Kitaplık: Tasavvuf–Fıkıh İlişkisi
İslâm medeniyetinin zengin birikimi, sadece zahirî kurallardan ibaret olmayan, insanın kalbine ve ruhuna dokunan çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Bu yapının iki temel ayağı olan fıkıh ve tasavvuf, kimi zaman birbirinden ayrı iki alan gibi görülse de aslında aynı hakikatin farklı cephelerini temsil eder. Mustafa Şeref Adın’ın kaleme aldığı Tasavvuf–Fıkıh İlişkisi: İbadetlerle İlgili Âyetler Özelinde adlı eser, tam da bu derin bağın izini süren, alanında kıymetli bir araştırmadır.
Eşref-i mahlukât olarak yaratılan insanoğlu, sûfîlerin ifadesiyle dünyaya marifetullaha ulaşmak için gönderilmiştir. Asr-ı Saâdet’te son peygamberin rahle-i tedrisinden geçen sahabede bu ideal zirveye ulaşmıştır. Ancak vahiy döneminden uzaklaşıldıkça toplumda dünyaya meyil ve bazı çürümüşlükler baş göstermeye başladı. Bunu gören sûfîler, bu duruma karşı tedbir almaya ve bir terbiye metodu geliştirmeye gayret ettiler. Bu meyanda âyet ve hadisleri de geliştirdikleri bu metoda göre yorumlamaya çalıştılar. Aslında ilimler bağımsız bir hüviyet kazandıktan sonra daha ziyâde kelâmcılar inanca, fakihler bedenin zâhirî amellerine, sûfîler de bedenin bâtını olan kalbe ait amellere yönelik âyetler üzerinde yorumlarını yoğunlaştırdılar.
Mustafa Şeref Aydın bu eserinde, interdisipliner bir metotla sûfîlerin zâhirî amellere taalluk eden âyetleri kendi meşrep ve mânevî hâllerine göre nasıl yorumladıkları ortaya koymaya çalışmıştır. Bunun yanında fakihliğiyle ön plana çıkan bazı müfessirlerin de sûfîlerin yorumlarıyla bire bir örtüşen ve yakın olan yorumları da verilerek zâhir ve bâtın âlimlerinin yorumları arasında bir mukayese yapmıştır.
Yazar, Kur’ân’ın ibâdetlere dair âyetlerini merkeze alarak, bu âyetlerin fıkıh ilmi açısından bağlayıcılığını ve tasavvuf açısından derin anlamlarını titizlikle inceliyor. Namazın sadece şekilsel bir ibâdet değil, kul ile Allah arasındaki en mahrem bağ olduğunu; orucun yalnızca aç kalmak değil, nefsin arınması için bir fırsat olduğunu; zekâtın sadece malın eksilmesi değil, kalbin dünya sevgisinden temizlenmesi anlamına geldiğini; haccın yalnızca Kâbe’ye yolculuk değil, insanın iç dünyasında yaptığı büyük bir yolculuk olduğunu güçlü örneklerle ortaya koyuyor.
Eserde dikkat çeken bir diğer yön, yazarın klâsik kaynaklarla modern yaklaşımlar arasında kurduğu köprü. Geleneksel fıkıh metinlerinden ve tasavvufî eserlerden yaptığı alıntılar, güncel literatürle harmanlanarak okuyucuya hem tarihî derinlik hem de çağdaş bir bakış açısı sunuyor. Böylece, asırlardır süregelen tartışmaların ve yorumların bugünün insanı için ne ifade edebileceği gösteriliyor.
Mustafa Şeref Aydın, çalışmasında yalnızca bilgi aktarmakla yetinmiyor; aynı zamanda okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve içsel bir yolculuğa davet ediyor. Kitap, “İbâdetler sadece yapılması gereken yükümlülükler midir, yoksa insanın varoluşunu anlamlandırdığı birer kapı mıdır?” sorusunu zihnimize düşürüyor.
Bu eser;
Sonuç olarak, Tasavvuf–Fıkıh İlişkisi: İbadetlerle İlgili Âyetler Özelinde, ibadetlerin zâhirî hükümleri ile bâtınî hikmetlerini birlikte ele alan, okuyucusuna hem ilim hem de irfan vadeden özgün bir çalışma olarak öne çıkıyor. Tasavvufun derinliği ile fıkhın sağlam temellerini bir araya getiren bu kitap, İslâm ilim geleneğine dair bütüncül bir bakış arayan herkes için mutlaka okunması gereken bir eser.
Yusuf HALICI
Yazar
Sanki ukbâ meclisinden çağrı gelmiş herkeseHep giderler hiç tereddüt etmeden hem bû seseDâvet Allah’tan gelen bir emr-i mutlak âkıbetDalmış olmak fayda etmez cümle zevk û enfeseCân verirken çok azâbla...
Şair: Ekrem KAFTAN
Tasavvuf edebiyatımızın en çok konuşulan, tartışılan şairlerinin başında gelen Mısrî’nin şiirindeki asıl hava tasavvufî aşk, neşve ve edâdır.” Mısrî’nin, Ahmet Yesevî, Yunus Emre çizgisini sürdür...
Yazar: Mahmut KAPLAN
1. Bugün bâbına geldik müflisânızUmarız vasla ni‘met âcizânız2. Garîb-i kûy-ı yârız hicrân içindeTarîk-ı Nakş-bend’e sâlikânız3. Yüzümüz yok tehî-dest ü gedâyızVelî bâb-ı rızâda âşıkânız4. Hulûsî derd...
Yazar: Es-Seyyid Osman Hulusi Ateş Efendi
Uşak ilklerin şehri olarak bilinir. Şöyle ki; 1909 yılında elektrik kullanımına geçerek Türkiye'nin ilk elektrik kullanan şehri oldu. Ata sporlarımızdan olan cirit müsabakaları, Türkiye'de ilk olarak ...
Yazar: Yusuf HALICI