Nâbî’nin “Eylemiş” Redifli Gazeli Veya Her Şey Yerli Yerinde
Nâbî’nin “eylemiş”, redifli gazeli, Yaratan ve kul ilişkisini derinden kavrayan bir şiirdir. Nâbî’nin, “eylemiş” redifli gazelini anladığımız kadarıyla anlatmağa çalışacağız:
Nakş-ı sun’ın ol ki itkân üzre tasnîf eylemiş
Cüz’ü cüz’in âlemi terkîb ü te’lîf eylemiş
“(Allah), sanatının nakşını şüpheye yer bırakmayacak şekilde sapasağlam yerli yerince yerleştirmiş, âlemi en ince ayrıntısına kadar terkip etmiş ve birbiriyle uyumlu hale getirmiş.”
Şair, bir ressam ve tablo tasviriyle okuyucuyu dikkate davet ediyor, uyarıyor. Kâinâtın Sâni’i olan Allah, her varlığı yerli yerince yerleştirip bir bakıma evreni bir kitap gibi telif etmiş, yazmıştır. İlk mısra bir tablo, ikinci mısra bir kitap tasviridir. Kâinât, her fırçası yerli yerinde vurulmuş hârika bir resimdir. Her rengi yerini bulmuştur. İlk bakışta tablo gibi görünen âlem, dikkat edilirse okunması gereken iç içe kitaplardan oluşmuştur. Önce dünyaya bakalım; okumasını bilen biri için her çiçek bir sayfa, her ağaç bir kasîde, her bahçe bir kitaptır. İbretle bakılsa hücreden başlayarak her canlı bir kitap görünümü kazanır. Bütün ilimler bu kitabı okumak için seferber olmasına rağmen asırlardır bu kitabın okunması, şerhi ve tefsiri bitirilememiştir.
Nâbî bu kadar ayrıntıyı hesaba katmış mıydı? Kur’ân okuyan bir insan olarak kâinâtı Kur’ân’nın kevnî bir şerhi, bir tefsiri olarak gördüğünü söylemek mümkün. O zamanlar bilim şimdiki kadar inkişâf etmemişti, ama kâinâtın bir kitap olduğu gerçeği o zaman da bilinmekteydi. Evrenin, basit ve karmaşık varlıkların sergi salonu olduğu o zaman da biliniyordu. Mütefekkir bir bakış, bu kusursuz tablo karşısında hayrete düşmekten kendini alamaz.
Harf harf-i kâ’inâta itmiş ibdâ-ı suver
Ba’za virmiş istikâmet ba’zı tahrîf eylemiş
“Kâinâttaki sûretleri harf harf yoktan yaratmış, bazısına (elif gibi) doğruluk bazısın aynen (bozuk yazı gibi) eğrilik vermiş.”
Bu beyitte şairin, kâinâtı bir kitap gibi algılama anlayışı sürdürülüyor. Yaratıcı, en ince ayrıntısına kadar yaratılışı programlamış, bir plân çerçevesinde zamanı ve sırası geldikçe eşya yokluktan varlık âlemine çıkıp görünür olmuştur. Şair bunu “harf harf” diyerek ifade ediyor. İkinci mısrada ise hat sanatına gönderme yapılmıştır. Her varlık bir harf gibidir. Harflerin biçimi birbirinden farklıdır; kimi eğri, kimi dosdoğru, kimi kıvrımlıdır. Tabiattaki varlıklar da böyle değil mi? Kudret eli, her bir varlığı farklı bir biçimde yaratarak sanatının mükemmeliyetini insanların gözleri önüne sermiş.
Herkese haddince olmış mâye-bahş-ı iktidâr
Hıdmetin endâze-i vus’ınca tekşîf eylemiş
“Herkese kaldırabileceği kadar güç kuvvet bağışlamış, hizmetini gücünün terazisine göre yüklemiş.)"
Allah’ın “adl” ismi evrende boşluk bırakmayacak bir genişlikte hükmünü icrâ etmektedir. Allah, kimseye kaldıramayacağı yükü yüklememiştir; “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz.” (2/Bakara, 286) Herkese ve her varlığa belli bir güç, bir iktidar vererek sorumluluk alanını bu güce göre sınırlamıştır. Kâinâtın ince, hassas düzeninde “adl” ismi, şaşmaz tabiat kanunları biçiminde kendini gösterirken, varlıkların en şereflisi olan insanda ise vahyin irşadı ile kendisini bütün haşmetiyle göstermiştir. Allah insanlara ibâdet ve sosyal hayatta orta yolu, yani sırât-ı müstakîmi emir ve tavsiye ederek adâleti bireysel ve toplumsal anlamda yaygınlaştırmış. Yine, insana ancak kaldırabileceği yükleri yüklemiş, güçlerini aşan sınavlarla kullarını sınamamış, insanın haddini aşmaması sıkça vurgulanmıştır.
Mimkinâtı eylemiş sencide-i mîzân-ı adl
Lâyıkınca her birin taz’îf ü tahfîf eylemiş
“Yarattığı var veya yok olması mümkün olan bütün varlıkları adâlet terazisinde tartıya çıkarmış, lâyık olduğu biçimde her birini zayıflatmış ya da hafifletmiş.”
Bu beyit de bir öncekinin devamı niteliğindedir. Şair, söylediklerini açma gereği duymuş olmalı ki açıkça “adl” ismine vurgu yaparak dikkatleri çekmeye çalışmıştır. Mümkinâtı, yani carsa da her an yok olabilecek yaratılmışları adâlet terazisinde tartmış ona göre yaratmış; her birine uygun olduğu kadar, taşıyabileceği kadar yüklerini azaltmış veya çoğaltmıştır. Şair bu beyitte, insanların başlarına gelebilecek musîbetlerden şikâyetçi olabileceklerini düşünerek uyarıda bulunuyor: Allah, kişinin kaldırabileceği yükten fazlasını yüklemez. Ağlayıp sızlanmak, itiraz etmek sadece sahibine zarar verir; Allah’ın adl ismini düşünüp tevekkül etmek rûh sağlığı için önemlidir. Kişi bir belâya uğradığı zaman, sebeplere başvurduktan sonra sabır ipine sarılarak tahammül etmeli.
Enbiyâyı eylemiş ahkâma Nâbî vâsıta
Lûtf u kahr u hayr u şerri cümle ta’rîf eylemiş
“Ey Nâbî! (Allah) iyilik, kahır, hayır ve şerrin hepsini tarif ederek, açık açık anlatarak hükümlerini (duyurmak) için peygamberleri vâsıta kılmış.”
Peygamberler, Allah’ın emirlerini kullarına tebliğ için görevlendirilmiş elçilerdir. Kâinâtı bir kitap gibi yaratan Allah, bu kitabın okunması için yine onların cinsinden olan peygamberleri hoca, öğretmen, korkutucu ve müjdeleyici olarak tayin etmiştir. Onlar Allah’ın hem kulları ve hem elçileridir. Diğer insanlardan ayrıldıkları nokta Allah’ın onlara vahiy göndermesidir. Nâbî, bu gerçeği dile getiriyor. İkinci mısrada ise peygamberler aracılığıyla gönderilen emirleri hülâsa etmiş: Lûtuf-kahır, hayır-şer… Bunlar, insan hayatındaki en önemli hususları ifade eder. Allah lâtîftir, şuûnâtı/bütün işleri de bizzâtihî güzeldir. Ancak kahır sahibidir de. Tarihte âsî kavimlere gelen belâlar, Allah’ın “kahhâr” isminin tecellîleridir. Allah, iyiliği emreder, şerden sakınmayı tavsiye eder. Ancak hayrı ve şerri yaratan odur. Nâbî, emir ve yasakların peygamberler vasıtasıyla duyurulduğunu vurguluyor. Allah’ın elçilerinin görevi budur: O’nun emir ve yasaklarını duyurmak, büyük kâinât kitabını okumasını kullara öğretmek.
Her şiir, şairin rûh dünyasından, kültür birikiminden ve yaşanılan çevreden izler taşır. Gazelin bütününde Nâbî’nin temsilcisi olduğu hikemî şiir mektebinin hususiyetlerini görmek mümkün. Şair, bir mütefekkir olarak mensup olduğu medeniyet ve kültür dairesinin birikimini, damıtıp dile getirerek devşirdiği hikmetleri mısraların kanatlarında havalandırmış, bize tabiata nasıl bakmamız gerektiği hususunda yol göstermeye çalışmış.
Mahmut KAPLAN
Yazar
Fıtnat Hanım, Nâbî yolunda şiir söyleyen bir şaire olduğundan hikemî gazeller de kaleme almıştır. Şaire, hikmet vadisinde yazdığı gazellerde, erkek şairler kadar başarı göstermiş, diyebiliriz. Bir örn...
Yazar: Mahmut KAPLAN
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin Dîvân’ında yer alan her bir gazel, sırf ilâhî bir sâik ve coşkun bir feyizle inşâd edilmiş, her biri birbirinden kıymetli birer irfan meşalesidir. Bu güfte...
Yazar: Hamit DEMİR
Ne AmerikaNe AvrupaNe RusyaİnsanlığınBaba eviAna eviOrda bir araya gelmiş ebeveyniNe ÇinNe MaçinNe de başka kıt'aEn büyük ana karaMedeniyetlerin beşiğiHakikatlerin eşiğiİlle de Asyaİlle de AsyaArabist...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
Gönülleri tevhîd ve nübüvvet nuru ile aydınlatan İslâm’ın doğuşu ile birlikte gönüllerin Hakk’a bende olması için nice kahramanlar, t...
Yazar: Fatih ÇINAR