif ŞAHİN
Yazar
Ramazan...Büyüklerimizin “Nerde o eski Ramazanlar?” diyerek nemli gözler vetitreyen sesleriyle özlemini duyduğu Ramazanlar...Biz çocukların ise birçok heyecanı beraber yaşadığımız huzur ve rahmet ikli...
Yazar: Esra Elif ŞAHİN
Sevgili arkadaşlar, okulların tatil olmasıyla hepimizde bir telaş başladı. Tatil programı yapanı mı arıyorsun, okul masraflarını çıkarmak için simit mi satayım, yoksa ayakkabı mı boyayayım, diye düşün...
Yazar: Esra Elif ŞAHİN
Sevgili arkadaşlar, sizlerle kültürümüzde ve inancımızda çok özel yeri olan komşuluk hakkı ve komşularımız ile ilgili hasbihal etmek istiyorum.Komşu nedir bilir misiniz?Komşu, bir fincan kahvedir, bir...
Yazar: Esra Elif ŞAHİN
İnsan bir yolcudur, uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkmış bir yolcu...Dünya pazarında heybesini güzelliklerle, kullukla doldurup 'sonsuz huzura' kavuşmaya çalışan bir yolcu...Yol vardır, sonunda gül bahç...
Yazar: Esra Elif ŞAHİN