Es-Sabûr
Sabır, nefsin; aklın ve dinin gerektirdiği gibi, gerektirdiği şekilde veya her ikisinin birlikte icap ettirdiği şekilde, arzu ettiği şeylerden alıkonulmasıdır. Tasavvuf dilinde sabır ise insanın hayatında karşılaştığı çeşitli belâ ve musîbetlerden doğan üzüntüyü Allah'a havâle edip O'ndan başkasına şikâyet etmemesidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen bir rivâyette şöyle buyrulmuştur: "Sabır (hastalık, zarar, deprem, su baskınları, ölüm gibi hâdiselerin) sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda gösterilen tahammüldür." Dolayısıyla sabır, insanın ihtiyarî fiillerindendir.
Kur'ân-ı Kerim'de, peygamberlerden bahsedilen âyetlerde onların "güzel sabırlı" oluşunun anılması, hayatın her alanında olduğu gibi bu alanda da örneklik oluşturmalarına atıfta bulunulması kayda değer bir misaldir. İnsana düşen, sıkıntılar karşısında acele etmeden tahammül göstermektir. Zira sabırsızlık göstermek; ivmek ve bir anda her şeyi istemektir. Hâlbuki yaratıklar, zamana bağlı olup, terbiye kanununa tâbîdirler.
Bu dünya bir imtihan yeridir. Allah hangimizin daha güzel amel yaptığını ortaya çıkarmak için bizi değişik şekillerde imtihan eder. Bazen bu imtihan bolluk ve iyilikler olabildiği gibi, bazen darlık ve sıkıntılar; yerine göre korku, açlık, mallardan, sevdiğimiz canlardan kaybetme şeklinde meydana gelebilir. İnsan bütün bu felaketler karşısında pes etmemeli ve direnç göstermelidir. Çünkü biz Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz. İslâm inancına göre; acı ve ızdıraplar, nihâî iyiliğimiz için tahammül etmemiz gereken tedâvîler gibidir. Hayatımızda karşılaştığımız acı ve ızdıraplar, insanların daha büyük iyiliklere ulaşmaları açısından gerekli olan kılık değiştirmiş iyilikler gibidir. Hayır ve lezzetlerin hepsi iyi olmadığı gibi, acı ve ızdırapların hepsi de kötü değildir. Nimet ve felâketlerin tümü, insanları ibret almaya ve tefekküre davet etmesi yönüyle maslahat türündendir. İnsan, acı ve ızdıraplar karşısında sızlanmamalı ve çaresini araştırmakla birlikte büyük sabır ve direnç göstermelidir.
Kur’ân'a göre, musîbetler ve acılar karşısında sabredenler, âhirette büyük mükâfat göreceklerdir. Bu sebeple, sabrın en güzel anlamını sûfîlerin hayatında bulabiliriz. Meselâ, Cüneyd-i Bağdâdî'ye "Sabır nedir?" diye sorulunca "Yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir." demiştir. Süfyân-ı Sevrî ise, üç şeyin sabırdan olduğunu söyler. Bunlar; "Acını anlatmaman, başına gelen musîbeti söylememen ve nefsini temize çıkarmamandır." Görüldüğü gibi sabır, nefsin bir amelidir. Ona bir başkası karışamaz.
Sabır; her ferahın, her başarının anahtarıdır. Baştaki darlığın, sıkıntının geçmesi için Allah'ın yardımını çekecek sebeplerin birincisidir. Sabırsız ruhlar her zaman darlık içindedir. Onların, dünyaya ait olaylara hiç dayanıklılıkları yoktur. Her şeyi ister, her şeyden rahatsız olurlar. Genişlik zamanında eldeki nimetin kıymetini bilmezler, gözleri daima başkasındadır. Az bir yokluk görünce tahammül edemez, hemen isyan ederler. Hâlbuki dünyada değişmeyen hiçbir şey yoktur. Bundan dolayı, bir darlığa düşmüş olanlar, Allah'a kalbini bağlayarak bunun da Allah'ın izniyle geçeceğine iman eder ve Allah'ın yardımını, mutluluk ve ferah gününü temiz kalp ve olgun iman içinde beklerse sonuç kurtuluş olur. Sabreden, zafere erer. Bunun için nefisleri sabra alıştırmalı, gerek ibadetleri yerine getirmede gerek İslâm'ı anlatmada ve gerekse bizi aşan belâ ve musîbetler karşısında sabır göstermelidir.
Editör
Yazar
Bu ayki sayımızda, üzerinden binlerce yıl geçse de hiç yaşlanmayan, her sokağında ayrı bir masal saklayan bir devle tanışmaya ne dersiniz? Evet, doğru bildiniz! İki kıtayı dev bir gerdanlık gibi birle...
Yazar: Editör
Kutup ayıları, Kuzey Kutbu'nun uçsuz bucaksız buzulları üzerinde yaşayan, dünyanın en büyük ve en "havalı" kara etçilleridir. Bembeyaz göründüklerine bakma, aslında sakladıkları çok ilginç sırlar var!...
Yazar: Editör
İslâm tarihinin en müstesna şahsiyetlerinden biri olan Hz. Hatice (r. anha), Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan derin sevgisi, sadakati ve fedakârlığıyla inananlar için her zaman mümtaz bir örnek olmuştur....
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Hz. Peygamber (s.a.v.) ibadete düşkündü, namaz için “gözümün nuru” diyordu. Farz namazları camide, teheccüd ve benzeri nafileleri evinde kılmayı tercih ederdi. Gecenin başlangıcında yatsı namazını kıl...
Yazar: Sema KORKMAZ