Ömrüne Yemin Olsun Ey Nebi
Kur’ân-ı Kerîm’de önemine istinaden Cenâb-ı Allah’ın kendi Zât’ına, peygamberlere, meleklere ve Kur’ân’a yemin eden âyetler vardır. Fakat özellikle yemin âyetlerinin zamanla ilgili kavramlarda ve günün belli zaman aralıklarında yoğunlaştığı görülmektedir. Söz gelimi asra, geceye ve gündüze, tan yerine, seher ve kuşluk vaktine, sabaha ve akşama yemin eden âyetler vardır.[1] Örneklerden anlaşıldığı gibi Kur’ân’da kimi âyetler mikro düzeyde günün belirli vakitlerine yemin ederken, makro düzeyde ise ezelden ebede uzanan yaratılış serüveni içinde özel bir zaman dilimi vardır ki, bu da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatıdır.
Hicr Sûresi’nin yazımıza konu olan 72. âyetinde Cenâb-ı Hak “(Ey Rasûl’üm!) Ömrüne yemin olsun ki onlar, sarhoş/sersem hâlleriyle saçmalayıp duruyorlardı.” buyurmaktadır. Âyetin öncesine ve sonrasına odaklanarak muhatabın Hz. Lût ve yemin sahibinin melekler olabileceğini düşünen müfessirler olmakla birlikte çoğunluğa göre, le ‘amruke Peygamber’in ömrü hakkında Yüce Allah'tan bir yemindir.[2] İbn Kayyim el-Cevziyye (öl. 751/1350) Kur’ân’daki yeminleri müstakil olarak ele alan et-Tibyân fî aksâmi’l-Kurʾân adlı eserinde ilgili yemini selefin anladığı gibi anlamak gerektiğini beyan ederek âyette Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edildiğini belirtir.[3]
Esbâb-ı nüzûlü konu edinen eserlerde bu âyetin nâzil oluşu hakkında bir sebep zikredilmemiştir. Haddizâtında bahsi geçen eserlerde peygamber kıssaları ile ilgili âyetlerin nüzûl sebebinin, âyetin kendi muhtevasında aranması gerektiği belirtilmiştir.[4] Bu âyet ve öncesinde Lût kavminin sapkınlıkları anlatılmakta, onların içinde bulunduğu kötü durum, akılsız insanların fillerine benzetilmekte ve onların sapkınlıkları Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne[5] yemin edilerek açıklanmaktadır. Dolayısıyla olay örgüsünün, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmesi ile doğrudan bir ilgisinin olmadığı açıktır. Buna uygun olarak Lût kavminin kıssası anlatılırken Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin eden kısım, anlatılan kıssadan bağımsız olarak[6] bir ara cümle şeklinde değerlendirilmiştir.[7] Şu hâlde konunun yemin ve Hz. Peygamber (s.a.v.) özeline indirgenmesinde bir beis olmasa gerektir. Zira ilgili yeminle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kastedildiğine dair hadisler ve ilk dönem müfessirlerin görüşleri de bu çerçeveyi desteklemektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ömrüne yemin edilen tek peygamber olmakla birlikte kanaatimizce konunun bir diğer mühim tarafı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in 23 yıllık risâlet dönemine değil de risâlet öncesi dönemi de kapsayacak şekilde ömrünün tamamına yemin edilmesidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kıymetini yalnızca risâleti ve sonrası ile sınırlayan bir düşüncenin varlığı malum olduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in dindeki otoritesini yok sayan nevzuhûr akımlar da söz konusudur.[8]
Yemin konusunda genel kanaat şudur ki âyetlerde bir şeye yemin edilmesi; anlatılan hakîkati vurgulamak ve yemin edilen şeyin mütekellim nezdindeki önemini muhataba anlatmak gayesinden kaynaklanmaktadır.[9] Abdullah b. Abbâs’a (öl. 68/687-88) göre ilgili yeminin manası, Allah katında en kıymetli kimsenin Hz. Peygamber (s.a.v.) oluşudur. Allah, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatından başkasının hayatına yemin etmemiştir.[10] Hasan-ı Basrî’ye (öl. 110/728) göre ise Allah yarattıklarından dilediğine yemin eder ve yalnızca Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatına yemin etmiştir.[11] Bilindiği üzere peygamberler arasında Hz. Muhammed (s.a.v.)’e mahsus birçok özellikten söz edilebilir. Son peygamber olması ve risâletinin kıyamete kadar sürecek olması, bütün insanlara gönderilmesi, miraç tecrübesine mazhar kılınması, şefaat-i uzmâ ve makâm-ı mahmûd ilk akla gelen hususlar olup ömrüne yemin edilmesi de bu bağlamda zikredilebilecek ayırt edici mühim özelliklerden birisidir.[12] Ayrıca zikredilmelidir ki Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem’e, Hz. Nûh’a, Hz. İbrahim’e, Hz. Musa’ya, Hz. Yahya’ya, Hz. Zekeriyya’ya ve Hz. İsa’ya ismiyle hitap ederken ömrüne yemin ettiği peygamberine ise, katındaki değeri ve sevgisinden ötürü “Ey Nebî!” diye hitap etmiştir.
[1] 103/Asr, 1, 92/Leyl, 1, 89/Fecr, 1, 93/Duhâ, 1, 81/Tekvîr, 17-18.
[2] Şihâbüddîn Mahmûd Âlûsî, Rûhu’l-meʿânî, thk. Ali Abdulbârî Atiyye (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415), 7/315.
[3] İbn Kayyim el-Cevziyye, et-Tibyân fî aksâmi’l-Kurʾân, thk. Muhammed Hâmid Fakî (Beyrut: Dâru’l-Ma’rife, ts.), 429.
[4] Muhsin Demirci, “Esbâb-ı Nüzûl”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 04 Şubat 2025).
[5] İlgili yeminin Hz. Peygamber’in ömrünü muhatap aldığını reddeden bir görüşe rastlanmamış olmakla birlikte bazı müfessirler meleklerin Hz. Lût’un hayatına yemin etmiş de olabileceğini ifade etmişlerdir. İlgili yorumlar için bk. Zemahşerî, el-Keşşâf ʿan hakâ’ikı gavâmizi’t-tenzîl ve ʿuyûni’l-ekâvîl fî vücûhi’t-teʾvîl (Kahire: Dâru’r-Reyyân, 1987), 2/585; Nâsırüddîn Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-teʾvîl, thk. Muhammed Abdurrahman Maraşlı (Beyrut: Dâru İhyâi’t-türâsi’l-Arabî, 1418), 3/215.
[6] Necmüddîn Nesefî, et-Teysîr fî’t-tefsîr (İstanbul: Dâru’l-lübâb li’d-dirâsât ve tahkîki’t-türâs, 2019), 9/210.
[7] Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsîr, çev. Sadreddin Gümüş - Nedim Yılmaz (İstanbul: Ensar, 2014), 3/282.
[8] Bu fikir genellikle batılı oryantalistler tarafından ortaya atılmış, İngiliz sömürgesine maruz kalan Hindistan ve Mısır gibi topraklarda yayılmaya başlayarak diğer İslam beldelerine de ulaşmıştır. Konu ile ilgili mütalaalar için bk. Saffet Sancaklı, Hadis İnkarcılığı Hadis Karşıtlarının İddiaları ve Cevaplar (İstanbul: Rağbet Yayınları, 2017), 31-41.
[9] Celal Kırca, “Aksâmü’l-Kur’ân”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 08 Ekim 2024); Kutbettin Ekinci, “Kur’an’da Allah’ın Zatı Dışında Kullanılan Yeminleri Sözün Maksadı Açısından Anlamak” 57/1 (Nisan 2016), 87.
[10] Alî b. Muhammed el-Hâzin, Lübâbü’t-teʾvîl fî meʿâni’t-tenzîl (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415), 3/60; Rivayetin hadis kaynaklarından referansı için bk. Muhammed b. İsmâil Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî (Şam: Dâru İbn Kesîr, 1993), "Kitâbü’l-eymân ve’n-nüzûr", 12.
[11] Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehli’s-sünne (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2005), 6/454.
[12] Konu hakkında tarafımızdan yazılan bir makale için bk. Hamit Demir, “Yorum ve Sufi Yorum Perspektifinden Hz. Peygamber’in Ömrüne Yemin Edilmesi”, Eskiyeni 58 (Eylül 2025), 1249-1266.
Hamit DEMİR
Yazar
Asıl adı Abdu’l-Gaffâr olan Hâmî, aslen Buharalı olup 19. yüzyılda Maraş’ta yaşamış sûfî bir şairdir. Hayatı hakkında eldeki bilgiler sınırlı olmakla birlikte, şiirlerinde yer alan bazı ipuçları biyog...
Yazar: Hamit DEMİR
Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi üç farklı yerde hurma ağacı (nahl, nahle, lîne), hurma bahçesi (cennetün/cennâtün min nahîl), hurma (nahîl, semerâtü’n-nahl, rutab), hurma kütüğü (a’câzü nahl), hurma dalı (urc...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Siyahîlerin beldesi anlamına gelen kadim bir ülke Sudan. Tarihin bir döneminde Kızıldeniz’den Atlas Okyanusu’na kadar uzanırmış sınırları. Beyaz Nil ve Mavi Nil’in Hartum’da birleşmesi ile Büyük Nil o...
Yazar: Hamit DEMİR
-Ömer Halisdemir’in aziz ruhuna-Bin beş yüz yıl akmış kana,Ne göz yumduk ne yenildik...Nasıl el kalkmış Osman’a?Biz Osman’ı nâmus bildik,Şehid düştük, darp edildik...Nizâmülmülk bir dehâydı,Haşhâşîler...
Şair: Halil GÖKKAYA