Kitap Şöleni
Günümüzde neredeyse tüm şehirlerde kitap fuarları, kitap günleri gibi etkinlikler oluyor. Büyük çaplı fuarlar olmasa bile yine çeşitli kitapçılar vesilesi ile imza günleri, okur-yazar buluşmaları yapılıyor. Kültüre, düşünmeye, fikre verilen bu önem, değer açısından bu tür faaliyetlerin önemli olduğunu, buna değer veren bu tür etkinliklere emek veren kişilerin de takdire şayan olduğunu düşünüyorum.
Kasım ayının başında Malatya’da geleneksel hâle gelen kitap fuarının on birincisi gerçekleştirildi. Bu vesile ile çeşitli yayınevlerinden çıkan kitapları görme fırsatımız oldu, yazar/yayıncı arkadaşları, tanışları gördük selâmlaştık, hasbihâl ettik. Yine bu etkinlikler vesilesi ile söyleşi ve konferanslara katıldık. Her yönüyle bir kültür çeşnisi olan kitap fuarlarına insanlarımızın aileleri ile gidip oradaki bu kâğıttan dünyayı teneffüs etmesi çok mühim bir şey bana göre.
Kitabımız vesilesi ile biz de kitap fuarına katıldık, okullarda genç dimağlar ile buluştuk ve okumanın önemine işaret etmeye çalıştık. Bu güzel etkinliklerin artması, gençlere, çocuklara okumanın önemini iyi bir şekilde anlatmamız gerektiğini belirtmek lâzım. Teknolojiyi elbette kullanacağız ama sadece teknolojiyle bir yere varamayız.
Çünkü teknoloji bizim üretmemizi, düşünmemizi, dikkat kesilmemizi engeller. Bu bakımdan gökleri görebileceğimiz, suyun maviliğini görebileceğimiz, ağaç hışırtısını duyabileceğimiz, dağları, yolları tasavvur edebileceğimiz, taşlı avluları hayal edebileceğimiz ufuklara yelken açabilmeliyiz.
İnsanın özünden sıyrılıp giden, sun’î gündemlerle kendimize oluşturduğumuz hayatın ne kadarında mutluyuz bunu sorgulamamız lâzım. Düşünmeden hareket ettiğimiz her an aslında ömür sermayemizden giden boş zamanlar silsilesi. Belki günümüzde çok da düşünme, zamana bırak diye bir motto var ama her şeyden de sıyrılıp, adam sen de boş ver durumuna getirmemek lâzım durumu. Birilerinin bizi yönlendirmesine izin vermemeli, olan bitenin biraz da bizim kontrolümüzde olmasını sağlamalıyız. Reklamların bizim ihtiyacımız olmayan bir şeyi bizlere sürekli telkin etmesiyle ihtiyacımız olduğu inancından sıyrılarak gerçekten ihtiyacımız olanlara odaklanmamız gerektiğine kendimiz karar vereceğiz.
Sadece birilerinin yönlendirmesi ile mutlu ya da üzüntülü hâle gelmememiz lâzım. Ya da hayata dair kararlarımızın birileri tarafından tek düze karar verilmesine izin vermemek lâzım. Özetle bizim dışımızdaki birçok etkenin bizi robot gibi istedikleri alana yönlendirmesine izin vermemek lâzım. İşte bütün bunları belki bazen basit gibi gördüğümüz okuma eylemi ile gerçekleştireceğiz. Çünkü beyin okumakla çalışır ve beyin çalışırsa nice mucizelere imza atar.
Çeşitli etkinliklerle çocuklarla, gençlerle söyleşilerde buluşuyoruz. Burada özellikle dikkat ediyorum; kız öğrenciler kültüre, sanata, edebiyata, gelişmeye daha fazla önem veriyorlar gibi. Erkek öğrenciler bunun dışındadır demek istemiyorum ama sanki kültürel konularda biraz geri duruyorlar gibi.
Bunun iki açıklaması olabilir ya ben her şeyi biliyorum deyip gerisini çok fazla merak etmiyorlar, yani diğer bir deyişle çok fazla kendilerini geliştirmeye ihtiyaç duymuyorlar. Ya da kültüre tamamen duyarsız bir şekilde hayat sürmek istiyorlar. Her ikisi de tehlikeli ve yanlıştır. Çünkü insan okuyarak, araştırarak, merak ederek düşünce sarkacını çalıştırabilir. Eğer düşünce mekanizmasını durağan hâle getirirsek hayatımız da durağan olur, robotik bir hayat üzere hareket etmiş oluruz. Kız öğrencilerin ilgisinin de daha iyi olması lâzım, çünkü ileride anne baba olduklarında yeni neslin yetişmesinde büyük rol oynayacaklar, dolayısıyla kendini iyi yetiştirmiş bir birey ileride çocuklarına, etrafındakilere iyi bir rol model olacaktır. Kendine bir şey katamayan etrafına da bir şey katamaz. Karanlıklar içinde boğulan insan, etrafındakilere ışık saçamaz. Sadece ütopik kitaplar okumak insana bir şey katmaz, mutlaka bizi ileriye taşıyacak, ilimde ve bilimde bize bir şeyler katacak eserleri okumamız şart. Çünkü hayat gerçek üzere yürüyen bir macera.
Erol AFŞİN
Yazar
Asıl adı Abdu’l-Gaffâr olan Hâmî, aslen Buharalı olup 19. yüzyılda Maraş’ta yaşamış sûfî bir şairdir. Hayatı hakkında eldeki bilgiler sınırlı olmakla birlikte, şiirlerinde yer alan bazı ipuçları biyog...
Yazar: Hamit DEMİR
İstanbul'un mâneviyat güneşlerinden biri olan Yahyâ Efendi, 900/1495 yılında Trabzon’da doğmuştur. Şemi Ömer Efendi ile Afîfe Hatun’un biricik evlâdıdır. Yahyâ Efendi'nin babası Şemi Ömer Efendi'nin A...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
“Paranın gücünü burada biraz irdelemek gerekiyor. Çok para çok güç demek anlamına gelmiş durumda. Çok paranız varsa her şeyi yaptırabilirsiniz, her şeye sahip olabilirsiniz gibi bir algı var. Ama yuka...
Yazar: Erol AFŞİN
Osmanlı ilim ve irfan geleneğinin en müstesnâ simalarından biri olan Beşiktaşlı Yahyâ Efendi, tarih sayfalarında yalnızca bir müderris, bir şeyh veya bir şair olarak değil; ilmiyle amel eden, gönüller...
Yazar: Kemal DEMİR