Küçük Mucit
Ankara’da içi rengârenk kablolarla ve havya kokusuyla dolu küçücük bir atölye vardı. Burası, meslek lisesi öğrencisi Ahmet Kerem’in dünyasıydı. Arkadaşları dışarıda top peşinde koşarken, o dirençlerin büyülü dünyasında kaybolur, bir devrenin tamamlanmasını dünyanın en büyük zaferi sayardı.
Bir öğleden sonra kapı hızla açıldı; içeriye bir fırtına gibi Selim Alp ve Kerim daldı. Gözleri parlayarak Ahmet Kerem’in tepesine dikildiler: “Abi! Bize öyle bir oyuncak yap ki, içinde masal olsun ama dışı demirden olsun. Bize bir robot yap!” Ahmet Kerem gülümsedi. Bu tam da beklediği işaretti. Eski bilgisayar kasalarını, tozlu oyuncak motorlarını ve raflarda bekleyen o meşhur renkli kablolarını masaya serdi. Günler süren hummalı bir çalışma başladı. Vidalar sıkıldı, lehimler yapıldı ve en sonunda ortaya; gövdesi metalik, kalbi heyecan dolu küçük bir dost çıktı.
Robotun adı Işık konuldu. Çünkü Ahmet Kerem ona öyle bir göz tasarımı yapmıştı ki, her uyandığında Ankara’nın akşam ışıkları gibi parlıyordu. Işık sadece yürümekle kalmıyor; metalik ama sevimli bir sesle “Merhaba!” diyor, çocukların en sevdiği şarkıların ritmine metal ayaklarıyla eşlik ediyordu.
Selim Alp ve Kerim için artık dünya değişmişti. Işık onlara bazen bilmeceler soruyor, bazen de kendi etrafında komik dönüşler yaparak onları kahkahaya boğuyordu. Ancak bir sabah, Işık ne şarkı söyledi ne de gözlerini açtı. Olduğu yerde cansız bir heykel gibi kalakalmıştı. Çocuklar endişeyle Ahmet Kerem’e koştular. “Abi, Işık küstü mü? Neden konuşmuyor?” Kerem, robotun sırtındaki küçük kapağı açarak onlara bitmiş pilleri gösterdi ve durumu bir usta edasıyla açıkladı: “Bakın küçük adamlar, Işık küsmedi, sadece acıktı. Bizim ayakta kalmak için yemeğe ihtiyacımız varsa, Işık’ın da koşup oynamak için elektriğe ihtiyacı var. Bu piller onun ekmeği, suyu.” Ahmet Kerem ise artık mahallenin sadece öğrencisi değil, geleceği aydınlatacak olan o büyük mucit yolunda ilk adımını atan kahramanıydı.
Erbay KÜCET
Yazar
Yaz tatili sadece denize gitmek, dondurma yemek, parkta oynamak değildir. Yazın bir de kalbin okulu açılır; Yaz Kur’an Kursları.Yaz geldiğinde kuşlar gibi cıvıl cıvıl oluruz. Her birimiz kanatlanıp ca...
Yazar: Naciye BEYZA
Gazze’de sabahlar, kuş cıvıltısından ziyade, yüreklere oturan uzaktan gelen uğultularla başlardı. Küçük Esra, daha yedi yaşındaydı ve güne gözlerini açtığında ilk yaptığı şey, yanı başında uyuyan kard...
Yazar: Erbay KÜCET
“Kilis, tarihi zenginliği ve benzersiz kültürüyle Güneydoğu Anadolu'nun gizli kalmış bir hazinesi gibidir. Sınırları içinde barındırdığı tarihî yapıları ve leziz mutfağıyla da ziyaretçilerine unutulma...
Yazar: Editör
Çok uzun zaman önce, Mekke çöllerinde bir anne ve küçük bir bebek vardı. Annenin adı Hacer, bebeğin adı İsmail’di. Çöl çok sıcaktı. Su yoktu. Anne Hacer üzülüyordu ama hiç umudunu kaybetmedi. Safa ve ...
Yazar: Erbay KÜCET