El-Vâris
Yüce Allah’ın güzel isimleri arasında yer alan el-Vâris, bir âyette şöyle anlatılır: “Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz. Ve her şeye biz vâris oluruz.”
Yüce Rabb’imiz, vârislerin en hayırlısıdır. Her şey yok olduktan sonra, sadece O’nun Zâtı ebedî kalacaktır. Bütün işler, sonuçta, O’na dönecektir. Öte yandan, bizim vârisliğimiz anadan-babadan kalan ve nihâyetinde Yüce Allah’ın verdiği bir emânet olan mala dayanır. Allah’ın vârisliği ise hiç kimseden mîrâs kalmamıştır. Çünkü her şeyin sahibi ve mâliki O’dur. Varlığın tamâmı Allah’a aittir. Fakat O, bazı eşyâyı mülk olarak, kullarına lütuf yoluyla vermiştir. İnsan vefat ettiği zaman, sahip olduğu bütün mülk, varlığın ilk sahibi olan Allah’a döner.
Günümüzde, dünyevîleşme olgusu, Müslüman kimlikleri derinden etkilemektedir. Dünyevîleşmenin göstergeleri olarak tüketim zâfiyetinin artması, cinsiyet rollerinde farklılaşma, tesettür defileleri, moda ve markaya düşkünlük, açgözlülük, seküler ahlâk anlayışı, aile yapılarında sarsılma, aşırı konformizme özenme, gizli evliliklerde artış, dizboyu israf, din dilinin ticarileştirilmesi sayılabilir. Ayrıca kitlesel boyutta meydana gelen bu değişim; “ben” merkezciliği ve “sahip olma” güdüsünü kamçılamakta, mevcut durum, helâl ve harâm duyarlılığını zayıflatmakla birlikte, bireyselleşmeye bağlı olarak, yalnızlaşmayı hızlandırmaktadır.
Müslümanların dünya tasavvuru yeniden ele alınmalıdır. Sûfîler, dünyâyı, “Seni Allah’tan uzaklaştıran şeydir.” şeklinde tanımlamışlardır. İslâm dini, kirli ve günahkâr bir varlık olarak “dünyâ”yı dışta, yani eşyanın maddesinde değil, içte yani ilgi tarafında arar. Bir hadiste denildiği üzere: “Her ne şey ki seni Rabb’inden çekip kendisi ile meşgûl ederse dünyâ odur.” Öyleyse uzağında durulması gereken bir süflî varlık olan ‘dünyâ’ varsa o, içimizde aranacak demektir. İlgi tarafı ile arada gerektiği kadar bir temas boşluğu bırakmaya özen gösterdikten sonra, dış görüntüleri olarak mal-mülk tarafı ile ilişki kurmanın herhangi bir sakıncası yoktur. Dünyâ içimize hükmetmeye kalkmadıkça yiyecek, içecek, giyecek olarak madde tarafının harâm kılınması için bir sebep yoktur.
Güçlü bir âhiret inancıyla donanmayan insanlarda servet, dinî hassasiyetleri zayıflatmaya sebep olmaktadır. Nitekim şu âyetlerde, bu husus açık bir şekilde dile getirilir: “Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline! Malının kendisini ölümsüz (ahlede) kılacağını sanır.” Hâlbuki Kur’ân’a göre, dünyâ hayatını tek hayat olarak görmek inkârcılıktır: “Onlar, hayat ancak bizim şu dünyâ hayatımızdan ibarettir, biz bir daha dirilecek değiliz derler.”
Netice olarak her ne kadar Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hakk’ın el-Vâris ismi, müfret kalıbında geçmese de çoğul kalıbında kullanılmaktadır. 15/Hicr, 23. âyetle birlikte, Zekeriyâ (a.s.)’dan söz edilen şu âyet de buna delildir: “Zekeriyyâ’yı da (an). Hani o, Rabb’ine şöyle niyaz etmişti: ‘Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın.’ (Her şey sonunda senindir).”
Kim Cenâb-ı Hakk’ın her şeye vâris olduğunu bilirse o kimseye, huşû ve tevâzu sahibi olmak bir vecîbedir. Dünyevî mîrâs konularında Allah’tan korkan bir kimse, vârislerden hiçbir kimseye haksızlık yapmaz. Mîrâsın gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir ve geriye kalan malların mîrâs hukukuna göre paylaşımı konusunda düzgün iş yapar. Nitekim bu kimseler hakkında, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bir övgüden söz edilir: “İşte asıl bunlar vâris olacaklardır. (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.”
Editör
Yazar
Hayâ ve edep Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’de taçlanmış, çiçek çiçek açmıştır. O, kimseyi azarlamaz, tane tane konuşur; tebessümü yüzünden eksik etmezdi. Şımarıklığı, gururu ve büyüklük taslamayı asl...
Yazar: Sema KORKMAZ
Asıl ismi “Sa’d bin Mâlik” olan Ebû Said, Medineliydi. Babası Mâlik bin Sinan, Medine’de İslâmiyet’in yayıldığı ilk sıralarda Müslüman olmuştu. Ebû Said o sıralar henüz çocuk yaştaydı. Böylece hayatı ...
Yazar: N.Nida DURAN
Kutup ayıları, Kuzey Kutbu'nun uçsuz bucaksız buzulları üzerinde yaşayan, dünyanın en büyük ve en "havalı" kara etçilleridir. Bembeyaz göründüklerine bakma, aslında sakladıkları çok ilginç sırlar var!...
Yazar: Editör
“Kilis, tarihi zenginliği ve benzersiz kültürüyle Güneydoğu Anadolu'nun gizli kalmış bir hazinesi gibidir. Sınırları içinde barındırdığı tarihî yapıları ve leziz mutfağıyla da ziyaretçilerine unutulma...
Yazar: Editör