Unutulmak: Yutulması Zor Bir Lokma
Kızı, oğlu, gelini, damadı ve torunları toplanmış -pür neşe- tatile gitmeye hazırlanıyorlardı. Seksen yaşındaki yaşlı adam karısını iki yıl önce kaybetmiş, ayaklarından rahatsız olduğu için tek başına kalamayınca çocuklarının yanında kalmaya başlamıştı. Üç ay oğlu, üç ay da kızı olmak üzere sırayla bakıyorlardı. Ama buna bakma denmezdi çünkü her gün duyduğu iğneli sözler yaşlı adamı yaşamdan soğutmuş, mecbur kalmadıkça konuşmaz olmuştu. İşte şimdi de tatile gitmeye hazırlanıyorlardı. Yaşlı adam içinden “Dur bakayım, beni ne yapacaklar?” diye düşündü. Çünkü fısıldaşmalar çoğalmıştı. Zaten fazla beklemesine de gerek kalmadı. O akşam sofrada oğlu “Baba, biz iki haftalığına tatile gidiyoruz; senin durumun malum onun için bizimle gelemezsin ama merak etme, sana iki haftalığına bir bakıcı tutacağım, biz dönene kadar o sana bakar.” deyince yaşlı adama söyleyecek söz kalmamıştı. Mecburen ”Öyle olsun oğlum, siz rahatınıza bakın.” dedi. Oysa içinden “Beni de götürseniz nereniz eksilir? Ben de içeride oturmaktan bıktım, deniz havası bana da iyi gelir, bir iki insan görünce içim açılırdı. Ben sizleri büyütmek için gece gündüz çalışmaktan tatile gitmeye bile vakit bulamadım. Hem şunun şurasında ne kadar ömrüm kaldı ki!” diye düşünüyordu. Babası içi acıyarak bunları düşünürken oğlu da “Oh be, kolay atlattık! İyi ki ben de geleceğim diye tutturmadı.” diye düşünüp seviniyordu.
İki gün sonra, âdet yerini bulsun diye babalarıyla üstünkörü vedalaşıp gitmişlerdi. Tuttukları bakıcı yabancı uyrukluydu. Yaşlı adam onun yaptığı yemekleri yiyemiyor, çoğu zaman aç yatıyordu. Aradan bir hafta geçmişti. O gün yaşlı adam kendini hiç iyi hissetmiyordu, en yakın arkadaşına telefon edip durumunu anlattı. Yarım saat geçmeden arkadaşı gelmişti. Yaşlı adam kesik kesik nefes alıyor, konuşmakta güçlük çekiyordu. Arkadaşı onun öleceğini anlamıştı ama kendini zorlayarak metanetini korumaya çalıştı ve yaşlı adama “Çocuklarına haber vereyim, gelsinler.” dedi. Yaşlı adam, “Hayır arkadaşım, onları çağırma; rahatları bozulmasın, eğer bana bir şey olursa o zaman söylersin. Sen beni yalnız bırakma, yeter.” dedi ve önceden hazırlayıp yastığının altına koyduğu parayı arkadaşına verip “Beni, benim paramla gömün. Ben ölümün çocuklarıma yük olmasın istemiyorum.” dedi. Yaşlı adam her ne kadar çağırma dese de arkadaşının içine sinmemişti. Gizlice telefon edip babasının durumunu oğluna bildirince oğlu, keyfi kaçmış bir ses tonuyla, “Sen ona bakma, numara yapıyordur, onu getirmedik diye huzurumuzu kaçırmak istiyor.” diye cevap verdi. Bu cevabı duyan adam içinden, “Sizin gibi evlatlar olmaz olsun; ben tanıdım tanıyalı babanız değil huzur bozmak, sizi rahat ettirmek için çalıştı.” derken gözleri dolmuştu.
Yaşlı adam iki gün sonra ruhunu teslim etti, son sözleri beni karımın yanına gömün olmuştu. Babalarının ölüm haberini alan çocukları gönülsüz olsa da gelmişler, babalarını ne bir acıma ne de bir damla gözyaşı olmadan sessiz sedasız gömmüşler, iki gün geçmeden işlerinin başına dönmüşlerdi. Onların bu tutumuna komşuları bile isyan etmişti. Sözünü esirgemeyen bazı komşu kadınları, “Siz de evlat yetiştiriyorsunuz, bekleyip görün.” diye yüzlerine söylemişlerdi.
Evet, bekleyip görmek gerekti. Çünkü buğday ekilen yerde arpa çıkmazdı ve herkes ektiğini biçecekti. Yaşlıları horlamayalım, onları hastanelere veya huzur evlerine terk etmeyelim, yalnız başlarına bırakmayalım. Bizim için ne kadar fedakârlık yaptıklarını, ömürlerini bize adadıklarını unutmayalım. Eğer onlar kadar ömrümüz olursa bir gün biz de aynı yaşlılığı yaşayacağız. Sevdiklerimiz bize de yırtık bir ayakkabı, eski bir dolap gibi davranırsa incinir, üzülür ve kahroluruz. Yaşlılar çok kırılgan olurlar; onları terk etmek, onları yaşarken öldürmek demektir. Onlar çoğu zaman birinin onları hatırlaması umuduyla yol gözlerler. Hâlbuki çoğu gece onların sessiz hıçkırıklar arasında çocuklarını koruması için Allah’a yalvarıp dua ettiklerini duyarsınız. Unutulmak yutulması zor bir lokmadır. Bazıları, kendilerini bir ömür boyu çocukları için feda eden anne babalarını lüzumsuz bir eşya gibi kenara atabiliyorlar. Onlar terk edildikleri için göstermeden için için ağlarlar. Ufak bir hediye aldıklarında da bir çocuk gibi sevinir ve onu bir mücevhermiş gibi saklarlar. Çünkü onlar için mühim olan hediye değil, hatırlanmış olmaktır
Ayşe Gül PINAR
Yazar
Üzüm, yazın en çok sevilen meyvelerinden biridir. Minik taneleri ve tatlı tadıyla hem çocukların hem de büyüklerin favorisidir. Üzümler farklı renklerde olabilir: mor, yeşil, kırmızı ve hatta siyah!Üz...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Sıcak yaz günlerinde hem serinletici hem de çok lezzetli bir meyve olan kavun tatlı mı tatlı, sulu mu sulu; hem tadıyla hem de sağlığımıza olan faydalarıyla meyveler arasında özel bir yere sahiptir. H...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Havuç, toprağın altında büyüyen, turuncu rengiyle tanınan sağlıklı bir sebzedir. Hem çıtır çıtır yenebilir hem de yemeklere, çorbalara katılabilir.Havuç, içinde beta karoten adlı özel bir madde taşır....
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Yazın en sıcak günlerini yaşarken insan ailesiyle geçmişte yaşadığı tatilleri hatırlamadan edemiyor. Rahmetli babam gerek çocukluğumuzda gerek sonraları bizi gezdirmek için hiçbir fırsatı kaçırmazdı. ...
Yazar: Raziye SAĞLAM