İki Gönül İnsanı Dr. Mehmet Emin ve Abdülkadir Özkan
İki Gönül İnsanı Daha Göç Etti: Dr. Mehmet Emin Ve Abdülkadir Özkan Ahiret Yurdunda
Dünya misafirhânesinde ikâmet edenlerin sayısı giderek azalırken, ebedî âleme göç yoluna koyulanların sayısında ciddî bir artış görülüyor. Kısa bir süre önce iki gönül dostumuzu, iki büyüğümüzü daha âhirete yolcu ettik: Mehmet Emin ve Abdülkadir Özkan. Rahmeten vâsia‘.
Bütün ömrünü ilim, fikir ve bilhassa iman hizmetine adayan gönül insanı Dr. Mehmet Emin 9 Ocak 2026 Cumartesi günü İstanbul’da ikâmet ettiği ve gönül bağladığı Eyüpsultan’da vefat etti. Merhûmun cenaze namazı, ertesi günü ikamet ettiği Eyüpsultan’da, Eyüpsultan Camii’nde ikindi namazının ardından kılındı ve aynı mezarlıkta sevenlerinin duâları ve gözyaşları arasında toprağa verildi.
Kahramanmaraş Elbistan doğumlu olan Mehmet Emin Bey ile tanışıklığımızın üzerinden zannediyorum 45 yıldan fazla zaman geçti. 1980’lerde İstanbul’a gelip gazetecilik hayatına başladığımda ilk tanıdığım ağabeylerdendi. Yüz ifadesine akseden samîmiyeti, imanı, coşkusu, kararlılığı, heyecanı dikkatimi hemen çekmişti. Bir de birleştirici bir yönü vardı. Tevhit ehliydi, İttihâd-ı İslâm’ın lüzûmuna yürekten inanan şuurlu bir münevverdi. İman hizmetleri merkezli çalışmaları vardı öncelikle. Bununla birlikte farklı gruplarda hizmet eden dindar insanlarla samimi bir işbirliği örnek oluyordu. O bütün inananların aynı hedefe doğru yürüdüğünü, aynı maksadı ve amacı taşıdığını biliyor, bu bilinç ile sırat-ı müstakîm üzere hareket ediyordu.
1985 yılıydı. Tercüman gazetesinden ayrılmış, haftalık Doğuş gazetesinde çalışmaya başlamıştım. Kültür sanat sayfaları hazırlıyor, röportajlar yapıyordum. Tabiî dışarıdan bize yazanlar da vardı. Eyüpsultan Lisesi’nde öğretmenlik yapan Mehmet Emin Ağabey de bazı yazılarıyla katkıda bulunuyordu. Meselâ, unutamadığım kıymetli çalışmalarından biri de merhum yönetmenimiz Yücel Çakmaklı ile ‘millî sinema’ hakkında yaptığı mülâkattı.
Farklı ilim, kültür, sanat ortamlarında, milletimizin iyiliği için çalışan vakıfların toplantılarında bir araya gelirdik. Bir gün Eyüpsultan semtinde, Eyüpsultan türbesinin hemen arkasındaki Sübyan Mektebi’nde faaliyet gösterdiğini duydum. Arkadaşlarla ziyaret ettik. Önce bahçedeki resim sergileri dikkatimizi çekti. Sıcakkanlılıkla bizi karşıladı ve tarihî mekânda yaptıkları faaliyetlerden, lisan derslerinden, bilhassa tarihî mezar taşlarına dair hizmetlerden bahsetti. Mehmet Emin Ağabey özellikle Afrika’daki Müslüman kardeşlerimize de sahip çıkıyor, İstanbul’a geldiklerinde onlara mihmandarlık ediyordu. İlim Yayma Cemiyeti’ne bağlı olan bu mekânda çok güzel hizmetlere imza atmıştı. Vefatından sonra İlim Yayma Cemiyeti tarafından yayımlanan taziye mesajında şöyle deniliyordu: “Cemiyetimizde Eyüpsultan Şube Başkanlığı ve Genel Merkez Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş Dr. Mehmet Emin Hoca Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil dileriz.”
O Bir 28 Şubat Mağduruydu
Mehmet Emin Ağabey 28 Şubat karanlığının ve zulmünün sürdüğü zamanlarda büyük ve soylu bir tavır koymuş, milletimizin değerlerine düşmanlık eden kesimlerle büyük bir cesaret örneği sergileyerek çetin bir mücâdeleye başlamıştı. Bu yüzden başına gelmedik hadise kalmadı. Eğitimin önemini biliyordu, bu bakımdan bütün mesaisini maarife hasretmişti. Lise öğretmeniydi ama doktorasını yapmıştı. Fakat o dönemin katı, ceberrut rektörleri ona üniversitede hocalık yaptırmadılar. O fakültedeki 40-50 öğrenciyi eğitmekten mahrum bırakıldı ama ona göre “vatan sathı bir mektep”ti. İstanbul’dan Anadolu’ya, Afrika’dan Arap ülkelerine gitmediği, görmediği, gezmediği yer kalmadı neredeyse. İkinci Evliya Çelebimiz oldu âdeta, gittiği yerlerde İslam’a hizmeti şiar edindi. Afrika’daki ve Arap dünyasındaki şuurlu Müslümanlar, onunla kıymetli vakitler geçirdi. İzcilik Yapan Nurlu Adam
Mehmet Emin bizim dindar kesimlerin biraz mesafeli kaldığı “izcilik” konusuna el atan, bu sahada ciddî manada çalışan, İslâmî hizmetlerini büyük bir iştiyak içinde yapan bir ağabeyimizdi. Kendisinin idare ettiği ve “lider”i olduğu izci kamplarında namaz kılınıyor, Kur’ân okunuyor, dinî sohbetler ediliyordu. Müslümanlığın icabı olan bu tabiî davranışlar, laikliği dinsizlik şeklinde anlayan bazı rûhsuz-mâneviyatsız çevreleri rahatsız etmiş ve Mehmet Emin Bey şikâyet edilmişti. İnanıyorum ki onunla birlikte yollara düşen, ormanlarda dolaşan ve ilâhiler söyleyen gençler anlattığı derslerden, paylaştığı hatıralardan, verdiği öğütlerden pek çok ders almış, kıssalardan hisseler kapmışlardır.
Eyüp Değil Eyüpsultan!
Dr. Mehmet Emin Ağabeyimizin soyadı “Elmas”tı. Ama nedense bu soyadını pek kullanmazdı. İlk yazılarında gördüğümüz bu soyadını yüksek tevâzuu yüzünden kullanmadığını “Dr. Mehmet Emin” ismini yeterli bulduğunu düşünüyorum. Doktor vasfı da doğrusu ona çok yakışıyordu. O belki tıp doktoru değildi ama ülkemizin gençlerine yardıma koşan bir mâneviyat doktoruydu. İnanıyorum ki, o vefalı ve kadirşinas gençlerden birisi çıkacak, büyüğümüzün mücâdeleleri ve hizmetlerini bütünüyle kucaklayacak ve hocası hakkında mutlaka kıymetli bir biyografi kitabı kaleme alacaktır. Buna inanıyorum. Bana göre en büyük hizmetlerinden birisi de İstanbul’un mübarek ilçesi kabul ettiğim Eyüpsultan’a harcadığı mesaidir. Mehmet Emin Ağabey, “Eyüp” kelimesini “Mihmandâr-ı Nebi”ye karşı bir saygısızlık kabul ediyor, mutlaka “Eyüpsultan” denilmesi gerektiğini söylüyordu. Bunun büyük mücâdelesini verdi ve başardı. Bu imanın ve azmin zaferiydi. En üst makamlara kadar çıktı, Cumhurbaşkanımıza ulaştı ve Eyüpsultan ismini bu nezih ve mâneviyatı yüksek ilçemize verdirdi. İsim, TBMM tarafından kabul edildi. Şimdi herkes artık bu doğru adı kullanıyor.
Bir gün bir yerde ayaküstü sohbet ederken “Eyüp” kelimesini kullandığımda beni hemen ikaz etmiş ve nazik bir ifadeyle, “Mehmet Nuri kardeş Eyüp değil Eyüpsultan demek lâzım.” şeklinde beni uyarmıştı. Ben de o gün bugündür ilçemizden bahsederken hep “Eyüpsultan” dedim. Şükürler olsun şimdi de “Eyüpsultan’ın Ebedî Sakinleri”ni iki senedir devam ettiriyoruz. İnşallah önümüzdeki yıl da Mehmet Emin Bey’i bu seri toplantılarında anmak bize nasip olur.
Evinde Ziyaret
Son yıllarda rahatsız olduğunu duymuştum. Yakın akrabası, yazar dostum Nurettin Taşkesen’i aradım ve randevu aldık. 29 Ekim 2017 tarihinde birlikte ağabeyimizi ziyaret ettik. O gün ziyarete gelenler arasında Eyüpsultanlı Nidayi Sevim de vardı. Bereketli, unutulmaz bir sohbet ve muhabbet demi yaşanmıştı. Mehmet Emin Ağabey yine 40-50 yıllık eski coşkusuyla anlatıyor, anlatıyordu. Ali Ulvi Kurucu’nun “Bir azm eğer iman dolu bir kalbe girerse…” diye başlayan şiirini hatırlamıştım o vakit. Hakîkaten Mehmet Emin Ağabeyimiz imanlıydı ve azimliydi. Sebat etti ve mükemmel hizmetlere imza attı. Onu ve yaptığı güzellikleri unutmayacağız elbette, zira unutursak vebale gireriz. Kadim semtin kıymettar sakinleri aziz Eyüpsultanlılar ise hiçbir zaman onu unutmayacak, hatıralarını yaşatacaklardır.
Abdülkadir Özkan’ın Ardından
Garip bir dünyada yaşıyoruz. Bazen değerlerimiz yaşarken unutuluyor. Hak etmedikleri hâlde. Abdülkadir Özkan da onlardan biridir. Aslında Ankara’da yaşamasaydı da İstanbul’da ikâmet etseydi sanırım bu ihmal olmazdı. Ama kader… Vefat tarihi 24 Aralık 2025 Pazartesi. 83 yaşındaydı.
Cenaze namazı 25 Kasım 2025 Salı günü öğle namazında Ankara Karşıyaka Camii’nde kılındı ve Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi. Tabiî gitmem mümkün değildi. Ama İstanbul’dan cenaze kaldırılsaydı mutlaka katılmak isterdim. Bir dâvâ ve fikir adamıydı Abdülkadir ağabey, 1980 öncesinde Akıncılar Hareketi içinde bulunmuş yönetim kurulu üyeliği yapmış ama daha ziyade gazetecilikle meşgul olmuş bir büyüğümüzdü. Daha önce Millî Gazete’de bulundu, sonra Yeni Akit’in kuruluşunda yer aldı. Ama ben onunla Türkiye gazetesinde çalışırken mesai arkadaşlığı yaptım. O zaman merhum Hasan Karakaya da gazetenin yazı işleri müdürüydü. Abdülkadir Abi de onunla birlikte ahenk içinde yazı işlerinde çalışıyordu.
1942 yılında Çorum’un Kargı ilçesinde dünyaya gelmişti. Eğitim hayatını tamamladıktan sonra 1970 yılında gazeteciliğe adım atmış, Memleket gazetesiyle başlayan meslek yolculuğu; Ankara Ekspres, Barış, Adalet, Millî Gazete, Yeni Devir, Türkiye, Yeni Haber, Günaydın ve Hürses gibi birçok gazetede farklı görevlerle devam etmişti. Muhabirlikten teknik sekreterliğe, yazı işleri müdürlüğünden genel koordinatörlüğe ve köşe yazarlığına kadar basın mesleğinin her kademesinde sorumluluk üstlenen Özkan, meslektaşları tarafından çok seviliyordu. Devlet kurumlarında görevler üstlenmiş öğretmenlik ve müşavirlik yapmıştı. Abdülkadir Özkan, gazeteciliğin yanı sıra Sümerbank, AZOT Sanayi Genel Müdürlüğü ve Sanayi-Teknoloji Bakanlığı gibi kurumlarda da önemli görevlerde bulunmuştu. Basın müşavirliği, daire başkanlığı gibi sorumluluklar da üstlenen Özkan, mesleki birikimini farklı alanlarda değerlendirmişti.
Abdulkadir Özkan, Millî Gazete’de yayınlanan “Siyonizmin Atlama Taşı İsrail” yazı dizisi sebebiyle 1982’de yargılandı; ayrıca Akıncılar Davası kapsamında 1986 ve 1989 yıllarında hapis cezalarına çarptırıldı. Tüm bu süreçlerde doğru bildiğini söylemekten vazgeçmeyen, doğrulardan ayrılmayan, bedeli ne olursa olsun hakikatin peşinden koşan idealist bir gazeteci olarak öne çıktı.
Gazetede kültür sanat sayfasını hazırlıyorum. Hiç unutmuyorum bir gün bir arkadaş benim bir yazımı eleştirdi. Abdülkadir Ağabey o müşfik yüz ifadesiyle beni savunarak haklı olduğumu söyledi. Bu hakşinaslığını hiçbir zaman unutmadım. Keşke Ankara’da iken daha sık arasaydım, en azından hatırını sorsaydım. Bazen hepimizin ihmalleri oluyor maalesef, ne diyelim… Allah affetsin. Hep söylediğim gibi İstanbul’da yaşayanlar “zaman fakiri”dir. Allah bizi gönül fakiri eylemesin. Abdülkadir Ağabeye bu vesile rahmet diliyorum. Mekânı cennet, menzili mübarek olsun. Onu seven dava arkadaşlarının hatırasını unutturmayacağına inanıyorum. Gazete yazılarından gündemde alakalı olmayan kalıcı yazıları da inşallah hamiyetli bir yayıncı tarafından toplatılıp kitaplaştırılır. Milletimizin ve milletimizin, bilhassa gençliğimizin istifadesine sunulur.
Yüce Rabb’im her iki mü’min büyüğümüze gani gani rahmetler, mağfiretler eylesin. Rûhları şad, mekânları cennet, menzilleri mübarek, makamları yüksek olsun inşallah. Ailelerine, dostlarına, mesai arkadaşlarına, tüm sevenlerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Mehmet Nuri YARDIM
Yazar
Bazı mekânlar vardır ki taş ve topraktan ibaret değildir; zamanla yoğrulur, insanla anlam kazanır, hatıralarla nefes alır. Yıldız Sarayı, işte böyle bir mekândır. O, yalnızca Osmanlı Devleti’nin idare...
Yazar: Kemal DEMİR
Toplum, fertlerden oluşan bir yığın değil; değerlerle birbirine kenetlenmiş bir organizmadır. Bu organizmanın çekirdeği, kalbi ve rûhu ise ailedir. Bir milletin geleceğine dair öngörüde bulunmak istey...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ
Yeryüzünde bütün insanlık ve Müslümanlık çok büyük bir imtihan veriyor. Kudüs bu çetin sınavda merkez noktada. Zulmü alkışlayanlar bir yanda, haksızlığa direnenler öte tarafta. Türkiye, emperyalist ül...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
İstanbul’a güzelleme yapmak mümkün mü? O zaten güzeller güzel bir şehir. Ona en büyük, un ulvî, en ulaşılmaz ve erişilmez övgüyü Hazret-i Peygamber (s.a.v.) yapmamış mı? Bu kutlu şehrin Fâtih’ini ve a...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM