Hz. Peygamber (S.A.V.)’İn En Büyük Ziyneti: Hâyâ
Hayâ ve edep Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’de taçlanmış, çiçek çiçek açmıştır. O, kimseyi azarlamaz, tane tane konuşur; tebessümü yüzünden eksik etmezdi. Şımarıklığı, gururu ve büyüklük taslamayı asla sevmezdi.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in gençliğini ve orta yaşlılığını geçirdiği Arabistan’ın Hicaz bölgesinde, edep ve hayâ dışı âdetler ortalığı kaplamış olduğu hâlde, Yüce Rasûl bu gibi âdetlerin hiçbirine uymamıştı. Cenâb-ı Hak, geleceğin müjdecisini bu çirkin âdetlere bulaşmaktan korumuştu. O sıralarda Arabistan’da Kâbe’yi çıplak tavaf etmek ve başkalarının yanında çıplak yıkanmak gibi hayâ ve edep dışı âdetler de vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) bu kabîl hareketlerden daima nefret ederdi. Henüz Mekke’de amcasının koyunlarını güderken iki gün üst üste Kureyşli gençlerin katıldığı bir eğlenceye katılmak istemişse de o esnada gözlerini uyku bürümüş ve uyandığında eğlencenin bittiğini anlamıştı. Bir daha da böyle bir teşebbüste bulunmadı.
Kâbe tamiri sırasında O da Abdülmuttaliboğulları adına taş taşımakta idi. Kureyşli gençler elbiselerinin eteklerini omuzlarına toplayarak taşıyorlardı.
Böylece omuzları acımamış oluyordu. Ama etekleri kalkınca hayâ ve edep dışı bir görüntü ortaya çıkıyordu. Henüz yaşı genç olan Hz. Muhammed (s.a.v.) de bir defa bunu deneyecek oldu. Ama gizli bir el (bir melek) O’nun eteğini yere doğru öyle bir kuvvetle çekiyordu ki Hz. Peygamber (s.a.v.), Kureyşli gençlerin düştüğü durumdan korunmuş oluyordu. Peygamberimiz (s.a.v.), putlardan nefret ederdi.
Onlar şerefine verilen ziyafet ve şölenlere asla katılmazdı. Fakat bir yıl halaları O’nu zorladılar ancak Kureyşli ileri gelen ailelerin katılabileceği, putlar onuruna verilen bir ziyafete yeğenlerini de götürmek istediler. Henüz küçük bir çocuk olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ne kadar direndiyse de halaları “Böyle bir günde Abdullah’ın yetimini yapayalnız evde bırakamayız, bu bizim mürüvvetimize sığmaz.” diye düşünüyorlardı. Fakat henüz yolda giderken Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzünde, görünmeyen bir sesin şakladığı duyuldu.
Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisini yerde bulmuştu. Rengi sararmış, mecalsiz kalmıştı. Halaları hemen onu kaldırdılar ve eve döndüler, O’nun istirahatini sağladılar ve bir daha putlarla ilgili hiçbir toplantıya O’nu götürmediler. Görüldüğü gibi edep ve hayâ dışı hareketlerden İslâm’dan önceki dönemde de Hz. Muhammed (s.a.v.) ilâhî bir kontrol ile korunmuştur.
Ebu Said el Hudrî (r.a.) diyor ki: “Nebi (s.a.v.) hayâ cihetiyle, kendi köşesinde oturan bakire kızdan daha utangaçtı.”
“Hayâ imandandır.” buyuran Peygamberimiz (s.a.v.), pek fazla utangaç olması yüzünden arkadaşları tarafından kınanan biri hakkında: “O’nu hâline bırakınız. Çünkü hayâ imandandır.” buyurmuştur. Bir başka zaman, Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına: “Hayâ insan için ziynettir.” diyerek öğüt vermişlerdir.
Şunu bilmek lâzımdır ki hayâ, insanın karakterini taşır ve hiçbir millet hayâdan müstağni kalamaz. Fazilete talip insan için edep ve hayâ, ilâhî nurla örülmüş bir taçtır. Onu giyen, her fenalıktan uzak kalır.
Sema KORKMAZ
Yazar
Her kahve aynı tadı taşımaz. Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir...Bir pazar öğle sonrası annenin "Hadi bir kahve yap da içelim." dediği kahve huzurludur. Köpükler annenin göz bebekle...
Yazar: Sema KORKMAZ
Medine çarşısına güçlü kuvvetli bir köle gelmişti. Almak için tâlibi çoktu. Fakat kölenin, kendisini satın almak isteyenlere, her türlü hizmet mukabili tek şartı vardı. Üzerine düşen hizmetleri fazlas...
Yazar: Sema KORKMAZ
Komşuyu düşünmek imanın bir gereği idi. Peygamberimiz (s.a.v.), tabiatındaki yüksek nezaketin bir eseri olarak kadınlara da son derece nazik davranırdı; kadınlara ait meseleleri daha ziyade zevceleri ...
Yazar: Sema KORKMAZ
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yumuşak huylu olduğu kadar cesurdu, yiğit ve kahramandı. Peygamberlik vazifesini ifa ederken karşılaştığı hâdiseler önündeki tavırlarında bu niteliği görmek mümkündür. Me...
Yazar: Sema KORKMAZ