Ebû Said El-Hudrî (r.a.)
Asıl ismi “Sa’d bin Mâlik” olan Ebû Said, Medineliydi. Babası Mâlik bin Sinan, Medine’de İslâmiyet’in yayıldığı ilk sıralarda Müslüman olmuştu. Ebû Said o sıralar henüz çocuk yaştaydı. Böylece hayatı yeni anlamaya başladığı bir sırada kendisini Müslüman bir ailenin içinde buldu.
Ebû Said’in minik kalbindeki iman o kadar coşmuştu ki Peygamberimiz’le birlikte bulunmak, onun feyizli sohbetini dinlemek için can atıyordu. Mescid-i Nebevî inşa edilirken mübarek mabede o da taş taşıyordu. Bedir Savaşı’na yaşının küçüklüğünden dolayı kabul edilmemişti. 13 yaşındayken Uhud Savaşı’na katılmak için babasından ricada bulundu ama yaşının küçüklüğü sebebiyle Rasûlullah bunu kabul etmedi.
Ebû Said’in babası, Uhud Savaşı’nda büyük kahramanlıklar gösterdi. Neticede ise şehadet mertebesini kazandı. Şehitler defnedilirken Peygamberimiz, Hz. Mâlik’in başucunda şöyle buyurdu:
“Kanım kanına karışan kimseye cehennem ateşi erişemez.”
Hz. Mâlik bir ara Rasûlullah’ın mübarek yüzünün kanadığını görmüş, ağır yaralı olduğu hâlde Peygamberimiz’in mübarek kanını emmiş, yere damlatmamıştı.
Ebû Said (r.a.) hem Peygamberimiz’in cemalini görmek hem de babasını karşılamak için annesiyle birlikte Uhud yolu üzerine çıkmıştı. Peygamberimiz gelince babasının şehit olduğunu haber verdi ve “Allah, babana mükâfatını versin!” buyurdu.
Ebû Said’in (r.a.) babası fakir birisiydi. Onun Uhud’da şehit olmasından sonra zaruret içerisinde kalmışlardı. Bir gün annesi onu bir şeyler istemek için Rasûlullah’a gönderdi. Ebû Said (r.a.) başlangıçta buna razı olmamıştı. Ama annesinin ısrarlarına daha fazla dayanamadı. Peygamberimiz’in huzur-u saadetlerine gitti. Rasûlullah (s.a.v.) o sırada şöyle bir hutbe irat ediyordu:
“Ey iman edenler! Artık sizin için iffet ve başkalarından bir şey istememe zamanı gelmiştir. İffetli yaşayana Allah verir. Gözü tok olanı Allah zengin eder. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişiye sabırdan daha geniş bir rızık verilmemiştir. Mutlaka benden isterseniz, ben ancak bende olanı veririm.” buyurunca Ebû Said (r.a.), Rasûlullah’ın bu sözlerinden sonra istemekten vazgeçti. Annesine gelip durumu bildirdi. Kendisi bundan sonraki hâlini şöyle anlatır:
“Rasûlullah’tan bir şey istemeden döndükten sonra, Cenâb-ı Hak bize rızkımızı verdi. Ensarın zenginlerinden olduk.”
Yaşının küçüklüğü sebebiyle Bedir ve Uhud Savaşlarına katılamayan Ebû Said sonraki bütün gazalara iştirak etti. Bir taraftan da Suffe Medresesi’ne devam ediyor, hadis ezberliyor, ilim tahsil ediyordu. Ebû Said (r.a.), Peygamberimiz’in vefatından sonra hadis ve fıkıh ilmiyle meşgul oldu. Birçok talebe yetiştirdi. Rasûlullah’ın terbiyesi altında büyüyen Hz. Ebû Said, 1170 hadis rivayet etti.
Hicrî 74’te, 86 yaşındayken vefat etti. Allah ondan razı olsun.
N.Nida DURAN
Yazar
Yazın en sıcak günlerini yaşarken insan ailesiyle geçmişte yaşadığı tatilleri hatırlamadan edemiyor. Rahmetli babam gerek çocukluğumuzda gerek sonraları bizi gezdirmek için hiçbir fırsatı kaçırmazdı. ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Hz. Cebbar (r.a.), Medine-i Münevvereliydi. İkinci Akabe Biatı vuku bulduğunda biat etti. Başta Bedir, Uhud ve Hendek’te olmak üzere, Peygamberimiz (s.a.v.)’le birlikte bütün savaşlara iştirak etti.Ha...
Yazar: N.Nida DURAN
Hicret sırasında Peygamberimiz’in gece yarısı gözleri önünde Mekke’den çıkıp Medine’ye doğru yola çıkması, müşrikleri çileden çıkarmıştı. Peygamberimiz’le Hz. Ebû Bekir’i Medine’ye girmeden bulmalı, v...
Yazar: N.Nida DURAN
Peygamberimiz (s.a.v.), gördüğü bir rüya üzerine 1400 sahabiyle umre için Kâbe’ye hareket etti. Bunu duyan müşrikler, Müslümanları Kâbe’ye sokmamaya karar verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ...
Yazar: N.Nida DURAN