Canım İstanbul
Her sene 6 Ekim’de İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunu kutlarız. Bu sebepten bu ay sizlerle, elli küsur yıldır yaşadığım İstanbul’dan birkaç kare paylaşmak istedim. Çünkü canım İstanbul bize, Fatih Sultan Mehmed Han’ın emanetidir ve onu gereği gibi tanımak ve korumak boynumuzun borcu olmalıdır.
İstanbul’a göçtüğümüzde henüz ilkokula başlamamıştım ve şimdi düşününce etraf da pek kalabalık değildi. İlk evimiz Vefa’daydı ve evin konumu itibarıyla hem Şehzade Camii’ne hem Süleymaniye ve Bayezid Camilerine yürüyerek gidilebiliyordu. Daha önce de bahsetmişimdir; oradayken Bayezid Çocuk Kütüphanesi’ne üyeydik ve o tarihî binada ilkokul bir ve ikinci sınıfta olmama rağmen ablamla onca yolu yürüyerek gider ve kaç saat kitap okurduk. Tarihî kütüphaneleri hâlâ çok severim.
Birkaç sene sonra Fatih’e taşındık. Bu defa da Fatih Camii’ne komşuyduk. Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesini ve bahçesinde medfun bulunan Mustafa Hâkî Hazretleri’nin kabrini sık sık ziyaret ederdik. Güzelim Fatih Camii’nde namaz kılmayı ve kocaman bahçesinde, duvarlarının üstünde oynamayı çok severdik.
Ablamla, ortaokul ve liseyi yine Vefa’da bulunan Cibali Kız Lisesi’nde okuduk. Okula gidiş geliş sırasında en az dört km. yürürdük. Bu sırada tarihî At Meydanı ve Kadınlar Pazarı’ndan geçer, bir de üzerinde Bozdoğan Kemeri’nin olduğu işlek iki yolu aşardık.
Okula giderken yolumuzun üstünde Fatih Şehir Tiyatrosu da vardı. Lisedeyken hafta sonları oyun değiştikçe gitmeye gayret ederdik. Tiyatronun önünde de el arabasıyla turşucu ve kokoreççi olurdu. Arkadaşımla cuma günleri okul çıkışı ekmek arası kokoreç alırdık. Tadına doyulmazdı.
Üniversiteye geldiğimde, İstanbul’umuzun şaheserlerinden Süleymaniye Camii’ne sık sık gitme fırsatım oldu. Bizim bölümün Botanik Birimi ile Süleymaniye Camii’ne çok yakın olan müftülüğün bahçesi ortaktı. Botanikte dersimiz olduğu zamanlarda, namazlarımızı hep Süleymaniye Camii’nde kılardık. Süleymaniye Camii’ne ve o çevreye gitmeyi hâlâ çok severim. Sanki tarihi solumak gibidir oralar.
Şimdi gençlerle hatta orta yaşlılarla konuştuğumuzda bazılarından buralara hiç gitmediklerini duyunca çok şaşırıyorum. İstanbul’un yaşayan tarihini tanımak, içinde barındırdığı gül kokusunu hissetmek için Fatih, Süleymaniye, Vefa, Sultanahmet ve burada adını sayamayacağımız daha birçok yere hem biz giderek hem de çocuklarımızı, torunlarımızı götürerek ecdadın izini sürmeli, bizim için neler yaptığını idrak etmeliyiz. Ancak o zaman İstanbul’dan sürekli şikâyet etmek yerine, nasıl bir nimete sahip olduğumuzun farkına varır, ona sahip çıkarak korumaya çalışırız.
Raziye SAĞLAM
Yazar
Sevgili çocuk dostlarım;Çok hareketli günler içindeyiz. Öğleden sonra, yakınımızdaki ormandan birden alevler yükselmeye başladı. Alevleri görünce Uzun Kulak’la birbirimize baktık ve aynı anda;“Ormanda...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Sevgili çocuk dostlarım;Bugünlerde havalar o kadar sıcak ki, Uzun Kulak’la hiç kımıldamak istemiyoruz. Hafize Teyze’yle çocuklar ise, her zamanki gibi çok meşguller ve bazen Uzun Kulak’la ben “Bunlar ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Sevgili çocuk dostlarım;Bahar geldi. Selman köyün koyun ve keçilerini otlağa çıkarmaya başladı. Bahar yağmurlarıyla boylarıyla iyice uzayan yemyeşil otlar, tam da hayvanların ağzına layık. Bugün biz d...
Yazar: Raziye SAĞLAM
“Allah iyilerle karşılaştırsın.” Çoğumuzun evlatlarımız için yaptığımız duadır bu. Ağız alışkanlığı olarak bir çırpıda söylesek de çok derin anlamı olan bir duadır aslında. Allah-ü Teala’nın Kal...
Yazar: Raziye SAĞLAM