İslâm Bizim İzzetimiz
İnsanlar bir düşünceyi değerlendirirken onun hayata yansımasına daha fazla önem verirler. Söylem, eylem aşamasına geçtiğinde hayatta nasıl şekilleniyor diye merak ederler. Yaşamdaki pratiğine bakarak o fikre veya düşünce sistemine bir değer biçerler. Nitekim komünizm dendiğinde hepimizin aklına Sovyetler, Çin ve Küba ile buralardaki toplumların durumu gelirdi. Gördüğümüz tablo karşısında hepimiz ürküntü içine düşerdik. Çünkü komünizmin iddiaları ne kadar cafcaflı olursa olsun, söylemin pratiğe yansıması acıtıcıydı. Bu yüzden de dünyanın geri kalan bölgelerinde korku ve endişeye sebep olmuştu. Baskılar kalkınca da fazla dayanamadan yeryüzünden silinip gitmiştir.
Kapitalizm dendiğinde ise hepimizin aklına öncelikle Amerika, ardından da Avrupa gelir. Bu düzenin acımasızlığı ve merhamet yoksunu oluşu, dünyanın bütün nimetlerini kendi menfaati uğruna acımasızca seferber edişi hepimizi ürkütür. Çünkü bu sistem yeryüzünün hiçbir yerine adâlet götürmemiş, gittiği her yeri sömürmüş, dünyayı kendisine köle yapmıştır.
İnsan elinden çıkma sistemler bu şekildedir, ancak bütün bunların karşısında bir de İslâm vardır. Hükümlerinin egemen olduğu dönemlerde cihana adâlet ve eşitlik sunmuştur. İnsanları kendisini kabul etmeye zorlamamış, gayr-i müslimlerin haklarını sonuna kadar korumuş, yaşandığı dönemlerde toplumları sürekli yukarı taşımıştır. Dolayısıyla İslâm’ı beşerî sistemlerle karşılaştırmak doğru olmamakla birlikte, böyle bir yola başvurulduğunda bile sonucun İslâm adına mükemmel olduğunu söyleme rahatlığına sahibiz. Bu yüzden İslâm tarihi, Emevîler, Abbasîler, Selçuklular, Endülüs ve Osmanlılar açısından Müslümanların iftihar asırlarıdır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Her zaman olabilecek kısmî ârızalara rağmen, tablonun bütününe bakıldığında, İslâm, topluma egemen olduğu dönemlerde sürecini başarıyla tamamlamıştır. Müslümanlar, İslâm’dan uzaklaşmaları kezâ İslâm’ı yaşamış oldukları döneme göre yeniden okuyamadıkları zaman dilimlerinde ise zillete düşmüşlerdir. Bu sebeple yeryüzünde hiçbir insan İslâm’ın hükümran olduğu toplumları ileri götürdüğünü inkâr edemez.
Müslümanların Hâli
Yaşadığımız döneme gelince, insanlar inancın pratiğe nasıl yansıdığına baktıklarından dolayı İslâm’la ilgili düşüncelerinin karmaşık olduğunu söylemek durumundayız. Çünkü İslâm’ın safvetli dönemleri ile günümüzdeki Müslüman dünya karşılaştırıldığında ortaya hiç de sevimli bir tablo çıkmamaktadır. Bu da söylem ile eylemi karşılaştıran gayr-i müslimlerin, “İslâm hükümran olursa hâlimiz perişan olur.” şeklinde endişeye kapılmalarına sebep olmaktadır. Bunda esasında pek haksız da değillerdir. Biz hâlimizden hoşnut değiliz ki, onlar memnun olsun.
Bir gayr-i müslimin İslâm dünyasına bakarak şöyle bir tablo seyrettiğini düşünün ve onun bundan nasıl bir sonuç çıkaracağını tahmin edin. Tablo şudur: İslâm coğrafyasının neredeyse bütününde huzur yoktur. Buralar, az veya çok sürekli problemlerin yaşandığı coğrafyalardır. Var olan rejimler ile halklar arasındaki bağ kopuktur ve ikisi arasında mücâdele vardır. Önemli bir kısmı diktatörlerce yönetilmektedir. Büyük kısmında hürriyet diye bir şey yoktur. Baskı egemendir. Farklılıklara tahammül sıfırdır.
Az veya çok genel olarak tablo bu şekilde görülmektedir. İslâm kardeşliği unutulmuş, bunun yerini ırk milliyetçiliği almış veya kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları tekfir eden, düşman gören ideolojik cihat anlayışları türemiştir. İş o duruma gelmiştir ki, insanlar Allah adına diğer Müslümanları rahatça öldürmekte, hatta cuma namazı sırasında cami içindeki bombayı patlatarak mü’minleri katledebilmektedir. Pazarlar, çarşılar ile işyerleri de bombalardan nasibini fazlasıyla almaktadır. Can güvenliğinden ve huzurdan söz etmek neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Maalesef Halk bazı İslâm ülkesinin sokaklarında güvenli bir şekilde yürüyememektedir. Birçoğunda ise hürriyetten söz etmek mümkün değildir. Herkes sindirilmiştir. Bir kısım İslâm devletleri benimsemiş oldukları ideolojik İslâm anlayışını diğer ülkelere ihraç etmeye bakmakta, ülkelerinde ise farklı düşüncelerdekilere yaşam hakkı tanımamaktadırlar. Tasavvufun Suudî Arabistan’da yasak olması, İran’da Sünnîliğe tahammül edilememesi bunun bir göstergesidir.
Bu tabloya bakan bir gayr-i müslimin hangi düşünceler içine dalacağını tahmin etmek zor olmayacaktır. “Demek ki İslâm insanlığa böyle bir dünya vaat ediyor. Aman bizden uzak kalsın.” diyecektir.
“Eğri oturup düz konuşmak” diye bir söz vardır. Burası bu sözün tam yeridir. Biz ne kadar İslâm’ın yüceliğini anlatmaya gayret edersek edelim, sonuçta var olan tablo bu. “İslâm şöyledir...”, “İslâm adaleti, kardeşliği ve barışı getirmiştir.” dediğimizde, karşımızdaki “Ya bu ne?” diyecektir. “Sen onlara değil İslâm’a bak.” desek bile, görüneni bırakıp kitaplara veya bizim anlattığımıza yönelmez. Bu sebeple İslâm’ın önündeki en büyük engel Müslümanlardır. Başkalarını suçlamaya hiç gerek yok.
Ülkemize baktığımızda ise Rabb’imize hamd etmek durumundayız. Kim ne dersin, ülkemiz bütün İslâm coğrafyası içinde her açıdan çok daha iyi bir konumdadır. Bu yüzden İslâm ülkelerinde akl-ı selîmle hareket edenler bize gıpta etmektedirler. Arap ülkelerindeki pek çok dostumuz bunu açıkça dile getirmektedir.
İslâm’a Saldırı İçin Gerekçe Üretmek
Yukarıda anlatılanlar yanında, Müslümanlar pek çok alanda İslâm’a saldırılması için gerekçeler üretmektedirler. Âdetâ kendi kuyumuzu kendimiz kazmaktayız. Bunu görünce, “Allah’ın düşmanlarını suçlamaya gerek yok ki, bizim kendimize verdiğimiz zarar başımızı doğrultmamızı zaten engelliyor.” diyesimiz geliyor. Ancak maalesef her bir eksiğimiz İslâm’a saldırı için vesile olarak kullanılmaktadır. İslâm düşmanları çevre ve insan hakları gibi gerekçelerin arkasına saklanarak Müslümanları dolayısıyla İslâm’ı tahkir etmek istemektedirler. Kabahat biz Müslümanlardan kaynaklanmaktadır, bu elbette İslâm’ın suçu değildir. Lâkin yukarıda değindiğimiz üzere mü’minlerin uygulamaları üzerinden İslâm’a saldırılmaktadır. Buna götürecek yanlışlar içine düşmezsek, dinimize hakaret edilmesine fırsat sağlamamış oluruz. Bu yüzden yanlışlarımız sebebiyle İslâm’a saldıranlara kızmadan önce bu yanlışlarımızı düzeltmeye bakmalıyız. Biz Allah’ın istediği gibi olabilsek, pek çok sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Esasında dinimize saldırılmasına sebep olan kusurlarımızı başkaları bizleri kötülediği için değil, İslâm bunu istediği, fıtrat gerektirdiği için yapmak durumundayız. Çünkü biz hiçbir amelimizi insanları memnun etmek için yapmayız. Her şeyden önce Allah’ın rızâsını gözetiriz.
Eksiklerimizden
Birkaç örnek verecek olursak: Kurban Bayramlarında olmaması gereken bazı manzaralar bizim kusurlarımızdan kaynaklanmaktadır. Hayvanlara muâmelede, kesimlerinde, kesim sonrası atıkların imhasında titiz davranmak durumundayız. Hepimizin gördüğü üzere din düşmanları doğrudan İslâm’a bir şey diyemedikleri için kurban vesilesiyle bizlere hakaret etmeye çalışmaktadırlar. Hayvanlara eziyet edildiğinden, vahşice kesildiklerinden, kesim sonrası sakatatlarının ortalıkta bırakıldığından dem vurmaktadırlar. Bize düşen, maddî fedakârlık altına girerek büyük bir heyecanla edâ ettiğimiz kurban ibâdetini her açıdan güzelleştirmektir. İnsanlarımızın ibâdetlerine bu derece sarılmalarını hazmedemeyenlere malzeme vermemeliyiz. Dinimizin murad ettiği bütün hususlara dikkat ederek, eksiklik arayanların kinlerini içlerine hapsetmeliyiz.
Aynı durum hac ibâdetinde de yaşanmaktadır. Yaşı elliye yaklaşmış olan bu satırların yazarı Mekke’de inşaat olmayan bir yıl bilmemektedir. Hac ibâdeti her zaman inşaatların gölgesinde yapılmaktadır. Bunun yanında düzensizlik hüküm sürmekte ve temizliğe fazla dikkat edilmemektedir. Pek çok insan uygulamalardaki hatalardan ve izdihamdan dolayı vefat etmektedir. Bunun faturası ise doğrudan İslâm’a kesilmektedir. Elbette burada sorumlu olanlar, Mekke ve Medine’nin idaresini ellerinde bulunduranlardır. Ancak dışarıdan bakılınca, Müslümanların en temel ibâdetlerinden birini ellerine yüzlerine bulaştırdıkları ve hacılara gereksiz sıkıntılar yaşattıkları söylenmektedir. Görüldüğü üzere, bizim üzerimizden dinimize saldırılmasına gerekçe hazırlıyoruz.
Benzer durum bazı kabirlerin ziyaretlerinde görülmektedir. Asılan çaputlar, türbelerin duvarlarına elleri ve yüzleri sürmeler, aşırıya kaçan davranışlar mutlaka düzeltilmesi gereken durumlardır. Uzaktan bakılınca panayır görüntüsü veren bu manzara elbette İslâm’ın istediği bir durum değildir. Lâkin bunu görenler, “İşte Müslümanların hâli!” demektedir. İslâm dünyasının büyük kısmında yaşanan temizlik sorunu, küçücük kızları evlendirmeler, namus cinayetleri, okuryazar oranlarının düşüklüğü de böyledir.
Sonuç olarak, biz ne kadar “Bu, İslâm’ın istediği bir durum değil, siz dinin kendisine bakın.” desek de mü’min olmayanlar önce mü’minlere bakmaktadırlar. Çünkü dinimizi yaşantısıyla gösterenler onlardır. Bizler yaşantımızla ve yapıp ettiklerimizle İslâm hakkında iyi bir tablo oluşturabilsek, arayış içinde olanların dine ısınmalarına vesile olacağımız gibi bizim vesilemizle dine saldırmaya çalışanların da önünü keseceğiz. Şu cümle hakîkatin ta kendisidir: Müslümanların yeniden Müslüman edilmesine ihtiyaç vardır.
Enbiya YILDIRIM
Yazar
Bazen öyle daralır, öyle sıkışırız ki; sığınacak, derdimizi dökecek ve gözyaşlarımızı yanında rahatça akıtacağımız birini ararız. Böylesi durumlarda en rahat sığınacağımız, sıkıntımızı rahatça arz ede...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Her Ramazan vesilesiyle çocukluk dönemim gözlerimin önüne gelir. Beş erkek, bir kız kardeştik. Kur’ân ve sünnete son derece bağlı iyi birer Müslüman olan anamın ve babamın kanatları altında büyüdük. A...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Bahar geldi. Bahçede yabanî otlar büyümüş, onları temizlemek ve ağaçları budamak lâzım. Lâzım, ama içimizdeki bahçe ne durumda? O bahçeyi de temizlemek lâzım.İçimizdeki bahçenin yabanî otları; niyetle...
Yazar: Bilal KEMİKLİ
İnsan aç kalmayı özler mi? Bu Ramazan işte öyle acayip bir şey? Günler önceden, “Aç kalma zamanımıza ne kadar kaldı?” diyerek kalan sayıyı hesap ediyoruz. Aç kalacağız diye çoluk çocuk hepimiz mutluyu...
Yazar: Enbiya YILDIRIM