Baharla Filizlenen Umutlar
Bahar mevsimi, insan hayatının çocukluk ve gençlik yıllarına benzer. Her bahar yeni bir umut ve yeni bir başlangıçtır. Kışın şeklen ölü konumunda olan yeryüzü, ağaçlar ve bitkiler, baharda havaların ısınması ve yağmurun bereketiyle birlikte yeniden canlanır ve çiçekler açar. Kuşlar yuvalarından çıkarak tabiatı şenlendirir, börtü böcek ise saklandıkları yerlerden çıkarak Allah’ın kendilerine vermiş olduğu görevleri ifa etmeye çalışırlar. Allah, hiçbir şeyi boşuna ve gereksiz yaratmamıştır. Her varlığın yerine getirmekle yükümlü olduğu, kendisinden beklenen bir görevi vardır: “Yedi kat gök, yer ve onlarda olanlar, Onu tesbih ederler, hamd ile Onu tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.”[i] İnsanlar dâhil bütün varlıkların ibadeti ve tesbihi, yaratılış gayesine göre yaşamalarıdır.
Allah “Ol!” emriyle kâinatı mükemmel ve muhteşem bir şekilde yaratmıştır. İnsan elinin değmediği yerler ve tabii özelliğini koruyan çevrelerdeki güzellikler, Allah’ın el-Cemil ve el-Cemal sıfatlarının bir tezahürüdür ve cenneti anımsatmaktadır. Tabiî güzellikler, insanlara Allah’tan birer emanettir, belli bir süre kullanmaları için insanların istifadesine sunulmuştur. İnsanların, bu güzellikleri koruyarak hatta bakımını yapıp geliştirerek gelecek nesillere aktarmaları gerekmektedir. Peygamberimiz’in “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile ağaç dikiniz.”[ii] emri tabiatı güzelleştirme amacına matuftur.
Bahar mevsiminde çiftçiler tarlalarını sürerek elde etmek istedikleri ürünlerin tohumunu ekerler, meyve fidanları dikerler, daha önce diktikleri ağaçlara bakım yaparlar. Ziraat tekniklerine göre yapılması gereken her şeyi yapan çiftçi, yaza veya güze doğru sabırla Allah’tan bereket umar. Buna göre bahar bir yatırım mevsimidir. İnsan hayatı da böyledir. Genç yaşta kendilerini yetiştirenler, ilerleyen yaşlarda semeresini alırlar. Dünya hayatında ahirete yatırım yapanlar da ahirette göz kamaştıran tarifi imkânsız güzellikteki cennete kavuşurlar.
Güzel yerlerde vakit geçirmek, insanların en büyük özlemlerindendir. İş yoğunluğundan fırsat bulanlar, ailesi ve sevdikleriyle birlikte huzurlu bir şekilde vakit geçirmek için kendilerini tabii güzelliklerin bulunduğu kırlara, ormanlara, göl ve deniz kenarlarına atmaktadırlar. Bilinçsiz insanlar, bu güzelim mekânları hoyratça kullanmakta, çevreyi kirletmekte hatta tahrip etmektedirler. Allah bu bilinçsiz insanların yeryüzüne verdiği zararı şöyle beyan etmektedir: “İnsanların kendi elleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.”[iii] Tabii dengenin bozulması sebebiyle sel felaketi, erozyon, verimli arazilerin çölleşmesi, ürünlerde kıtlık ve salgın hastalıklar gibi felaketlerle insanlık yüz yüze gelmektedir.
Çevre; canlı ve cansız varlıkların ahenk içinde yaşamını sürdürdüğü, insanlığın istifadesine açık, ortak kullanım alanıdır. Bu çevrede şu anda bizimle birlikte hayat süren bütün varlıkların hatta bizden sonra gelecek nesillerin hakları vardır. O hâlde çevreden, tabiî ortamın bozulmasına yol açmadan yeteri kadar yararlanmalıyız. Bilinçli insanlar tabiata hikmet ve ibret nazarı ile bakarlar, gördüklerini ve hissettiklerini şükür vesilesi sayarlar, cennette bunların daha iyisine kavuşacağını umut ederek iman ve salih amellerle Rabb’inden cenneti isterler.
Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevi ile doğru orantılı değeri vardır. Bu sebeple kâinatta hiçbir canlı varlık sebepsiz yere öldürülmemeli, cansız varlıklara dahi zarar verilmemelidir. Tabiatı korumalıyız, çünkü;
İnsanlar, özel mülkiyetindeki mekânları en verimli şekilde kullanmakla yükümlüdür. Ülkemiz insanı mevcutla yetinmeyi, aza kanaat etmeyi, elindeki araziyi değerlendirerek geçinmeyi bilseydi, kamu hizmetlerinden de bulunduğu yerde kolayca yararlanabilseydi, büyük şehirlere göçler yapılmasaydı -hiç şüphesiz- ülkemiz daha bereketli olacaktı. Bağımız, bahçelerimiz, tarlalarımız boş dururken pazarlardaki meyve ve sebze tezgâhlarının nasıl dolduğunu düşünen var mı? Üretmeden tüketmek nasıl mümkün olabilir? Biz temel gıda maddelerini üretmediğimizde ihtiyaç duyduğumuz ürünler yurt dışından daha pahalı olarak ithal edilmektedir. Üretmeden tüketmek enflasyonun başlıca sebeplerindendir. İnsanlar, küçücük bedeniyle yaz boyu yuvasına bedeninden daha büyük buğday tanesini taşıyan karıncanın çabasından hiç mi ibret almaz?
İnsanların ortak kullanım alanları olan meralar, ormanlar, akarsu, göl ve denizlerde de payımıza düştüğü kadarıyla yararlanmamız gerekmektedir. Buralar sahipsiz değildir. Milletin ortak malıdır. Atalarımızdan devraldığımız doğal mirası daha güzel bir şekilde gelecek nesillere bırakmamız gerekmektedir. Makinelerin hayatımızda çokça yer alması hayatı kolaylaştırsa da manevi ihtiyacımız olan huzuru ve bereketi alıp götürmektedir.
Bahar mevsimi bütün güzellikleriyle insanlara gönlünü açarken insanlara vaiz gibi nasihat etmektedir. Bu nasihatten basireti açık, gönlü engin, ufku geniş olan agâh insanlar hissedar olmaktadır.
[i] 17/İsrâ, 44.
[ii] Buharî, el-Edebül-Müfred s. 168.
[iii] 30/Rûm, 41.
Emine Büşra YÜKSEL
Yazar
Fedakâr kadınlarımız, annelerimiz, bacılar ve ablalarımız da 19-20. yüzyılda 93 Harbi’nden Milli Mücadele’ye uzanan süreçte verdiğimiz bağımsızlık mücadelelerinin zaferle taçlanmasında büyük rol oynad...
Yazar: Bengisu HAYAT
Ağzımızdaki dil, insanlarla iletişim kurarken duygu ve düşüncelerimizi ifade ederken kullandığımız bir araçtır. Konuşması için akıldan talimat geldiğinde dil, düşünceyi duygusuz ve yalın bir şekilde i...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Ebû Kuhâfe (r.a.), İslâm dinine canı ve malı ile fedakârca hizmet edip Allah’ın rızasına talip olan ve Cenab-ı Hakk’a “Ben Ebu Bekir kulumdan razıyım, o da benden razı mı?” dedirttiren Hz. Ebû Bekir (...
Yazar: N.Nida DURAN
Ramazan ayı bereketiyle gelmekte ve bizlere de birçok manevî değer kazandırmaktadır. Bu ayda Allah’ın rızası için yapılan bütün hayırlı işlerin sevabı, diğer aylarda yapılandan daha fazla olduğundan M...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL