Modern Hayatın Bize Alıştırdığı Hız
İnsan, hayatı sınırsızmış gibi yaşıyor ve zamanı geçiriyor. Plânlarımızı yaparken, geleceğe dâir konuşurken uçsuz bucaksız bir ömrümüzün, imkânlarımızın olduğunu zannederek hayatımızı yaşıyoruz. Bununla birlikte hayatı belki sorgulamadan ya da umarsız bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Aslında biraz düşünsek kâinatta hiçbir şey hemen oluşmuş değil. Hepsi bir sürece, sebep sonuç ilişkisine bağlanmış. Belki de bu süreç onun daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkması için gerekliydi.
Bir gece boyunca uyuduğumuzda çeşitli rüyalar görürüz. Zaten uyku esnasında zaman kavramını anlamamız mümkün değil ama belki gece boyu rüya gördüğümüzü zannederiz. Bazı bilim insanları rüya süresinin ortalama altı yedi saniyelik bir süre olduğunu söyler. Oysa bu bize daha uzun gelir. İnsan ömrü de belki uzun gibi gelir ama yıllar geçip gittikten sonra bu kadar zamanın nasıl hızlı şekilde gelip geçtiğine hayret ederiz. Ömür sermayesi aslında hunharca harcanmayacak kadar kıymetli ama kıymetini de bilen anlar misali zaman zaman birçok hataya düşebiliyoruz. Tabiî bu hatalar küçük şeylerse ders alıp düzeltmeli, büyük ise başkasına zarar verecek boyutta ise o zaman iş ciddî bir ıslaha kadar gidiyor.
Günümüzdeki neslin ciddî problemleri var. İnsanî ilişkinler noktasında iki arada bir derede kalmış durumda. Ne yapacağını bilmez şekilde bocaladığını görebiliyoruz. Eskiden insanlar birbirleri ile sohbet edip konuşurken, dertlerini dinleyip dertlenirken, artık ekran bağımlılığı ile birbirine umarsız kaldığını görmemek işten bile değil. İletişim seçeneklerimizi doğru seçmediğimiz zaman hayatımıza olan yansımaları da yanlışa doğru sürüklüyor bizi. Tablet, bilgisayar ve telefona hapsolmuş bir birey kendi kabuğuna çekilip dış dünya ile bağını koparıyor. Bu da ciddî davranış problemlerini beraberinde getiriyor. En basitinden insanlar birbirine selâm vermiyor, birbirine öcü(!) gibi bakıyor. Şimdi diyeceksiniz ki, daha bunlar çocuk ya da genç. Amenna çocuk ve genç olabilirler ama bu davranış ve iletişim bozuklukları ile yetişkinliğe doğru adım atıyorlar ve bu durum ileriki evrelerde devam etmiş olacak. Dolayısıyla neslin yanlış bir iletişim modeli üzerine ilerlemesi demek oluyor bu.
Bizim toplumumuzda şefkat, merhamet, yardım gibi konular hem toplumumuzun dinamiklerinde hem de İslâm medeniyetinin bize emrettiği çok kıymetli değerler. Modernizme ayak uyduracağız derken hayatı hızlı bir şekilde yaşayıp bencillik üzere yol almak ciddî sıkıntıları beraberinde getiriyor. Daha ciddî bir sıkıntı ise kimse kimsenin düşüncesine değer vermez hâle geldi. Herkes kendi düşüncesini mutlak doğru kabul ederek, kendini değişime ve gelişime kapatır hâle gelmiş durumda. Bazı konuların neden sıkıntılı olduğunu tespit edersek belki sorunları çözme konusunda da önemli bir adım olabilir.
Birden gece olmuyor ya da birden sabah olmuyor. Belli bir saatten sonra güneş doğuyor ve batıyor. Modern hayatın bizi sürekli daha hızlı olma konusundaki tetikleyici faktörleri aslında fıtratımıza tamamen zıt. Zaman sindire sindire geçirilmesi gereken bir süreç. Birden her şeyi yaşarsak, daha fazla iş yaparsak daha fazla üretim yaparsak dünyanın zamana bağlı olarak gelişen düzenine aykırı hareket etmiş oluruz ki bu da kaynakların hızlı tükenmesine ve yaşam standardının bozulmasına sebep olur. Denge esas aslında yaşamdaki kalitesizlik dünyadaki kaynakların kalitesizliği ile eş değer olur. Dünyadaki kaynakları hızlı tüketirsek ömrümüzü de hızlı tüketmiş oluruz. Nasıl yaşadığımızı bilmeden durup kendimizi sorgulamadan neden burada olduğumuzu anlamadan tâbiri caizse bir ot gibi biter ve gideriz bu diyardan.
Modern hayatın bize sunduğu nimetleri sorgulayıp değerlendirip bize faydası var ise ona göre hareket etmek daha akıllıca olacaktır. Yoksa her modern düşüncenin iyi olduğu tezi asılsız kalır. Çünkü şartlar, zaman ve mekân her zaman aynı olmaz. Herkes için geçerli olmaz. Modern hayatın bizi sürekli daha hızlı olmaya sürüklemesinin yanında biraz durup kendimizi, etrafımızı ve dünyayı dinlemeye ihtiyacımız var. Zaman zaman bazı hatırat kitaplarını okuyorum. Kırk yıllık ömrüne sayısı yüzlere varan eserler vererek hayatına bir iz bırakmış insanlar var. Gıpta ediyorum onlara hatta böyle modern çağın olmadığı bir dönemde hayatı özümseyerek ve anlayarak yaşamış insanlar. Aslında bu iyi örneklere baksak önümüzde ne kadar çok âbide şahsiyetlerin olduğunu göreceğiz.
Erol AFŞİN
Yazar
Aile hayatı içerisinde yaşamanın kendine has bir adabı vardır. Aile bireylerinin birer rolü vardır ve rol model olmaktadır diğer bireylere karşı. Aile kavramının biraz sarsılmaya yüz tuttuğu bir dönem...
Yazar: Erol AFŞİN
Yüce Allah, insanı en güzel biçimde ahsen-i takvîm olarak yaratıp, üstün kabiliyetlerle donatarak onu ilâhî hitâbın muhatabı kılmış ve böylece onurlandırmıştır. Bu yaratılışın bir sonucu olarak, insan...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Ülkemizde insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri adına tarım ve hayvancılık geçmişten bu yana önemli bir iş kolu olarak karşımızda idi. Şehirleşmenin hızlı bir şekilde ilerlemesiyle birlikte köylerde...
Yazar: Erol AFŞİN
Bir sevdasın ta şuramda,Döşümde Ilgaz dağları,Hışhış suyu mataramda,Aşımda Ilgaz dağları…Eteğinde düştüm aşka,Doruğunda erdim köşke,Her mevsimi başka başkaKışımda Ilgaz dağları…Duldasında hiç kalmaz g...
Şair: Halil GÖKKAYA