Karıncaların Sırrı
Zeki Karınca erkenden uyanmış, arkadaşları ile beraber yiyecek aramak için yola koyulmuştu. Hep birlikte önlerine çıkan engelleri aşıyorlar, ormanın içinde ilerliyorlardı. Onları gören çekirgelerden biri;
- Hey karıncalar, yine sabah sabah nereye?
Bu soruya Zeki Karınca cevap verdi:
- Yiyecek aramaya.
- Bu aceleniz ne? Durun az konuşalım, canım çok sıkılıyor. Herkes kışlık yiyecek telaşında. Sohbet edecek kimse yok.
- Bizim de oyalanacak vaktimiz yok. Bu ayları iyi değerlendirmeliyiz. Yaz ayları yiyeceğin en bol olduğu aylar… Bugün hava da çok güzel. Çalışmamız lazım. İşler bizi bekliyor.
Çekirge yüzünü ekşitirken karıncalar hep bir ağızdan:
İşimize koşarız
Sevgi ile coşarız
Hep birlikte çalışıp
Kışın iyi yaşarız.
Hey hey hey…
Sesleri orman da yankılanıyordu. İstedikleri bölgeye gelince birbirlerinden ayrıldılar. Her biri bir tarafa dağıldı. Zeki Karınca köknar ağaçlarının altına doğru koşar adım gitti. Her zaman bu ağaçların altında güzel mantarlar olurdu. Bu mantarları bütün karıncalar çok severdi. Dilinde güzel sözler, mutlu mesut ağaçların altına yöneldi.
Azim ile sabır ile
Dolaşırım güle güle
Ben küçük bir karıncayım
Taşırım dağları bile
Hey hey hey…
Sonrada güldü kendi kendine. Bir karşı dağa baktı bir kendine. Dağları taşıyamazdı ama kendine dağ gibi gelen nice ağır yükleri taşıdığı olmuştu. Kolonisi için çalışıp yorulmak onu mutlu ediyordu. Köknar ağaçlarının altında dolaşırken o güzelim mantarlara yine rastladı. Bu senede birçok mantar bu bölgede büyümüştü. Zeki Karınca arkadaşlarını yanına çağırdı. Hemen hemen hepsi birkaç dakika sonra mantarların yanındaydılar.
Bu lezzetli mantarları hep birlikte yuvalarına taşıyacaklardı. Küçük karıncaların büyük sırrı birlik olmaları, çalışmayı sevmeleri ve sabırlı olmalarıydı. Buldukları yiyecekleri sırtlarına yüklenip koloninin yolunu tuttular. En önde Zeki Karınca, ardında diğerleri hep bir ağızdan neşe içinde:
Karıncayız karınca
Geziyoruz usulca
Bizi küçük görmeyin
Fazlayız biz sayıca
Hey hey hey…
Emine Yılmaz DERECİ
Yazar
Çoban Ali, köyün sığır ve küçükbaş hayvanlarını otlatır, geçimini çobanlıktan sağlardı. Her gün hayvanları köye uzak çayırlıklara götürürdü. Akşam karnı doyan hayvanlarla köye dönerdi. Her...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Babaannesi ile Neşe bahçeye çiçek tohumları ekmişlerdi. Neşe toprağı inceliyor, üzerinde bir yeşillik göremeyince üzülüyordu. Ekilen tohumlar hiç filizlenmeyecek gibi bir izlenime kapılmıştı. Ba...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Lapa lapa kar yağıyordu. Sokaklar, parklar, evlerin çatıları, ağaç dalları beyaza bürünmeye başlamıştı. Ömer pencerenin önünde durmuş, düşen kar tanelerini seyrediyordu. Annesi çay demlemişti. Babası ...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
O zamanlar beş yaşındaydım. Hep bir kardeşim olsun istiyordum, beraber oynayacağım bir kardeş. Kardeşim olsun diye bazı günler Allah’a dualar ediyordum. Bana bir kardeşim olacağı söylendiğinde sevinci...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ