Eşsiz Bir Yapı Âdile Sultan Sarayı
Âdile Sultan, şair ve hayırsever Osmanlı hanedânı mensubudur. Osmanlı hanedânı mensupları arasında yetişen tek kadın şair olup, Sultan II. Mahmut ile II. Kadın Efendi Zernigâr Hanım’ın kızıdır. Annesi, onun doğumdan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. II. Mahmut, Adlî olan mahlâsını anımsatması için kızına Âdile adını vermiştir. Âdile Sultan on üç yaşındayken babası da ölünce, öğrenimi ile yetiştirilmesi işini ağabeyi Sultan Abdülmecit üstlendi. İyi bir öğrenim görerek Arapça, Farsça, edebiyat, tasavvuf, müzik ve hat öğrendi, kendisini yetiştirdi.
Âdile Sultan, Tophane Müşiri daha sonra sırasıyla kaptan-ı derya, serasker ve sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlenmesi uygun görülerek nikâhları 28 Nisan 1845 tarihinde kıyıldı. Ertesi yılın şubat ayında da bir hafta süren görkemli bir düğünle evlendiler. Âdile Sultan’ın düğün töreni, XIX. yüzyılda Osmanlı Sarayı’nda yaşanan en ilgi çekici olaylardan biri olarak tarihe geçmiştir. Evlendikten sonra, bugün Fındıklı’da Mimar Sinan Üniversitesi’nin bulunduğu yerdeki Neşetâbâd Sarayı Âdile Sultan’a tahsis edildi. Zaman zaman Kuruçeşme’de Esma Sultan’dan kalan yalıda, Kâğıthane, Çırağan, Validebağı ve Kandilli’deki saraylarda oturdu.
Nakşbendî Tarîkatına intisap eden Âdile Sultan, Bâlâ Tekkesi şeyhi Ali Efendi’ye (Ö. 1877) bağlanmıştı. Dindarlığı ve yardımseverliğiyle tanınan Âdile Sultan’ın Fındıklı’daki sarayı âlim ve şeyhlerin sık sık toplanıp sohbet ettikleri, muhtaç ve fakirlerin her zaman başvurduğu bir yer olmuştu. Kendisi de 73 yaşındayken bu sarayda vefat etmiştir. Eyüp’teki Hüsrev Paşa Türbesi’nde, eşi Mehmet Ali Paşa’nın yanında toprağa verildi. 1851-1892 yılları arasında kurduğu on dört vakfın vakfiyeleri “vakfedenin malını verdiğini gösteren ve hâkimin vakfa dair hükmünü içeren belge” İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Yetenek ve teknik bakımdan daha az başarılı sayılsa da Âdile Sultan, özellikle Osmanlı tarihine tuttuğu ışık nedeniyle önemlidir. Âdile Sultan’ın önemli bir özelliği de Osmanlı hanedânından dîvân düzenlemiş olan tek kadın şair olmasıdır. Özellikle Fuzûlî ile Şeyh Gâlib’e nazireler ve Yunus Emre tarzında hece vezniyle şiirler yazmıştır. Aile bağları kuvvetli, dindar ve alçakgönüllü bir Osmanlı kadını olan Âdile Sultan, kadınların haremden dışarı açılmalarına öncülük etmiş olmasının yanında, yardımseverliği ve insan sevgisi ile İstanbullular tarafından çok sevilmişti. Âdile Sultan’ın ayrıca okul ve fukara evlerini tamir ettirmesi, çocukların okuması için gayret sarf etmesi, kurumuş çeşmelere su getirtmesi, gelinlik kızlara çeyizler yaptırması halk arasında ölümünden çok sonra bile övgü ve takdirle anılmıştır.
Âdile Sultan Sarayı
İstanbul’un Anadolu yakasında, Kandilli’nin Boğaz’a en hâkim yerlerinden biri olan noktada, evvelce Tophane müşiri Halil Mehmed Rifat Paşa’nın bir köşkü bulunmaktaydı. Sultan Abdülmecid, kız kardeşi Âdile Sultan için 31 Mart 1856’da bu köşkü satın almış ve kardeşine yazlık ikametgâh olarak vermek istemiştir. Ancak bu isteğini, Sultan Abdülmecit’ten sonra tahta çıkan kardeşi, Sultan Abdülaziz yerine getirmiştir. Sultan Abdülaziz, 1861-1870 yılları arasında köşkü yıktırarak yerine çok büyük ölçüde kâgir bir saray yaptırdı. Mimarının Sarkis Balyan olduğu bilinmektedir. Gerçekten bu mimarın eserleri listesinde Kandilli’de “Sultanlar Sarayı” olarak anılan bir yapı vardır. Gerek dış gerek iç mimarî ve süslemesi 19. yüzyıla tamamen hâkim olan Batı üslûbunda yapılmıştır. Çok sevdiği eşini ve dört kızını genç yaşlarda kaybettikten sonra, bu güzel sarayda oturmak istememiş ve 1868 yılında sarayı terk etmiştir. Saray, Âdile Sultan tarafından ölümünden önce, 1899’da kız okulu olması isteği ile Maarif Vekâlet’ine bağışlanmıştır.
32X93 m. ebadında olan Âdile Sultan Sarayı’nda elli beş oda, iki salon ve bir de büyük taşlık bulunuyordu. 17.000 m² arsa üzerine inşâ yapılan bu saraydan bahsedelim. Sahilden dönemeçli bir yolla yukarı çıkılarak varılan sarayın biri denize öteki ise yana açılan iki ana kapısı vardı. Denize bakan esas cephede dört mermer sütunlu sahanlığa iki taraflı merdivenden çıkılıyordu. Bu kapının arkasında mermer döşeli bir sofa bulunuyor, buradan iki taraflı bir merdiven yukarı kata çıkışı sağlıyordu. Yukarı kat Âdile Sultan’ın özel dairesi idi. Duvarlarında altın yaldızlı çerçeveli büyük aynalar bulunan bu dairenin sofa ve odalarının tavanları renkli nakışlar ve resimlerle bezenmişti. Sarayın en ilgi çekici taraflarından biri de Âdile Sultan dairesinin arkasında yer alan beyzî (oval) biçimli ve on iki sütuna oturan büyük salondu. Bu kısmın da tavanı nakışlarla süslenmişti. Bu salonun arkasındaki bir kapıdan bahçeye bakan dairelere geçiliyordu. Bunlar bir merdivenle alt kat sofasına bağlanmış olup bu sofa da yandaki dış kapıdan bahçeye açılıyordu.
Saray müştemilâtından en arkada olan hizmetkâr ve seyislerin dairesi daha önce ortadan kalkmış ve arazisi mülkiyetten çıkmıştı. Aşağıda Boğaz yolu üzerinde de mülkiyetten çıkmış olan bir ek bina vardır. Sarayın, Boğaziçi’ndeki yalı ve köşklerin ekserisinde olduğu gibi, evvelce deniz kıyısında da bir ek yapısı ile 9,50X6 m. ölçüsünde havuzu ve deniz hamamı vardı. Arkadaki büyük korudan buraya, yolun üzerini aşan ahşap bir köprüden geçilirdi. Âdile Sultan Sarayı, Boğaziçi’nin manzaraya en hâkim bir yerinde kurulmuş heybetli bir yapı idi. Gerek dış gerek iç mimarî ve süslemesi XIX. yüzyıla tamamen hâkim olan Batı üslûbunda yapılmıştır.
Dr. Cemil Topuzlu’nun (1866-1958) hâtıralarında yazdığına göre, Ahmed Rıza Bey, kızlara mahsus bir yatılı okul yapılmak üzere Âdile Sultan Sarayı’nı istemeyi teklif etmiş ve ertesi gün beraberce gidip II. Abdülhamid’den iradeyi almışlardı. Ancak bunun ne dereceye kadar gerçek olduğu belli değildir. Çünkü Ahmed Rıza Bey 1908’de Meclis-i Mebûsan reisi olmuş, 1909’da da II. Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Kandilli Kız Lisesi ise 1916’da açılmıştır. İlk kurulduğunda adı Kandilli Âdile Sultan İnâs Mekteb-i Sultânîsi olan bu okul, bazı değişikliklerden sonra 1931’de Kandilli Kız Lisesi adını aldı. 1966-1967’de sarayın alt tarafında yeni iki bina yapılarak 1969-1970’te idare ve dershaneler buraya taşınmış, esas saray binası ise sadece yatakhane olarak kullanılmıştır. Saray son yıllarda çok bakımsız bir hâle gelmiş ve ihtişamına yakışmayacak bir biçimde kullanılır olmuştu. Nihayet 1986 yılı mart ayının ilk günlerinde gece çıkan bir yangın sonunda tamamen yandı. İçinde eskiden kalan bazı değerli eşyalarla bilhassa büyük aynalar da yok oldu. Âdile Sultan Sarayı’ndan sadece kâgir dış duvarlar kalmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Valiliği, Sabancı Vakfı ve Kandilli Kız Lisesi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın desteklerini bir araya getirmeleri ile yeniden hayat bulan Âdile Sultan Sarayı günümüzde restoran olarak ve düğün organizasyonları için de kullanılmaktadır.
BİBLİYOGRAFYA
Pars Tuğlacı, Osmanlı Mimarlığında Batılılaşma Dönemi ve Balyan Ailesi, İstanbul 1981.Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.
Resul KESENCELİ
Yazar
1.BeyitTâlibâ gel gir şu bezm ile müdâm ol bir nefes Dilberi gör kâm alıp her emre râm ol bir nefes(Tâlib olan gel ve bu meclise gir, her an bu meclisin havasını teneffüs et. Mecliste bulunan sevgiliy...
Yazar: Resul KESENCELİ
1460’lı yıllarda Üsküp’te doğan İshak Çelebi, babası kılıç ustası olduğu için Kılıçzâde lâkabı ile anılmaktadır. Memleketinde başladığı eğitimini Edirne’de tamamlamış ve muhtelif medreselerde müderris...
Yazar: Hamit DEMİR
Âl-i Osman’a kim ki kılıç çekerGönül bağına mihnet dikenin ekerOnların ululuğunu Hak diledi(Hoca Sadettin Efendi)Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Trabzon Rum Krallığı prensesi Despina ile izdivaç ...
Yazar: Resul KESENCELİ
Rabb’im ne güzel karmış ezelden mayamızı,Nakşetmiş ruhumuza ebedî sevdamızı.Ekeriz gönüllere gül açan tohumları,Süsleriz boydan boya sevgiyle dünyamızı.Süzülür bayrağımız nizamı âlem için,Küfürle iş t...
Şair: Yusuf DURSUN