Mezar Taşı
Köyün dışında, rüzgârın en çok uğradığı tepenin üzerinde eski bir mezarlık vardı. Çoğu mezar unutulmuş, taşların üzerindeki yazılar yağmurla silinmişti. Ama bir tane mezar taşı vardı ki, her geçen yıl daha da belirginleşiyor gibi görünürdü. Sanki zaman onu yok etmiyor, bilakis ortaya çıkarıyordu. Taşın üzerinde sadece şu yazıyordu: “Burada, hatırlanmayı bekleyen biri yatıyor.”
Köylüler bu mezarın kime ait olduğunu bilmezdi. Yaşlılar bile çocukken orada olduğunu söyler, ama kimsenin aklında bir isim kalmamış olurdu. Yine de kimse o mezarın yanından geçerken yüksek sesle konuşmaz, hatta bazıları başını eğmeden edemezdi. Bir gün köye şehirden bir adam geldi. Adı Murat’tı. Elinde eski bir defter, gözlerinde yorgun bir arayış vardı. Köy kahvesinde oturup mezarlığı sorduğunda herkes birbirine baktı. “Şu tepedeki mezar mı?” dedi biri. “Orası hep oradaydı.” Murat hiçbir şey söylemeden kalktı. Sanki zaten aradığı şeyin orada olduğunu biliyordu. Tepedeki mezarlığa çıktığında rüzgâr sertti. Taşların arasından geçen otlar eğiliyor, sanki bir şey fısıldıyordu. Murat, mezar taşını gördüğünde durdu. Uzun süre sadece baktı. Defterini açtı. Sayfalar sararmış, kenarları yıpranmıştı. İçinde bir isim vardı: “Kemal.” Murat fısıldadı: “Demek buradasın.” Bir an için hiçbir şey olmadı. Sonra rüzgâr durdu. Mezarlık sanki nefesini tuttu. Ve Murat, yıllardır içinde taşıdığı boşluğun ilk kez yerini bulduğunu hissetti.
Deftere yazılmış eski bir mektubu okudu: “Eğer bunu okuyorsan, demek ki, beni bulamadılar. Ama belki sen bulursun. Çünkü bazı insanlar kaybolmaz, sadece unutulur.” Murat’ın gözleri doldu. Çünkü Kemal, onun babasıydı. Ve babası bir gün hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Ne bir mezar ne bir haber… Sadece sessizlik. O gün Murat, mezarın başında uzun süre oturdu. Bir şey bekliyormuş gibi değil, bir şeyin sonunda tamamlandığını bilerek. Köye döndüğünde kimse ona ne bulduğunu sormadı. O da anlatmadı. Ama ertesi sabah köylüler mezarlığa çıktığında, mezar taşının yanında küçük bir not buldular: “Artık hatırlanıyor.” O günden sonra, rüzgâr her estiğinde mezarlığın tepesinde sanki daha az yalnız bir sessizlik olurdu.
Erbay KÜCET
Yazar
Yaz, güneşin altın ışıklarıyla evin perdelerine dokunduğu sabahlarda kendini hissettirmeye başlamıştı. Okullar kapanmış, Elif ile İlay yılın yorgunluğunu bir tatil hayaliyle geride bırakmıştı. Ancak b...
Yazar: Erbay KÜCET
Bir kişinin yetişmesi, meslek sahibi olması ve topluma hizmet edebilmesi için iyi bir öğretim programından geçmesi, edindiği bilgileri en iyi şekilde kullanması gerekir. Edindiği bilgilerle donanımlı ...
Yazar: Erbay KÜCET
Kudüs'te, sabahın ilk ışıkları eski taş döşeli sokakları usulca selamlıyordu. Hava serindi, sessizliği yalnızca uzaklardan gelen ezan sesi delip geçiyordu. Rıza, her zamanki gibi, bu çağrıyı duyduğund...
Yazar: Erbay KÜCET
Köyümüzdeki ilkokulda beşinci sınıfa gidiyorduk. Birkaç hafta sonra mezun olacaktık. Öğretmenimiz de memleketine tayin istemişti. Bizi mezun edince o da köyümüze veda edecekti.Bir gün ders sırasında ö...
Yazar: Sırrı ER