Editör’den... (Şubat 2019)
İnsan hayatının iki önemli ve vazgeçilmez değeri vardır. Bunlar; vakit ve gençliktir. İnsana verilmiş olan en güzel ve paha biçilmeyen bu kıymetler, elden çıkınca bir daha geri dönmesi, tekrar kazanılması mümkün olmayan şeylerdir. İnsan ömrünün en verimli ve değerli dönemi gençlik olduğu gibi, zaman da insana verilen nimetlerin en büyüğüdür. Atalarımız; “Vakit nakittir.” derken, Hz. Ali (r.a)’nin de; “Vakitle altın, gümüş alınabilir ama altınla, gümüşle vakit alınamaz.” kelâmının içinde gizlediği hakikat, zamanın önemine ve kıymetine işaret içindir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadis-i şeriflerinde; “İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimetleri değerlendirmede aldanırlar. Bunlardan biri sıhhat, diğeri boş vakittir.” buyurmuşlardır. İslâm’ın zaman anlayışında bütün vakitler aynı değildir. Söz gelimi devir olarak Asr-ı Saadet denilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dünyamızı hayatlarıyla şereflendirdikleri yıllar, dünyanın ömrü içerisinde en değerli, en şerefli devri teşkil eder. Bunu sahabinin berhayat olmaya devam ettiği yıllar, bunu da tabiîn ve etbauttabiîn denen, Kur’an’ın ve hadislerin övgülerine mazhar olan mümtaz nesillerin yaşadıkları zaman dilimi takip eder. Bu devreye İslâm âlimleri Selef Devri derler. Yıl içerisinde Ramazan ayı, Ramazan içerisinde Kadir Gecesi, hafta içerisinde Cuma günü, Cuma gününde saat-ı icabet, bir gün içerisinde seher zamanı ve namaz vakitleri, namaz vakitlerinin ilk anları kıymetli vakitlerdir. Bu vakitlerde yapılan ibadetler daha makbul, daha sevaplı, daha değerlidir. Dualar icabet görür, tevbeler kabul edilir. Bugün Müslümanlar çoğunluk itibariyle vakti değerlendirmek konusunda kaygısız hale gelmiş ise de dinimiz ana kaynaklarında, vakit meselesi üzerinde ısrarla durur. Bizzat Kur’an-ı Kerim, zaman dilimleri üzerinde dikkatleri canlı tutmak için onu hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Âyetler, hadislerle birlikte mütalaa edilince, şu husus açıkça görülür: Dinin bu iki kaynağında, yıllık, aylık, haftalık ve bilhassa günlük hayatın tanzimiyle ilgili çok ince teferruatlara yer verilmektedir. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar, zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan din, emirlerinin büyük çoğunluğuyla insana, zamanını azamî ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir, hatta asıl gaye budur denilebilir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi, “Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî” adlı eserinde gafletten uyanışın, Hakk’ı zikretmenin ve hakikatleri anlamanın bir işareti olarak dikkatimizi çekmekte, beyitlerdeki sırlarla Kur’an-ı Kerim ayetleri ve hadis-i şerifleri bize hatırlatmaktadır Dîvân sahibi Hulûsi Efendi Hazretleri hayatın her ânını çok güzel bir biçimde değerlendiren bir şahsiyettir. Şu beyti kulağımıza küpe olsun: Kalk ey gönül feryada gel vakt-i seher vakt-i seher Mahbûb-ı aşkı yâda gel vakt-i seher vakt-i seher (Ey gönül; uyanık olup, yatağından kalk ve seher vaktinde yardım talebinde bulun. O sevgiliye olan sevginden dolayı onun ismini seher vaktinde daima söyle.)
Musa TEKTAŞ
Yazar
İhlâs, "arınmak" ve "saflaşmak" anlamına gelen hulûs kökünden türemiş bir terimdir. İslâmî anlamda, ibâdet ve iyi eylemleri yalnızca Allah için yapmayı ifade eder. İhlâs, kalbi şirk, riyâdan, kötü duy...
Yazar: Musa TEKTAŞ
Tasavvufî anlayışa göre hevâ ve heves nefstedir. Bazı sûfîler, nefs kavramıyla insanın kötü sıfatlarını ve isteklerini kasdederler. Nefs, tabiatında ebediyet arzusu, cimrilik, acelecilik, hırs, nankör...
Yazar: Musa TEKTAŞ
Doğunca ağlar amaÇocuklar ağlamasınDayanmaz baba anaÇocuklar ağlamasın.Çocuk masum her dindeDün de öyle bugün deKudüs'te Filistin'deÇocuklar ağlamasınÇocuk dünyanın gülüEvimizin bülbülüKalem taşısın e...
Yazar: Musa TEKTAŞ
Allah’a yakın olabilmek için iyilik yolunda yürümek, iyiliğe gönül vermek, gerekirse can vermek gerekir. Sahâbe-i kirâm bütün hayatını, malını, canını Allah’ın dinine ve Rasûlullah’ın emri üzere fedâ ...
Yazar: Musa TEKTAŞ