Edremitli Müridzâde Mustafa Aczî Efendi’nin Dîvân’ında Gönül Ufku
Mustafa Aczî Efendi, Marmara’nın inci şehirlerden biri olan Balıkesir’in birçok mânevî önderinden biridir. Dîvân sahibi bir mürşid-i kâmil olan Mustafa Aczî Efendi, bu eserinde insanın anlam arayışına vahyin rengi ile tezyin edilmiş cevaplar veren bir gönül eridir. Bu çalışmada Aczî Efendi’nin Dîvân’ında dünya ve âhiret dengesi üzerine inşâ edilmiş hayatın sırrını çözmeye yönelik fikir dünyası genel çerçevesi ile dile getirilecektir.
Mustafa Aczî Efendi ve Dîvân’ı
Asıl adı “Mustafa” olan bu zât, kaynaklarda “Mürîdoğlu Mustafa Aczî Ağa”, “Aczî Ağa”, “Mürîdzâde Mustafa Aczî Ağa”, “Şeyh Aczî Mustafa Efendi” ve “Edremitli Mürîdzâde Mustafa Aczî Ağa” gibi farklı şekillerde zikredilmektedir.[1] 1805’te Edremit’te dünyaya gelen Aczî Efendi’nin ailesi “Mürîdzâde” olarak tanınmaktadır.[2] Ailesi Edremit Voyvodası görevi ile iştigal etiği,[3] babası Hacı Mehmed Ağa’nın (ö. 1235/1820) da bu görevi ifa ile ömür geçirdiği nakledilmiştir.[4] Ailesiyle ilgili bu bilgilerin dışında bilgi bulunmamaktadır.[5]
İlk tahsilini Edremit’te tamamlayıp babasının görevini sürdürdüğü nakledilen Mustafa Aczî Efendi’nin ümmî olduğu yönünde bazı kayıtlara da rastlanmaktadır.[6] Aczî, bir süre sonra Midilli’ye gitmiş ve Kâdirî Şeyhi Bayramiçli Dombayzâde Ali Efendi’ye (öl. ?) intisap ederek ondan Kâdiriyye icâzeti almıştır.[7] Üstadı ile İstanbul’a giden Aczî, bir yıl sonra memleketine dönmüş ve bir süre münzevî bir hayat yaşamıştır.[8] Memleketinde Nahiye Müdürlüğü yapan Mustafa Efendi, Halvetiyye icâzetini ise Kuşadalı İbrâhîm-i Halvetî’den (ö. 1262/1846) almıştır.[9] Babasından maddî olarak kendisine intikal eden bir şey olmadığı için zaman zaman sıkıntılı günler geçiren Aczî Efendi, 1282/1866’da vefat etmiş ve Edremit Karayer’de defnedilmiştir.[10]
Aczî Efendi’nin Dîvân’ında 203 gazel, 1 müstezat, 18 murabba, 1 muhammes, 3 müseddes, 1 mesnevî, 12 koşma, 1 kısa risâle ve 2 şerh, ayrıca 116 beyitlik mesnevî de bulunmaktadır.[11] Şiirlerini sanat endişesinden uzak ve okuyucuya mesaj vermek için kaleme aldığı anlaşılan Aczî Efendi’nin dili de oldukça sadedir.[12] Dîvân’da yaratılış, dünyanın geçiciliği, zikir, vahdet sırrı, tefekkür, Hakk’ı anmak, âhireti önceleyerek hayat sürmek ve anlam arayışında mânevî bir yolculuğa çıkan kimselere verilen öğütler gibi birçok konu işlenmiştir.[13] Aczî Efendi’nin Dîvân’ı 19. yüzyılın dîvân edebiyatının mecaz kullanımı, atasözleri ve deyişlere yer vermek ve bedii endişeden uzak olmak gibi sahip olduğu özellikleri yansıtması bakımından da önemli bir çalışmadır.[14]
Aczî Efendi, şiirlerinde ilk olarak “Âkif” mahlâsını kullanmıştır.[15] Üstâdı Ali Efendi’nin tavsiyesi ile mahlâsını “Aczî” olarak değiştirmiş, bu değişikliğin ardından Dîvân’ını kaleme aldığı için eserinde sadece “Aczî” mahlâsı ile okuyucusunun karşısına çıkmıştır.[16] Dîvân’ında meşhur sûfî Niyâzî-i Mısrî’nin (ö. 1105/1694) bir gazelini şerh ettiği de görülen Aczî Efendi’nin[17] bu Dîvân’ı, dîvân şiirinin tasavvufî şiir anlayışına başarıyla uygulandığı, özellikle gazellerinin tasavvuf yolunda hizmet için kullanıp bunda da başarılı olunan bir dîvân olarak değerlendirilmiştir.[18]
Aczî Efendi’nin Dîvân’ında Gönül Ufku
Aczî Efendi’nin Dîvân’ının önemli bir özelliği orta hacimli bir dîvân olmasına rağmen tasavvufî meseleleri yoğun bir şekilde bünyesinde barındırmasıdır. Aczî Efendi, eserinde hakîkat arayışı, nefs mücadelesi, zikir, tefekkür, yaratılış seyri, dünya, kalp gözünün açılması, basîret, aşk, melâmet, mürşid-i kâmil, kenz sırrı, elest bezmi, velâyet, zühd, ubûdiyyet, insân-ı kâmil, kesret, vahdet ve seyrüsülûk gibi birçok konuyu işlemiştir. Aczî Efendi’nin Dîvân’ında yoğun bir şekilde üzerinde durduğu ilk konu insanın anlam arayışı bir başka deyişle hakîkat yolcusu olması gerektiği başlığıdır. Aczî Efendi’ye göre bu cihana gelmekten asıl maksat aşk ile yaratılmışlara bakıp Hakk’ı bulmaktır: “Hakk’ı bilmektir cihana gelmekten maksad-ı asıl/Aşk ile imkânı seyret Hakk’ı iste Acziyâ.”[19] Ona göre her şeyi yaratan Yaratıcı bilinmeyi istemiş ve âlemi var etmiştir. İnsana düşen, gaflet perdelerini yırtıp özündeki cevhere dönerek içerisinde bulunduğu âlemi temâşâ etmesi ve basîret gözüyle Hakk’ı bulması ve bilmesidir: “Men aref sırrına er ko gafleti sen sana gel/Âleme teşrîf ile maksûd budur irfân budur.”[20] Varlık iddiasından yani nefsinin tasallutlarından kurtulamayan kimsenin varlık sırrını çözemeyeceğini belirten Aczî Efendi’ye göre insan nefsiyle birlikte irfan meydanında mesafe kat edemez: “Yok olmayan Aczî ne bilir kenz-i vücûdu/Varlıkta kişi sâhib-i vicdân olabilmez.”[21]
Aczî Efendi, bütün bu dünyevî ve uhrevî güzellikleri elde etmenin önündeki engel olarak nefsi görür. Kin, gadap ve diğer kötü huyların merkezi olan nefsin arındırılmasını, ona uymadan, ruhun kılavuzluğunda Hakk’a yakınlık elde edilmesini mânevî seyrin ana mevzuu kabul eder: “Uyma nefse Aczî olma mukârin/Tezkiye kıl söndür kîn-i gadab-ı nârin.”[22] Kötü sıfatları terk edip güzel huylarla bezeninceye kadar nefsin peşinin bırakılmamasını tavsiye eden Aczî Efendi’ye göre, kişi nefsinin kötü isteklerini terk ettiğinde yaratılış gayesini hatırlayacak ve şeytanın içerdeki casusu durumunda olan nefsin kendisini aldatmasına izin vermeyecektir: “Nefsini tezkiye kıl gel sen seni bil gayri ko/Pendini tut Aczî’nin şeytana olma hîş bâbâ.”[23] O, ölmeden önce ölmek sırrını tecrübe edebilmenin irâdî ölüm dediği nefsin muhâlefetini kırmaya bağlı olduğunu ve ancak bu şekilde Hakk’ın gönle tecellîsinin söz konusu olabileceğini savunur: “Nefsini ile hisâb kable’l-hisâb gâfil-i mebâş/Ermeye mevt-i irâdî sırrına eyle şenâb.”[24]
Aczî Efendi’nin Dîvân’da üzerinde en çok durduğu konulardan bir diğeri aşktır. Aczî Efendi, Hakk’ı bulmak, O’na ermek ve mü’mince bir bakış açısı ile hayatın anlamını bulmak için yolun başında aşkın ipine tutunmayı gerektiği kanaatini paylaşır. Ardından da Hakk’a vâsıl olanların aşkın erdirici tesiri ile hedeflerine vardıklarını belirterek mânevî seyrin sonunda da aşkın kılavuzluğunun önemli olduğunu hatırlatır. Yine o, aşkın alâmetleri üzerinde durur ve ilk olarak âşığın mâsivâyı terk eden kimse olduğu tanımını yapar. Gönlünü Hakk’ın dışındaki her şeyden temizleyen kimsenin Hakk’a vuslat için aşkı kılavuz edinerek O’na ulaşmak için mesafe kat ettiğini anlatan Aczî Efendi, Hakk’ın muhabbetine aşk yurdunun misafiri olarak varılacağını, bu muhabbetle benlik duvarının yıkılarak Hakk’ın rızasının elde edileceğini savunur. O, âşığın zikrinin de fikrinin de Hak olması gerektiğini aktararak âşığın bir başka özelliğine dikkat çeker. Aczî Efendi’nin beyanına göre âşık, sabah akşam Hakk’ı yâd ederek O’nun kişiye lütfettiği varlık sırrını kendi şahsını tanıyarak âşık varlık âlemini dalan kimsedir.[25]
Aczî Efendi’nin tasavvufî düşüncesinin merkezinde varlık tasavvuru ve bu tasavvurun neticesinde tecrübe ettiği vahdet düşüncesi vardır. Aczî Efendi’ye göre Hakk’ın dışındaki her şey Hakk’ın varlığı karşısında gölge varlık mesabesindedir ve O’nun tecellîlerinin yoğunluğu nedeniyle varlık âleminde kesret/çokluk algısı söz konusudur. Bir mürşid-i kâmilin kılavuzluğunda, ihlâs ile yapılan ve aşkın tesiri ile gerçekleştirilen seyrüsülûk neticesinde Hakk’ın varlığının dışında hiçbir şeyin varlığının olmadığının anlaşılacağını belirten Aczî Efendi, bu hakîkati tecrübe etmek için her türlü kayddan kurtulmak gerektiğini söyler: “Halâs et kayd kesretinden bu cânı/Bula vahdet elinde âşiyânı.”[26] Tefekkür, tezekkür, az yemek, az uyumak, az konuşmak ve halvet uygulamalarıyla kesrette vahdeti fark etmeyi nihâî hedef olarak takdim eden Mustafa Efendi, bu uygulamaların da bir nihayetinin olması gerektiğini, en kısa zamanda ve etkili bir şekilde hakîkat perdelerini aralamanın gereğini vurgular: “Merd isen meydâna gel kesrette vahdet bula gör/Zen gibi halvette dâim olma tâğût-i buyût.”[27] İrfan mektebine mensup olup vahdet tecrübesini yaşayarak kesret âleminin kibir sarhoşluğundan kurtulmak gerektiğini, “Bu kesret âleminde mest-i mağrûr kalma ey Aczî/Yürü var bezm-i irfân içre vahdet cür’âsın cûş et”[28] beytinde dile getiren Aczî Efendi, fâili-i hakîkî olarak Hakk’ı kabul ettiği için bu neticeye ulaştığını sıklıkla tekrarlar. Ona göre insan, vücûd mülküne tevhîdi telkin ede ede “Kün” emrinin kâinatı yokluktan varlık sahnesine çıkarışını tecrübe eder:
Mevc-i kesret nöbeti hep bahr-i vahdetten gelir/Âlem-i imkâna her vâr vâhidiyyetten gelir
Arsa-i mülk-i vücûda nefy-i isbât cengine/Kâf-ı nûnun askeri ordu-yı kudretten gelir.[29]
Sonuç
Aczî Efendi, Dîvân’ından yapılan bu nakillerin dışında o eserinde, dünyaya değer vermemek, ubûdiyyet, seher vakitlerini ihyâ etmek, melâmî tavrın temsilcisi olmak, mâsivâyı terk etmek, gönlü nurlandırmak, mürşid-i kâmile bende olmak, zühd düzeyinde kalmayıp aşk platformunda mesafe kat etmek, Hakk’ın âlemle münasebetini basîret gözüyle seyre dalmak, fenâ-ender-fenâ,[30] tecrîd, tefrîd,[31] zât-ı ef’âl, sıfât ve isim,[32] deveran,[33] zevk-şevk,[34] semâ,[35] esmâ ilmi,[36] huzur-teslimiyet,[37] nefy ü isbât,[38] gurbet,[39] hayret,[40] mahv,[41] ağyâr,[42] elest bezmi[43] ve taayyün gibi birçok konuya da değinmiştir.[44] Aczî Efendi, gündeme getirdiği bu konularla hayatın sırrını çözmek ve böylece hayatın anlamına dair Kur’ânî ve Nebevî bir bakış elde etmek isteyenlere sahip olmaları gereken bir gönül ufku sunmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla onun gönül ufkunda Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için Hz. Peygamber (s.a.v.)’i adım adım takip etmek ve varlığa dair hakîkat perdelerini aralamak için nefse galebe çalıp ruhun zihne ve kalbe hâkim olmasını sağlamak hedefleri yer almaktadır.
[1] Balcızade Tahir Harimi, “Mürid-zade Mustafa Aczi”, Milırap Mecmuası 15, (1340), 614- 617.
[2] Sâdeddin Nüzhet Ergun, Türk Şairleri (İstanbul: Bozkurt Matbaası, 1936), 1/247.
[3] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Karasi Meşâhiri 1, çev. M. İnce (Balıkesir: Balıkesir Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları. Uzunçarşılı, 1991a), 47.
[4] Aczî Efendi’nin babasının bu vazifesi sürecinde halka zulmettiği için boğdurularak cezalandırıldığı nakledilmektedir. Vassâf, Mehmed Bey’in öldürülmesini “Kütahya’da şehit edildi” kaydıyla eserinde zikretmiştir. Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, haz. Mehmet Akkuş, Ali Yılmaz (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006), 4/167. Mehmed Ağa’nın bölgedeki etkinliği için bkz. Suraiya Faroqhi, “Zeytun Diyarında Güç ve Servet: Edremit Âyanından Müridzade Hacı Mehmed Ağa’nın Siyasi ve Ekonomik Faaliyetleri”, çev. Zeynep Altok, Osmanlı’da Toprak Mülkiyeti ve Ticari Tarım, ed. Çağlar Keyder, Faruk Tabak (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998), 81-100; Fatma Şimşek, Anadolu Sancaklarında Mütesellimlik Kurumu (XVIII. Yüzyıl) (Antalya: Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010), 149-150; Muhammed Ceyhan, Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Mülk ve Vakıf Edinimi (18. Yüzyıl), (Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2016), 108; Fadimana Fidan, “18. Yüzyıl Tekirdağ’ında Sirozî Mustafa Ağa’nın Damadı Veli ve Kızı Hatice Örneğinde Statü-Servet Ediniminde Aile Bağlarının Rolü”, Cihannüma Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi 7/2 (2021), 200.
[5] Mensure Öztürk, XIX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Müsâdere Usulünde: Alemdâr Mustafa Paşa Örneği, (Balıkesir: Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2016), 61.
[6] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, 4/168.
[7] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, 4/169.
[8] Nihat Hayri Azamat, “Kitabiyat”, Osmanlı Araştırmaları IV, ed. Halil İnancık, Nejat Göyünç, Heath W. Lowry (İstanbul: Enderun Kitabevi, 1984), 334.
[9] Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz. İsmail Özen, A. Fikri Yavuz (İstanbul: Meral Yayınları, 1972), 1/395; Yaşar Nuri Öztürk, Kuşadalı İbrahim Halvetî Hayatı, Tasavvufî Düşünceleri, Mektupları (İstanbul: Fatih Yayınevi Matbaası, 1982), 42-51; Nihal Erdem, Aydın ve Çevresinde Tasavvufî Hayat (İzmir: İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019), 41-45; Öncel Demirbaş, “Çerkeşî Mustafa Efendi ve Çerkeşiyye Tarikatı”, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 42/1, (2019), 151.
[10] Özcan Metin, Balıkesir’de Tasavvuf Kültürü: Uşşâkıyye Örneği (Balıkesir: Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022), 38-39.
[11] Komisyon, “Aczî Müridzâde Mustafa Ağa”, Türk Ansiklopedisi (İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968), 1/10.
[12] Mustafa Tatcı, “Şâbâniyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 38/214.
[13] Komisyon, “Aczi Ağa, Müridzâde”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler / İsimler / Eserler / Terimler, (İstanbul: Dergâh Yayınları, 1977), 1/27.
[14] Azamat, “Kitabiyat”, 335.
[15] İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şâirleri, haz. M. Cumbur (Ankara: AKM Yayınları, 1999), 1/38-39; Orhan Kurtoğlu, “Divan Şiirinde Mahlas Değiştiren ve Birden Fazla Mahlas Kullanan Şairler”, Bilig (2006), 38/74, 84.
[16] Eser, oğlu Tayyar-zâde Ahmet Bey'in önsözüyle 1873 yılında Mekteb-i Sanâyi Matbaası’nda basılmıştır. Uzunçarşılı, Karasi Meşâhiri 1, 47; M. Kayahan Özgül, Dîvan Yolu’ndan Pera’ya Selâmetle (İstanbul: Ötüken Yayınları, 2022), 167.
[17] Aczî Efendi’nin bu adımı, onun Mısrî’yi kabullendiği, Mısrî’nin yolunu takip ettiği ve onun fikirlerinin anlaşılması noktasında gayret ettiğini göstermesi gibi açılardan önemlidir. Mustafa Erdoğan, “Niyâzî-i Mısrî Şerhleri”, Dergâh 71 (1996), 15-17.
[18] Öznur Özgönül, Aczî Divanı (Balıkesir: Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2001), 24-57; M. Fatih Köksal, Giyasi Babaarslan, Türkçe Divanlar Kataloğu, (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), 25; Özgül, Dîvan Yolu’ndan Pera’ya Selâmetle, 248-249.
[19] Aczî Mustafa, Dîvân-ı Edremîdî Mürîd-zâde Mustafa Aczî Ağa, haz. Tayyarzâde Ahmed Atâ, (İstanbul: Mekteb-i Sanâyi Matbaası, 1873), 7.
[20] Aczî Mustafa, Dîvân, 34.
[21] Aczî Mustafa, Dîvân, 34.
[22] Aczî Mustafa, Dîvân, 5.
[23] Aczî Mustafa, Dîvân, 7.
[24] Aczî Mustafa, Dîvân, 8.
[25] Aczî, aşk ve âşıkla ilgili bu değerlendirmelerini şu beyitlerde dile getirmiştir:
“Ey gönül hakkı talepte aşk gerektir İbtidâ/ Aşk-ı muhabbettir dile eyler tecellî ez hüdâ
Hep erenler bu muhabbet şem’ine pervanedir/ Yana yana erdiler aşkıyla Hakk’a intihâ
Âşık-ı billâh odur kim mâsivâyı terk eder/ Aşk ile hem-râh olup seyrânda Hakk’a dâimâ
Bezm-i aşkı bul muhabbet bâdesin nûş ede gör/ Asla er fer’inde kalma aşk ile iktidâ
Zikr ü fikrin Hakk’a olsun Hakk’a tâlibsen eğer/ Bezl-i himmet kıl vücûdun seyr edüp subh u mesâ.” Aczî Mustafa, Dîvân, 6-7.
[26] Aczî Mustafa, Dîvân, 10.
[27] Aczî Mustafa, Dîvân, 11.
[28] Aczî Mustafa, Dîvân, 12.
[29] Aczî Mustafa, Dîvân, 21.
[30] Aczî Mustafa, Dîvân, 38.
[31] Aczî Mustafa, Dîvân, 35, 36, 42, 47.
[32] Aczî Mustafa, Dîvân, 39.
[33] Aczî Mustafa, Dîvân, 39-40.
[34] Aczî Mustafa, Dîvân, 40.
[35] Aczî Mustafa, Dîvân, 46.
[36] Aczî Mustafa, Dîvân, 46-47.
[37] Aczî Mustafa, Dîvân, 50.
[38] Aczî Mustafa, Dîvân, 51.
[39] Aczî Mustafa, Dîvân, 52.
[40] Aczî Mustafa, Dîvân, 54.
[41] Aczî Mustafa, Dîvân, 56.
[42] Aczî Mustafa, Dîvân, 62.
[43] Aczî Mustafa, Dîvân, 67.
[44] Aczî Mustafa, Dîvân, 68.
Fatih ÇINAR
Yazar
İsmail Hakkı Toprak (k.s.) Hazretleri, son dönemde yaratılanı Yaratan’dan dolayı sevmek düşüncesine dayalı hizmetleri ile Türkiye’nin dört bir tarafında gönüllere dokunan irşad faaliyetleriyle dikkat ...
Yazar: Fatih ÇINAR
-Sivas Meydan Camii’nde Kaleme Aldığı Bir Şiiri ve Değerlendirmesi-Osman Hulûsi Efendi, Anadolu’nun yakın tarihinde halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören, ilmî ve irfânî boyutlarıyla insanımız üzer...
Yazar: Fatih ÇINAR
Bir sevdasın ta şuramda,Döşümde Ilgaz dağları,Hışhış suyu mataramda,Aşımda Ilgaz dağları…Eteğinde düştüm aşka,Doruğunda erdim köşke,Her mevsimi başka başkaKışımda Ilgaz dağları…Duldasında hiç kalmaz g...
Şair: Halil GÖKKAYA
Allahu Teâlâ, Kur’ân-ı Hakîm’inde herhangi bir ayrıma gitmeksizin genel durum itibarıyla insanın yaratılış açısından en mükemmel varlık olduğunu beyân etmektedir. Buna göre insan bütün mahlûkat içinde...
Yazar: Enbiya YILDIRIM