Elif Efendi ve Gönül Dünyası
Gönülleri tevhîd ve nübüvvet nuru ile aydınlatan İslâm’ın doğuşu ile birlikte gönüllerin Hakk’a bende olması için nice kahramanlar, tariflere sığmaz büyük hizmetlere vesile olup nice gönülleri kelime-i tevhîd ışığı ile ihyâ ve inşâ etmişlerdir. Elif Efendi de bu kutlu silsilenin son dönemde faaliyet yürüten önemli temsilcilerinden birisidir. Asıl adı Mehmed olan bu zât, 1850’de Sütlüce’de bulunan Hasîrîzâde dergâhında dünyaya gelmiştir. Elif Efendi’nin babası bu dergâhın son şeyhi olan Ahmet Muhtar Efendi (ö. 1901), annesi ise Tiryakizâde Hasan Paşa’nın kızı Fatma Hanım’dır. Elif Efendi’nin doğduğu bu Sa’dî tekkesini Mustafa İzzî Efendi (ö. 1823) yaptırmış ki bu zât Elif Efendi’nin büyük dedesidir, onun vefatından sonra tekkede Nakşbendiyye ve Mevleviyye Tarîkatlarından icâzeti olan oğlu Süleyman Sıdkı Efendi (ö. 1873) şeyhlik makamına geçmiştir. Süleyman Sıdkı Efendi, Elif Efendi’nin babası Şeyh Ahmed Muhtâr Efendi’nin babasıdır yani Elif Efendi’nin dedesidir.[1]
Elif Efendi, Eyüp Defterdar’da bulunan Şah Sultan Mektebi’ni bitirmiş ve bu süreçte babasının yönlendirmesi ile Nakşbendiyye şeyhlerinden Hoca Hüsâmeddîn Efendi’nin (ö. 1280/1864) derslerine devam etmiştir.[2] Arapça eğitim-öğretimini Vilayet kapı kethüdalarından Hoca Faik Efendi’de tamamlayan Elif Efendi, 1870’te Hasîrîzâde dergâhına gelen Sa’dî şeyhlerinden Şeyh Yunus eş-Şeybânî’den Sa’diyye icâzeti almıştır.[3] Elif Efendi aynı zamanda İbrahim el-Berrade’den de Şâzilî-Medenî icâzeti alarak hizmetlerini sürdürmüştür.[4]
Hasîrîzâde dergâhında 1875’te babasının isteği üzerine Mesnevî okutmaya başlayan Elif Efendi, 1880’de babasından Sa’diyye hilâfeti almıştır. Aynı yıl babası hacca gidince dergâhta vekaleten postnişin olan Elif Efendi’nin Bâyezîd dersiamlarından Hadimîzade Ahmed Hulûsî Efendi, onun vefatından sonra Ahmed Nüzhet Efendi’nin derslerine devam edip icâzet aldığı da bilinmektedir.[5] Elif Efendi, hat sanatında kendisini geliştirmiş bir gönül eridir. O, Sursalı Zeki Dede’den ta’lik hattı meşk etmiştir. Elif Efendi, dönemindeki birçok büyük âlimden de istifâde etmiştir. Özellikle Hafız Şakir Efendi ve Meclis-i Kebîr-i Maarif Reisi Büyük Ali Haydar Efendilerin Elif Efendi üzerinde derin izleri söz konusu olmuştur. Mesnevî konusunda Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Osman Selahaddin Dede’nin derslerine devam ederek ondan mesnevîhân icâzeti ve Mevleviyye hilâfeti alan Elif Efendi, 1925 yılına kadar Hasîrîzâde dergâhında şeyhlik görevinde bulunmuştur.[6]
Çok yönlü kişiliği ile döneminde etkin olan Elif Efendi, II. Abdülhamid’in iradesiyle 1887’de yeniden inşâ edilen ve inşaat giderleri tekke mensuplarından Tophane müşiri Mehmed Seyyid Paşa tarafından karşılanan tekkenin mimarlığını da yapmıştır.[7] 1898 yılında, Konya Mevlânâ Asitanesi’nde çelebilik makamında bulunan Abdülvâhid Çelebi kendisine meşîhatnâme göndererek Mevlevî şeyhliğini tasdik etmiştir. 1907 yılında Meclis-i Meşâyih başkanlığı görevine getirilen Elif Efendi, bir süre sonra bu görevinden ayrılmıştır.[8]
Elif Efendi’nin Yusuf Zâhir Efendi adındaki oğlu, İstanbul Koska’daki Abdüsselamiyye Dergâhı’nın son şeyhi olarak görev yapmıştır.[9]
3 Ocak 1927 Pazartesi günü vefat eden Elif Efendi, Hasîrîzâde Tekkesi ile Mahmud Ağa Camii arasındaki hazireye defnedilmiştir.[10]
Velûd bir müellif olan Elif Efendi, birçok alanda eser kaleme alan bir şahsiyettir. El-Kelimâtü’l-mücmele fî şerhi’t-Tuhfeti’l-mürsele ve Tenşîtu’l-muhibbîn der menâkıb-ı Hâce Hüsâmeddîn adlı eserleri basılan Elif Efendi’nin diğer eserleri yazma hâlindedir. 1920 ve 1923’te İstanbul Bahriye Matbaası’nda basılan el-Kelimâtü’l-mücmele fî şerhi’t-Tuhfeti’l-mürsele adlı eseri Muhammed el-Burhanpûri’nin (ö. 1029/1620) et-Tuhfetü’l-mürsele isimli eserinin şerhi niteliğindedir. 1923’te yine İstanbul’da basılan ve Türkçe olan Tenşîtu’l-muhibbîn der menâkıb-ı Hâce Hüsâmeddîn adlı eserini bazı fasıllara ayıran Elif Efendi, Mesnevî’den bazı beyitlerle eseri tezyin etmiştir. Elif Efendi, bu eserinde Mesnevîhan Hoca Hüsâmeddîn Efendi ve Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Osman Selâhaddin Dede’nin hayatını konu edinmiştir.[11]
Elif Efendi’nin oğlu Yusuf Zâhir Efendi tarafından istinsah edilen Semerâtü’l-hads fî ma‘rifeti’n-nefs adlı eserinde Kumeyl b. Ziyâd’ın nefis hakkında sorduğu sorulara Hz. Ali’nin verdiği cevapların şerh edildiği görülmektedir. ed-Dürrü’l-mensûr fî hızâneti esrâri’n-nûr adlı eserinde Elif Efendi’nin “Nur Âyeti” olarak bilinen Nur Sûresi’nin 35. âyetini tefsir ettiği anlaşılmaktadır. Elif Efendi’nin Arapça olan bir diğer eseri el-Bârikât adını taşımaktadır. Bu eseri de oğlu Yusuf Zâhir Efendi tarafından istinsah edilmiş ve üç ayrı kitap olarak bir ciltte toplanmıştır. İman, ahlâk ve tasavvuf konularında kısa ve derinlikli sözlerden oluşan eser otuz beş sayfadır. Et-Tenbîh adını taşıyan eserinde Elif Efendi, zikir, zikir ehli, zikrin çeşitleri ve gerçek zikrin mahiyeti gibi konuları işlemiştir. Elif Efendi’nin iman, tevhîd ve vahdet-i vücûd gibi konuları ele aldığı en-Nehcu’l-kavîm li-men erâde en-yestekîm adlı eseri el-Bârikât adlı eserinin son kısmına eklenmiştir.[12]
Elif Efendi’nin Türkçe kaleme aldığı ve “Ecel kalkanı ile korkunun giderilmesi” anlamına gelen Def’ul-vecel bi-cünneti’l-ecel adlı çalışması Elif Efendi’nin talebesi Ahmed Hayri tarafından 1325/1907 yılında istinsah edilmiştir. Hayat, ölüm, ecel kaza ve kader konuları içeren bu eser, bir zâtın ecel hakkındaki sorularına cevaptır. Kur’ân-ı Kerîm sözlüğü olarak kaleme aldığı ve iki ciltten oluşan en-Nûru’l-Furkân fî şerhi lugati’l-Kur’ân adlı eseri 1921 ve 1922 yıllarında tamamlanmıştır. Elif Efendi’nin Muhtâru’l-enbâ’ fi’l-hurûfi ve’z-zurûfi ve ba‘di’l-esmâ adını verdiği Türkçe yazılan eseri olan Arapça harfler ve isimler hakkında kaleme alınan eseri ise yaklaşık iki yüz sayfadır. Elif Efendi, Porphryus tarafından yazılan İsagoci adlı mantık kitabının şerhi olan ve Arapça kaleme alarak el-Mebde’ adını bir eser daha telif etmiştir. Onun tercüme hakkında Tasrîhu’l-ümme bi-tavzîhi hükmi’s-salât bi’t-terceme adıyla bir eser kaleme aldığı ve bu eseri namazda sûrelerin Türkçe okunamayacağı meselesine tahsis ettiği de görülmektedir. Çok yönlü bir âlim olan Elif Efendi’nin İrşâdu’l-ğâvîn bi-Reddi Nazariyyeti Darvîn adıyla vefatından beş altı ay önce yazdığı son eserinden de bahsetmek yerinde olacaktır. Bu eser Türkçedir ve Charles Darwin’in evrim teorisi görüşüne reddiye olarak yazılmıştır.[13]
Elif Efendi’nin mânevî kişiliğini en kapsamlı ve derinlikli şekliyle yansıtan eseri ise Dîvân’ıdır. Dîvân’da Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlere yer veren Elif Efendi, eseri üç bölüm hâlinde kaleme almış ve her bir bölüme “sifr” adını vermiştir.[14]
Elif Efendi’nin Gönül Dünyası
Elif Efendi her şeyden önce gönlünü iman, Kur’ân ve nübüvvet nuru ile aydınlatmış bir gönül eridir. Gönül dünyasının temel direği tevhiddir. Hakk’ın varlık ve yetkinlik bakımından tek olduğunu zâhir ve bâtın boyutlarıyla idrâk eden bir gönül eri olarak şöhret bulduğu “Elif Efendi” adı tevhîde remiz olarak kullandığı bir lâkabıdır. İbnü’l-Arabî’nin (ö. 638/1240) ifade ettiği gibi Elif, ilâhî Zât’ın simgesidir. Elif birdir ve Hakk’ın mutlak tekliğini anlatmaktadır. Elif yazıda hiçbir harfe bitişmez. Bu durum Hakk’ın âlemlerden uzak oluşuna ve hiçbir şeyin doğrudan Hakk’a ilişmeyişine işaret etmektedir. Elif, sadece bütün harflerin maddesi gibidir. Bütün harfler, Elif’in farklı şekiller almasıyla meydana gelmiştir. İbnü’l-Arabî, şunları söylemiştir: “Elif, bir sayısı bütün sayılara yayıldığı gibi, bütün mahreçlere yayılır. O harflerin dayanağıdır, her şey ona ilişir, o hiçbir şeye ilişmez. Bu özelliğiyle de Bir’e benzer, çünkü sayıların varlıkları ona ilişir, o ise hiç birisine bağlı değildir. Bir bütün sayıları ortaya çıkartır, sayılar ise onu ortaya çıkartamazlar. Bir herhangi bir mertebeyle sınırlanmadığı gibi, elif de bir mertebeyle sınırlanmaz.”[15] İşte Elif Efendi, tanındığı ismiyle aslında gerçek manada Hak’tan başka bir varlık olmadığı ve âlemin Hak ile münasebetini remzeden bir sûfî olmuştur.
Elif Efendi, tevhidin aslını tecrübe etmek bir başka ifadeyle Hakk’ın aynası mesabesinde olan varlık âlemini seyre dalmak konusunda namzet şahsiyetlerden biridir. Elif Efendi’ye göre Hak, Zât’ı ve isimleri bakımından kâmildir ve âlem Hakk’ın varlığına işaret eden bir ayna mesâbesindedir. Hakk’ın isim ve sıfatları itibariyle tanınmasının mümkün olduğunu belirten Elif Efendi’ye göre Hakk’ı tam mânâsıyla Zât tecellîleri ile bilmek mânevî yolculuğa çıkan gönül erlerinin ideal hedefidir. Ona göre sâlik, Esmâ-i Zâtiyye, Esmâ-i Sıfatiyye ve Esmâ-i Fiiliyye şeklinde sınıflandırılan Hakk’ın isimlerine muhatap olabilmek için gönül evini arındırmalı ve nefsinin kirlenmesine sebep olduğu gönül aynasını tertemiz hâle getirmelidir. Elif Efendi’nin ifadesine göre Hakk’ın Zât’ından Zât’ına olan tecellîsi ki, bu makama Lâ-taayün mertebesi denilmektedir, Hakk’ın mutlak bilinemezlik mertebesidir. Bu mertebeden aşağıda olan ve Hakk’ın kemaliyle tecellîleri ile beliren varlık âlemini gönül gözüyle seyre dalarak varlığı temâşâ eden bir sâlik ancak bu şekilde tevhidin sırrına vâkıf olabilir. Dolayısıyla Hakk’ın dışındaki hiçbir şeye tam manasıyla “varlık” sıfatı verilemez. Onlar, bir nevi Hakk’ın varlığı ile zuhûr eden gölge varlıklar niteliğindedirler.[16]
Eşyaya Hakk’ın hulûl etmesi şeklindeki yanlış anlayışın önüne set çeken Elif Efendi, Hak ve eşya münasebetinde tenzih ve teşbih metotlarını kullanarak Hakk’ın mutlak varlık oluşunu eşyanın ise Hakk’ın varlığına bağlı bir zuhûr ile şehâdet âleminde görünür olduğunu belirterek tevhidin hakîkatine dair görüşlerini serdetmiştir. Aslında Elif Efendi’nin bu söylemi âlemde Hak’tan başka varlık (vücûd) denmeye lâyık bir şey bulunmadığını ve bunun da ancak Hak’tan zuhûr eden eşyanın hakîkatini temâşâ ile mümkün olduğunu savunan İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd düşüncesini dile getirmekten ibarettir. O, bu söylemi ile vahdet-i vücûd kabulünün öncüleri olan Sadreddîn-i Konevî (ö. 673/1274), Muînüddîn Cendî (ö. 691/1292[?]), Mevlânâ (ö. 672/1273), Dâvûd-ı Kayserî (ö. 751/1350) ve Abdurrahmân-ı Câmî (ö. 898/1492) gibi gönül erlerinin izini sürdüğünü gözler önüne sermiştir. Bu düşüncesinin bir başka göstergesi de ilk yaratılanın nûr-i Muhammedî olduğunu belirtip nübüvvet müessesi ile varlık düşüncesi arasında bağ kurmasıdır. Elbette Elif Efendi, nefs, rûh, kalp, murâkabe, müşâhede, fakr, fenâ, bekâ, marifet ve ledünnî ilim gibi vahdet-i vücûd düşüncesinin kodlarına dair birçok kavramla ilgili derinlikli analizler yapan bir müelliftir. Burada Elif Efendi’nin tüm görüşlerini serdetme imkânı bulunmadığından şu teklif ile çalışmaya son verilecektir: Elif Efendi’nin bütün eserleri detaylı bir şekilde incelenmeli, tevhîd ve nübüvvet merkezli varlık tasavvuru bütüncül bir bakış açısıyla gözler önüne serilmeli ve Elif Efendi’nin zâhir ve bâtın sahalarda izini sürdüğü isimler gün yüzüne çıkarılmalıdır.
[1] Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, haz. Mehmet Akkuş - Ali Yılmaz (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006), 1/445.
[2] Mehmed Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî, haz. Cemal Kurnaz - Mustafa Tatçı (Ankara: Bizim Büro Yayınları, 2001), 1/56.
[3] İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1988), 1/440.
[4] Nihat Azamat, “Elif Efendi Hasırîzâde”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1995), 11/37-38.
[5] Mithat Sertoğlu, “Südlüce ve Üç Hattat Mezarı”, Hayat ve Tarih Mecmûası 3 (Mart 1977), 13-17.
[6] Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz. A. Fikri Yavuz – İsmail Özen (İstanbul: Meral Yayınları, ts), 1/133; Baha Tanman, “Sütlüce Hasırîzâde Tekkesi”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Yıllığı (1976-1977), 111.
[7] M. Baha Tanman, “Hasırîzâde Tekkesi”, Sanat Tarihi Yıllığı 7 (İstanbul 1977), 115.
[8] Ahmed Sâfî, Sefînetü’s-sâfî (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Mikrofilm Arşivi, 2096),
[9] Şinasi Akbatu, “İstanbul Tekkeleri Silsile-i Meşâyihi”, İslam Medeniyeti 4/3 (Ağustos 1980), 57-58.
[10] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, 1/452.
[11] Azamat, “Elif Efendi Hasırîzâde”, 11/38.
[12] Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması (İstanbul: Medrese Yayınevi, 1980), 3/150.
[13] Fulya İbanoğlu, “Terakki ve Tekâmül Meselesine Tekkeden Yükselen Bir Ses: “Darvin’e Cevap İrşâdu’l-Ğâvîn bi-Reddi Nazariyeti Feylesof Darvin” İsimli Risalenin Çeviri Yazısı ve Tahlili”, Artuklu Akademi 5/2 (2018), 273-310.
[14] Elif Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı (Erzurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2009), 27-61.
[15] İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, ter. Ekrem Demirli (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2015), 1/165; Ekrem Demirli, “Normatif Geleneğe Karşı Sembolik Anlatım: İbnü'l-'Arabî'de Harf Sembolizmi”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 17 (2008), 234-235.
[16] Kurt, Hüseyin, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi’nin Hayatı, Eserleri ve Tasavvufi Görüşleri (Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2003), 183-225.
Fatih ÇINAR
Yazar
Şemseddîn-i Sivâsî’nin Darende’de Açan Gülü:Somuncu Baba Ahfâdından Muhyiddîn-i Darendevîİslâm tarihindeki üç meşhur Şems’ten biri olarak kabul edilen Şemseddîn-i Sivâsî (öl. 1006/1597), Halvetiyye Ta...
Yazar: Fatih ÇINAR
İnsanlık sadece yaşayıp gitmekten ibâret değil, doğumla ölüm arasında bir sürü olay silsilesi ile hayata devam eder. İnişli çıkışlı yollardır önüne katıp gittiği. Hüzünler, sevinçlerdir anı diye birik...
Yazar: Erol AFŞİN
Yüce dinimizin altı iman esasını hepimiz küçük yaşlarda öğrenmişizdir. Çünkü yazları gidilen Kur’ân kursları ile diğer dinî eğitimlerde ilk öğrendiğimiz şeylerden biri de imanın şartlarıdır. Bu altı e...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
İsmail Hakkı Bursevî (ö.1137/1725), Celvetiyye Tarîkatı’nın önemli temsilcilerindendir. Velûd bir müellif olan Bursevî, tefsir, hadîs, fıkıh ve diğer İslâmî disiplinlerle birlikte bilhassa tasavvufî s...
Yazar: Fatih ÇINAR