En-Nâfi’: Fayda Veren ve Fayda Veren Şeyleri Yaratan
Esmâ-i hüsnâ arasında yer alan en-Nâfi’, dilediği yaratıklarına en iyi ve en yararlı olan şeyleri ihsan eden Cenâb-ı Hakk’ın övgü sıfatları arasında kullanılmıştır.
İslâm literatüründe fayda sözcüğü, hayır sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılmıştır. Bu mânâda Yüce Allah, sözü ve davranışları İslâm’la örtüşen iyi kullarına dünya ve âhiret hayatında fayda verir ve onları iyilik ve güzelliklerle ödüllendirir. İyi kullardan maksat, Kur’ân-ı Kerim’de çeşitli şekillerde; velî, evliyâ ve ebrâr şeklinde geçenlerdir. Çünkü bu özellik ve güzelliklere sahip olan kimseler, hayatlarını bir bütün olarak Yüce Rabb’imizin istediği şekilde yaşadıkları için en-Nâfi’ isminin tecellisine mazhar olurlar. O’na yürekten iman eden ve güven duyan sâlih insanlar, mutlak iyi Olan’a kayıtsız şartsız bağlanırlar.
Sahabeden Abdullah bin Abbas (r.a.) anlatıyor: Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in terkisinde bulunuyordum. O zaman henüz on yaşındaydım. Bana şunları söyledi:
“Delikanlı, gel sana bazı güzel sözler öğreteyim: ‘Allah’ın emirlerini gözet ki Allah da seni gözetip korusun. Allah’ı hatırından çıkarma ki O’nu her muhtaç olduğunda karşında göresin. Bir şey isteyeceksen sadece Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen yalnızca Allah’tan dile. Şunu iyi bil ki bütün insanlar sana faydalı olmak için bir araya gelseler sana Allah’ın takdir ettiğinden başka bir fayda veremezler. Yine bütün insanlar sana zarar vermek için toplansalar sana Allah’ın takdir ettiğinden başka zarar veremezler. Çünkü kaderi yazan kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkebi kurumuştur. Yani varlık kanunlarını belirleyen ilâhî kurallar ezelden belirlenmiş ve değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir.”
Kullarına fayda verme gücüne sahip olan, Yüce Allah’tır. Kim O’nun fayda verme gücüne inanır, başına geleceklere elinden geleni yaptıktan sonra teslim olur, belâ ve musibetlere sabreder, O’nun verdiği sayısız nimetlere şükrederse neticede rızâ-i Bâri’ye ulaşmaya muvaffak olur.
Cenâb-ı Hak, kullarına zarar vermek istemez. O’nun zararı, masiyet işleyenlere; fayda vermesi ise, itaat ehlinedir. Bir Müslüman, elinden geldiği kadar, Allah’ın sosyal ve tabiî yasalarına uygun hareket etmelidir. İnanç konularında tevhîd çizgisini ihlâl edecek söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmalı, tevhîdi koruma yolunda büyük çaba ve gayret sarf etmelidir.
Kendisine fayda verme anlamına gelen Rabb’imizin en-Nâfi’ ismini bir ahlâk umdesi hâline getirerek, başta insanlar olmak üzere, ihtiyaç hâlinde tüm toplum kesimlerine fayda sağlayacak işler yapmalıdır. Sadece insana değil, tüm canlı varlıklara, çevreye; toprağa, suya ve havaya zarar vermekten kaçınmalı, aksine, faydalı olmanın yollarını aramalıdır.
Yüce Allah, saf iyiliktir. Biz de iyinin talibi ve yayıcısı olmalıyız. İyilik yapma yolunda bütün insanlar bir araya gelse O dilemedikçe bu iyiliği engelleyemezler. Gerçek Müslüman, kendisinden fayda umulan, zarar vermekten de güvende olunan insandır.
Ne mutlu, eliyle ve diliyle fayda vermeyi hayat tarzı haline getirenlere!..
Editör
Yazar
“1995 yılında il olsa da tarihi milattan önce 3000’li yıllara dayanan Yalova’da şifalı sulardan büyüleyici doğal güzelliklere kadar birçok gezilecek ve görülecek yer var. Termal sularıyla da ün salmış...
Yazar: Editör
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in duasına mazhar olan nur yüzlü, yumuşak huylu sahabî, “Ebû Hüreyre” ismiyle anılan Abdurrahman’dı. Kedileri şefkatle sevdiğinden “kedicik babası” manasına gelen “Ebû Hüreyre” ...
Yazar: N.Nida DURAN
Bu ayki sayımızda, üzerinden binlerce yıl geçse de hiç yaşlanmayan, her sokağında ayrı bir masal saklayan bir devle tanışmaya ne dersiniz? Evet, doğru bildiniz! İki kıtayı dev bir gerdanlık gibi birle...
Yazar: Editör
"Lütuf ile rehberlik" anlamına gelen hidâyet; "doğru yolu bulmak, yol göstermek ve yola girmek" mânâlarına şâmil olan "hedâ" kökünden türemiştir. "Kullarına kurtuluş yolunu gösteren ve açıklayan" anla...
Yazar: Editör