Prof. Dr. Abdülmecit İslâmoğlu ile Hulûsi Efendi Konulu Röportaj
Kıymetli hocam, “Divân-ı Hulûsî-i Dârendevî”nin Osmanlıca neşredilmesi gerek okuyucular açısından, gerek geleneğin yaşatılması açısından veyahut ilmî araştırma yapacaklara ve yeni neslin Osmanlıca öğrenmesine dair nasıl bir katkı sunacaktır? Kitabın Osmanlı dönemi alfabesi ile rik’a hattıyla neşredilmesinin faydaları hakkındaki mülahazalarınızı dinlemek istiyoruz.
Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserinin güzel bir rik’ayla ve prestij bir baskı ile hazırlanmasını heyecan ve mutlulukla karşıladığımı belirtmek isterim. Burada söz konusu olan bir eserin, sadece Osmanlı dönemi alfabesi ile yazılması ya da estetik bir rik’a hattıyla yeniden neşredilmesi değil. Burada aynı zamanda kültürel hafızamızın ihyası, Türk-İslâm sanatının en önemli bileşenlerinden birisi olan hüsn-i hattın tanıtılması, yazı medeniyetimizin sürekliliğinin temini adına atılmış bir adım söz konusu… Bu bakımdan yapılan neşir hakîkaten önemli bir hizmet.
Hazırlanan bu yeni çalışma ile okuyucunun bir anlamda, Hulûsi Efendi (k.s.)’nin değerler dünyasına, kaleme aldığı şiirlerin aslî atmosferine daha da yaklaşabileceği bir hizmet gerçekleştirilmiş. Yetiştiği kültürel çevre, aldığı dersler nazar-ı dikkate alındığında; yazılarını, notlarını Osmanlı dönemi alfabesi ile kaleme almış bir zâtın şiirlerinin bu dönem alfabesi ile okuyucuyla buluşturulması, eserin içeriğinin yanı sıra tarihî ve kültürel kimliğin/geçmişin de önemini vurgular nitelikte. Burada anlatmak istediğim, muhteva gibi şeklin de, sunumun da önem ve değer ifade ettiği. Bu hâliyle okuyucu eserin yazılış atmosferini bütüncül bir bakış açısıyla bir nebze de olsa tecrübe etmiş oluyor aslında.
Az önce ifade ettiğim gibi, bu tür çalışmalar geleneksel yazı kültürümüzün yaşatılması adına da büyük katkılar sunar nitelikte. Osmanlı’da 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra belli kurallara bağlanan ve 19. yüzyılda günlük hayatta ve resmî yazılarda yaygın biçimde kullanılan rik’a, basitliği ve kolaylığı sebebiyle geniş kullanım alanı bulmuş bir hat çeşididir. Bu hat çeşidinin bu eser vesilesiyle yeniden kullanılması, yazı medeniyetimizin canlı tutulması adına önem arz etmektedir. Böylece yeni nesillerin, hüsn-i hattı sadece teorik bilgiler ya da eski eserler üzerinden değil, günümüzde yayımlanan eserler üzerinden de tanıma fırsatı elde etmeleri sağlanmış oluyor.
Bu çalışmanın; tarih, edebiyat, dil ve ilâhiyat araştırmaları için de kıymetli bir kaynak olma özelliği bulunmakta. Eserin Osmanlı dönemi alfabesi ile yayımlanması, araştırmacıların metni aslî şekliyle inceleyebilmelerini, şiirlerin dil husûsiyetlerini, imlâ özelliklerini vs. doğrudan gözlemleyebilmelerini sağlamaktadır. Ayrıca Lâtinize edilmiş metinlerde, ortaya çıkması muhtemel okuma farklılıkları ya da yanlışlıkları gibi hususların, bu neşir vesilesiyle asgarî seviyeye inecek olması da ayrı bir husûsiyet olarak vurgulanmalıdır.
Osmanlı Türkçesini öğrenmek isteyen genç araştırmacılar, ilgililer ya da öğrenciler için bu neşir son derece faydalı olmuştur. Güzel bir rik’a hat ile okunaklı bir şekilde yeniden yazılan Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, Osmanlı Türkçesini ilerletmek, yazı çeşitlerine aşinalık kazanmak isteyenler için önemli bir kaynak özelliği taşımaktadır.
Okuyucu bu neşir ile güvenilir bir metin ile buluşacak, Osmanlı Türkçesi ile nesih hattın dışında, rik’a ile bir bağ kuracak ve metne -tabiri caizse rûhunu da hissederek- dâhil olmuş olacaktır.
Günümüz gençlerinin Osmanlı Türkçesi’ne ilgi ve alâkası nasıldır hocam?
Günümüzde gençlerin Osmanlı Türkçesine olan ilgisinin geçmiş dönemlere kıyasla daha görünür hâle geldiğini ve bir artış sağladığını görüyorum. Bu ilginin sebebi herkes için farklılık arz etmekle birlikte, kültürel mirasımızı doğrudan kaynaklarından okuma arzusunun bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Tabi ülkemizde bu anlamda gençlerin işlerini kolaylaştıracak çeşitli alanlarda gerçekleştirilen hizmetlerin varlığını burada vurgulamak gerekiyor. İlâhiyat, tarih, edebiyat, kütüphanecilik gibi bölümlerde yer alan Osmanlı Türkçesi derslerinin yanı sıra, sivil toplum kuruluşları tarafından açılan kurslar, dijital ortamda Osmanlı dönemi alfabesi ile yazılmış kaynaklara, tarihî metinlere kolayca ulaşılabilmesi, gençlerin bu alana yönelmesini kolaylaştıran ve teşvik eden faaliyetlerdir. Osmanlı Türkçesi meraklıları, bu metinlerle hemhâl olmaya başladıklarında yalnızca dönem alfabesini/harflerini öğrenmediklerini, aynı zamanda kendi kültürel miraslarıyla, bir başka deyişle tarihî hafızalarıyla da doğrudan temas kurduklarını görecekler ve bu durum onlarda emin olun farklı hisler uyandıracaktır.
Son dönemde Osmanlı Türkçesinin öğretilmesi, yaygınlaştırılması adına çeşitli çalışmaların yapıldığı görülüyor. Özellikle “bakışımlı” diye tarif edilen, yani sayfanın bir tarafında Osmanlı dönemi alfabesi, diğer tarafında günümüzde kullanılan Lâtin alfabe ile yazılmış çeşitli çalışmalar var. Ancak bunlardan özellikle bir kısmına baktığımda bunların bizim kültür ve medeniyetimizle pek de ilgili olmadığını görüyorum. Yani bizim değerlerimizden uzak metinler olduğunu görüyorum. Burada şu sonuç ortaya çıkıyor: Osmanlı Türkçesi kültür ve medeniyetimizin, değerlerimizin aktarılması hususunda önemli bir köprü, önemli bir vasıta görevi görüyor. O hâlde bu önemli köprünün sağlam, değerli ve doğru malzemeyle inşâ edilmesi gerekli. Bu anlamda meselâ Batılı bir yazara ait bir metnin (ilk olarak Lâtin alfabesi ile yazılmış ve yayımlanmış) Osmanlı dönemi alfabesiyle yeniden dizilip okuyucuya “istifade için sunulması” bana açıkçası emek-vakit israfı olarak görünüyor. Tam bu noktada Osman Hulûsi Efendi’nin enfes bir rik’ayla yayımlanan eserinin alan araştırmacıları ve okuyucuları için son derece faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü Osman Hulûsi Efendi zihinlere hitap ettiği kadar gönüllere, kalplere de hitap eden birisi. Özellikle duygu yüklü şiirleri sebebiyle pek çok şiiri, pek çok eseri bestelenmiş durumda…
Dolayısıyla günümüz nesli, günümüz gençliği bu eser vesilesiyle, böyle bir şahsı muhteva itibarıyla okuyup anlamanın yanı sıra Osmanlı Türkçesini geliştirme gibi bir fırsat ile de karşı karşıya. Bu arada küçük bir istirhamda da bulunmak isterim: Eğer mümkünse bu eserin kâğıt baskısının yanında dijital olarak da internet ortamında paylaşılması, daha geniş kitlelere ulaşabilmesi adına faydalı olacaktır.
Sağ olun hocam. Bir de prestij baskı olması, kâğıdından, hattatın emeğinden, bununla birlikte vakfın meseleye göstermiş olduğu itinayla ilgili olarak; yani vakfın neşriyatlarındaki kalite standardının yüksek olması hususunu, herhâlde birkaç cümleyle değerlendirmek istersiniz.
Bir eser yayımlanırken, içerikle birlikte o içeriğin okuyucuya nasıl sunulduğu da, -hele görselliğin bu derece itibar gördüğü günümüzde- büyük önem taşımakta. Özellikle kültür ve mirasımızın, değerlerimizin aktarıcısı durumunda olan eserleri neşrederken bu hususa ayrıca bir ihtimam göstermek gerekir. Bu açıdan bakıldığında eserin, okuyucuya yüksek kalite standartlarında sunulduğu görülüyor. Nitelikli kâğıdı, özenle tasarlanmış ve hazırlanmış cildi, ciltteki isabetli renk tercihi ve elbette hattatın titiz emeğiyle ortaya çıkan güzel bir rik’a ile Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, estetik bir kültür varlığı hâline gelmiş durumda. Vakfın genel olarak eserlerinin hep bu ihtimam ve dikkatle, özenle yayımlandığını söyleyebilirim, bu husus da ayrıca takdire şayandır. Çünkü bu aslında esere, müellife ve okuyucuya duyulan saygının bir ifadesi olarak görülmelidir. Bu anlamda emeği geçen herkese, başta Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Hamid Hamideddin Ateş Hoca Efendi olmak üzere şükranlarımı ifade etmek isterim.
Hocam, gençlere daha kolay ulaşması için dîvânın dijital ortamda —iOS ve Android uygulamalarında— paylaşılması, nesre çevirisi var, ilâhilerin dinlenmesi var, kolay ulaşım var. Gençlere tavsiye eder misiniz? Dijital uygulamayla ilgili ne söylemek istersiniz hocam?
Günümüzde bilgiye önemli ölçüde artık dijital platformlar üzerinden ulaşıldığı görülüyor. Bu itibarla Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî gibi klâsik edebiyatımızın devamı niteliğindeki eserlerin dijital ortama taşınmasının teknolojik yeniliklere ayak uydurmaktan öte, kültürel mirasımızı, değerlerimizi günümüz gençliğiyle buluşturmak adına zorunlu olduğunu düşünüyorum. Dîvân’da yer alan şiirlerin orijinal yazımlarına ulaşılabilmesi, dil içi çevirilerinin okunabilmesi, şiirlerin seslendirilmiş hâllerinin dinlenebilmesi ve sözlük bölümü sayesinde bilinmeyen kelimelerin bakılarak öğrenilebilmesi, özellikle genç okuyucular için büyük bir kolaylık sağlayacaktır. Gençler bugün dijital araçları hayatlarının tabiî bir parçası olarak kullanıyorlar. Klâsik edebiyatımızın bu mecralarda temsil edilmesi, gençlerin kendi kültür kaynaklarıyla daha kolay tanışmalarına, daha sağlam bağlar kurmalarına vesile olacaktır. Tebrik ediyorum, hayırlı olsun.
Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin özel arşivindeki bazı notlar, sizin de içinde bulunduğunuz hocalarımız tarafından incelenip günümüz alfabesine çevirileri yapıldı. Siz de birkaç yıllık bir emekten sonra bu seçkilerden bir kitap neşrettiniz. Çalışmanız hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz?
Bu çalışmanın hikâyesi yaklaşık on yıl öncesine uzanmakta. Hacı Hulûsi Ateş-Şeyhzâdeoğlu Özel Kitaplığı’nda yer alan belgeler, Prof. Dr. Mehmet Akkuş Hocamızın başkanlığında yürütülen bir çalışma kapsamında, benim de içinde yer aldığım bir akademisyen grubu tarafından günümüz harflerine aktarılmıştı. Daha sonrasında Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı’nın şahsımdan talep etmesi üzerine, arşivde yer alan söz konusu bütün yazıları-belgeleri tek tek inceledim, değerlendirdim ve neticede Hulûsî-nâme’nin bugünkü şekli ortaya çıktı.
Hulûsî-nâme, Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin kaleminden çıkan ve bugüne kadar yayımlanmamış manzûm-mensûr metinleri içerisinde barındıran önemli bir çalışmadır. Eser, biraz önce ifade ettiğim gibi Hacı Hulûsi Ateş-Şeyhzâdeoğlu Özel Kitaplığı’nda muhafaza edilen zengin arşiv malzemesine dayanmaktadır. Bu arşivi muhteva itibarıyla kısaca özetlemek gerekirse: şiirlerden mektuplara, vecizelerden çeşitli notlara, manzûm tercümelerden tebrik ve tavsiye mahiyetindeki yazılara kadar oldukça geniş bir içeriğin bulunduğunu belirtmek gerekir. Eseri önemli kılan hususların başında, daha önce yayımlanan Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî ve Mektûbât gibi eserlerde bulunmayan manzûm ve mensûr metinlerin ilk defa bir araya getirilmiş olması gelir. Böylece okuyucu, Hulûsi Efendi’nin düşünce dünyasını bir bütün olarak görme ve inceleme fırsatı bulacaktır.
Arşiv üzerinde yaptığım incelemeler neticesinde Hulûsi Efendi’nin sadece tasavvuf alanında değil, aynı zamanda edebiyat ve estetik konularında da son derece güçlü bir birikime sahip olduğunu gördüm. Bu ise eseri hazırlarken bizi, onun okuma zevkini ve edebî tercihlerini yakından tanıma imkânı sunacağı için, kendisine ait şiir ve düz yazıların yanı sıra, beğenerek kaydettiği farklı şair ve yazarların eserlerinden seçmelere de yer vermemiz gerektiği sonucuna ulaştırdı.
Bu açıdan bakıldığında Hulûsî-nâme, müellifinin mânevî ve estetik dünyasını yansıtan seçkin bir derleme niteliği de arz etmekte. Hulûsi Efendi’nin beğenerek not aldığı bu metinleri esere derç etmekle, yalnızca bilgi vermek değil, aynı zamanda okuyucuda gönül ve zevk eğitimini oluşturmak da hedeflenmiştir. Okunduğunda görülecektir ki, bu eserde yer alan metinler, tasavvufî bir hassasiyetle insanı Hakk’a ve hakîkate yöneltirken, edebî güzellikleriyle de gönülleri süslemekte, kalpleri aydınlatmaktadır.
Hulûsî-nâme; “Seyyid Osman Hulûsi Efendi ve Hulûsî-nâme” başlığını taşıyan bir Giriş’ten sonra 7 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler: “1. Şiirler, 2. Manzûm Tercümeler/Hz. Ali’nin Özlü Sözleri, 3. Mektuplar, 4. Vecizeler, 5. Muhtelif Notlar, 6. Manzûm Güldeste/Başka Şairlere Ait Şiirler, 7. Mensûr Güldeste/Başka Yazarlara Ait Düz Yazılar” şeklinde sıralanmıştır.
Çalışmada daha önce Dîvân ve Mektûbât’ta yayımlanmış metinlere yer verilmemiş; ancak farklı, dikkat çekici varyantlar içeren şiirlere ise önemine binaen yer verilmiştir. Ayrıca Hulûsi Efendi’ye ait şiirlerin günümüz okuyucusu tarafından daha kolay anlaşılabilmesi için günümüz Türkçesi ile nesir hâline aktarımları da hazırlanmıştır. Burada şiirlerde geçen kelimelerin sadece sözlük anlamlarını vererek nesre çevirmek yerine, Osman Hulûsi Efendi’nin ne demek istediğini tasavvufî mânâsını da göz önüne alarak aktarmaya çalıştık. İkinci bölümde Ebû Alî Emînüddîn el-Fazl et-Tabersî’nin Nesrü’l-Le’âlî adlı eserinden Hulûsi Efendi’nin yaptığı seçkiler yer almaktadır. Mutasavvıfımız, Nesrü’l-Le’âlî’den 14 adet sözü seçmiş ve bunları manzûm bir şekilde tercüme etmiştir. Hz. Ali’ye nispet edilen hikmetli sözlerin manzûm tercümelerinin yer aldığı bu bölümde hem Hz. Ali’nin edebî şahsiyeti hakkında bilgiler verilmiş hem de -daha çok ahlâk ve edep muhtevalı- bu vecizeler açıklanmıştır. Sonraki bölüm Hulûsi Efendi’nin edebî bir üsluba sahip, güçlü nesir örnekleri olarak nitelendirilebilecek mektuplarından oluşmaktadır. Burada mutasavvıfımızın aile üyelerinin yanı sıra dostlarına, siyasîlere, yönetici konumundaki bazı kişilere ve askerî zevâta yazmış olduğu farklı içeriğe sahip mektuplarına ulaşmak mümkündür. Sonrasında Hulûsi Efendi’nin bir fikir veya duyguyu en kısa ve özlü şekilde anlattığı seçme bazı ifadelerine; vecizelerine yer verilmiştir. “Muhtelif Notlar” başlığını taşıyan beşinci bölüm: bazı sûre ve âyet mealleri, hadis tercümeleri, Hulûsi Efendi’nin beğenip kaydettiği tasavvufî içerikli bazı metinler, seyahatleri esnasında aldığı bazı notları, vereceği hutbeye dair hazırlık niteliğindeki bazı notları, fetvalar, emânet verdiği kitap listeleri, almak istediği ya da inceleyeceği eserlerin listesi, vefat tarihleri ve bazı yapılar için yazdığı kitabeler gibi farklı içeriğe sahip renkli bir yelpazeden oluşmaktadır. Son iki bölüm ise manzûm ve mensûr güldestelerden müteşekkildir. Manzûm bölümde; Bâyezîd-i Bistâmî’den Mevlânâ’ya, Fuzûlî’den Ahmed Sûzî’ye, Alvarlı Muhammed Lutfî’den Yahya Kemal Beyatlı’ya kadar pek çok şairin şiirlerine yer verilmiştir. Mensûr kısımda ise; Sinan Paşa, Mahmut Sâmi Ramazanoğlu, Ömer Nasuhi Bilmen gibi isimlerden alıntılarda bulunulmuştur. Bu bölümlerde Hulûsi Efendi’nin farklı şair ve yazarlardan yaptığı seçmeler mümkün olduğunca asıl kaynaklarıyla ya da eser üzerine yapılan akademik çalışmalarla karşılaştırılmış, gerekli bilgiler dipnotlarda verilerek okuyucu bilgilendirilmeye çalışılmıştır. Bu hâliyle eser sadece bir derleme olmaktan çıkmış, araştırmacılar için de önemli bir başvuru kaynağı hâline gelmiştir.
Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, Hulûsî-nâme, Hacı Hulûsi Ateş-Şeyhzâdeoğlu Özel Kitaplığı’nda yer alan geniş arşivin tamamını değil, -eserin hedeflediği gayeyi yerine getirecek şekilde- belirli bir kısmını ihtiva etmektedir. Bu bakımdan söz konusu arşiv, araştırmacılar için hâlâ keşfedilmeyi bekleyen çok kıymetli malzemeler barındırmaktadır.
Eser, ilim ve kültür hayatımıza katkılar sunsun; okuyanların istifadesine, gönüllerin aydınlanmasına vesile olsun inşallah.
Kısa Özgeçmiş
Prof. Dr. Abdülmecit İslâmoğlu, 2000 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 2001-2003 yıllarında Şanlıurfa’da Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptı. 03.03.2003 tarihinde Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Anabilim Dalı’na Araştırma Görevlisi olarak atandı. Aynı yıl “Himmetzâde Abdullah (Abdî), Hayatı, Eserleri ve Dîvân-ı Nu’ût’u” konulu teziyle Yüksek Lisansını tamamladı. 2007’de “Dâvûd-ı Halvetî ve Gülşen-i Tevhîd ü Tahkîk’i” başlıklı tez çalışmasıyla Doktor ünvanı aldı. 2011 yılında “Yardımcı Doçent” kadrosuna atandı. 2014’te “Doçent”, 2020’de “Profesör” ünvanı aldı.
Abdülmecit İslâmoğlu, 2005-2006 öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gittiği Mısır’da (Kahire Üniversitesi) alanıyla ilgili araştırmalarda bulundu. 2018-2020 yılları arasında Kırgızistan Oş Devlet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde Dekan Yardımcısı olarak görev yaptı, lisans ve lisansüstü dersler verdi. Hâlen Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Anabilim Dalı’nda Anabilim Dalı Başkanı olarak çalışmaya devam etmektedir.
Musa TEKTAŞ
Yazar
Darende ve Hulûsi Efendi dostu olan kıymetli Miraç Akdoğan vekilimizle beraberiz. - Miraç Bey öncelikle daha gençlik yıllarınızdan itibaren Darende ve Hulûsi Efendi Hazretleri’yle ta...
Yazar: Musa TEKTAŞ
Mızrabını al eline,Saz sendedir Anadolu.Destan yakışır diline;Söz sendedir Anadolu.Yiğitlerin otağısın,Şehitlerin yatağısın,İlim, irfan kaynağısın;Öz sendedir Anadolu.Kapıları açtığımız,Malazgirt’i ge...
Şâir: Ahmet Sami BENLİ
Allahu Teâlâ, mü’minlerin günahlarını bağışlayan, ayıplarını örten, ğafuru’r-rahîm, settâru’l-uyûbdur. Her gün yatsı namazından sonra okuduğumuz “Âmenerrasûlu” olarak bilinen Bakara Sûresi...
Yazar: Musa TEKTAŞ
Muhterem Ali Şakir Ergin Bey, Yozgat milletvekilliği yaptınız. Çeşitli telif, tercüme eserleriniz var. Milletimize, memleketimize önemli hizmetleriniz oldu. Bu vesileyle Darende'den sizi ziyarete geld...
Yazar: Musa TEKTAŞ