İNANÇ VE YAŞAMA NOKTASINDA “ABDURRAHMAN ERZİNCANÎ HAZRETLERİ CAMİİ VE KÜLLİYESİ”
Malatya’dan Darende’ ye giderken, Balaban ilçesinde mimarisi ile dikkati çeken bir cami ile karşılaşırız. Cami önceleri çok eski olduğu için, Osman Hulûsi Efendi Hazretleri 1960’da yıktırmış ve Mimar Şerif Ali Akkurt’a projesini çizdirerek, Allah katında makbul bir hizmet örneği sergileyerek bu güzel caminin yapılmasına vesile olmuştur. Caminin ilginç bir mimarisi vardır ve her detayında derin bir anlam yüklüdür. Haziresinde tasavvuf erenlerinden büyük âlim Abdurrahman Erzincanî Hazretleri medfundur ve bu zat aynı zamanda Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’nin de kayınpederidir. Mübarek zatın hayatı incelendiğinde bir rivayet dikkati çeker. Bu rivayete göre, İstanbul’un Fethi’nden önce Ayasofya’da âlimler ve din adamları arasında bir münazara düzenlenir. Hazret de bu münazaraya katılır ve sonuç olarak hazretin 40 Hristiyan din adamının Müslüman olmasına sebep olduğu söylenir. Bu gerçektir ya da sadece bir rivayettir ama bir gayri müslimin Müslüman olması, hangi dönemde olursa olsun, heyecan verici mucizevî bir olaydır. Burada dikkati çeken önemli konu, Abdurrahman Erzincanî Hazretleri’nin kırk rahibin Müslüman olmasına vesile olacak ilme ve manevî kişiliğe sahip olmasıdır. Zaten Müslümanlar olarak bizler tam gerektiği gibi İslâm’ı yaşasak birçok kişinin İslâm’la şereflenmesine vesile olabiliriz. Günümüzde İslâmiyet’le şereflenen insanlar, o zaman gelene kadar bir arayış ve sorgulama dönemi geçirdiklerini anlatırlar. Bakara Suresi’nin ikinci ayetinde sonsuz merhamet sahibi Allah (c.c.) mealen “İşte o kitap, bunda şüphe yok. O muttakiler (Kötülüklerden korunacaklar) için bir hidayettir.” buyurur. Bunlar Kur’an-ı Kerim’i incelerken, kendi inanç ya da inançsızlıklarındaki zavallılığı kıyas edebilme imkânını bulurlar ve sonuç olarak İslâmiyet’le şereflenen o bahtlı insanlardan olurlar. Müslüman olduktan sonra da dinlerini en güzel şekilde öğrenmeye ve yaşamaya gayret ederler. Bu nokta benim çok dikkatimi çeker. Bizler doğduğumuzdan beri hep Müslüman çevrenin içinde olduğumuz için, çoğunlukla dinimizi pek araştırmaz, Allah (c.c.) Kur’an’da bize ne diyor bilmeyerek, gördüklerimiz ve bize öğretilenle amel ederiz maalesef. Bizde bol olup hor kullanma diye bir tabir vardır ki, İslâm’ı layıkıyla yaşama noktasında tam da bize uyar. Sonradan Müslüman olan bu insanların yüzlerinde görülen huzurun dışında, anlattıklarına göre birçoğunda ortak bir nokta olarak dikkati çekense, İslâm’la şereflendikten sonra gerek aile gerek diğer insanların, onların davranış ve ruh hallerindeki olumlu değişimden memnun olduklarını belirtmeleri. Darısı diğer gayri müslimlerin başına derken, aynı zamanda da inanç ve yaşama noktasında tüm Müslümanların başına. Her geçen gün dökülen kanların daha çok arttığı ve sıradan insanlar arasında bile düşmanlıkların olduğu dünyamızda gerçekten buna ihtiyacımız var.
Raziye SAĞLAM
Yazar
“Allah iyilerle karşılaştırsın.” Çoğumuzun evlatlarımız için yaptığımız duadır bu. Ağız alışkanlığı olarak bir çırpıda söylesek de çok derin anlamı olan bir duadır aslında. Allah-ü Teala’nın Kal...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Birkaç ay önce vefat eden bir yakınımızın cenazesi için Üsküdar Şakirin Camii’ne gittik. Çocukluğumuzun Fatih Camii’nin yanı başında geçmesinden midir, nedir bilmem, özellikle tarihî camilere gitmeyi ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Sevgili çocuk dostlarım;Bugünlerde havalar o kadar sıcak ki, Uzun Kulak’la hiç kımıldamak istemiyoruz. Hafize Teyze’yle çocuklar ise, her zamanki gibi çok meşguller ve bazen Uzun Kulak’la ben “Bunlar ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Güzellikler dini İslâm ve İslâm’ın en hassas bir şekilde yaşanmasını öğütleyen tasavvuf yolu, insanların medenî bir şekilde toplum hayatının şekillenmesine büyük önem vermiştir. İnsanlar arası ilişkil...
Yazar: Musa TEKTAŞ