Prof. Dr. Ramazan Altıntaş ile Röportaj
- Kıymetli hocam öncelikle kısaca özgeçmişinizden bahseder misiniz?
- Konya’nın Kadınhanı ilçesi Demiroğlu köyünde dünyaya geldim. İlkokulu köyümde bitirdim. Kadınhanı’nda, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’ân kursunda hâfızlığımı ikmâl ettikten sonra Kadınhanı İmam-Hatip Lisesi’ne başladım. Son sınıfta Konya İmam-Hatip Lisesi’ne geçtim ve burayı bitirdim. Bu arada özel hocalardan İslâmî ilimler alanında dersler aldım. Ardından Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdim; kelâm alanında yüksek lisans ve doktora yaptım.
Daha sonra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak başladım. Orada doçentliğimi ve profesörlüğümü tamamladım. Ardından Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne atandım. Orada yaklaşık beş yıl dekanlık görevinde bulundum. Şimdi ise Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görevimizi îfâ ediyoruz.
Yayımlanmış yaklaşık yirmi eserimiz var. Çok sayıda uluslararası sempozyumda sunulmuş tebliğlerimiz ve makalelerimiz bulunmaktadır. Üç çocuk babasıyım; Arapça ve Fransızca biliyorum.
- Uzun süre Sivas’ta bulundunuz. Tabiî İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Hazretleri’ni de Sivas’ta hem hakkında makale yazarak hem de yaşadığı muhitte bulunarak tanıma imkânınız oldu. İsmail Hakkı Toprak Hazretleri’nin Sivas’a, hayatımıza, dinî eğitimimize ve tasavvufî gönül dünyamıza kattığı etkiler hakkında neler söyleyebilirsiniz?
- Sivas, merkezinde insân-ı kâmilin bulunduğu bir yerdir. İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Hazretleri de Sivas’ı merkez hâline getirmiştir. Sadece İhramcızâde İsmail Efendi Hazretleri değil, Şemseddin Sivâsî Hazretleri de Sivas’ı tarih boyunca merkez hâline getirmiştir. Nasıl ki, Hazret-i Mevlânâ Konya’yı merkez hâline getirmiş ise elbette bu büyük insanların yaşadıkları şehirlerin dinî hayatına çok büyük etkileri olmuştur.
İhramcızâde Hazretleri’nin yaşadığı dönem, Allah demenin yasaklandığı, tekke ve zâviyelerin kapatıldığı zor bir dönemdir. Böyle bir dönemde insan terbiye etmek ve insan yetiştirmek, gerçekten büyük insân-ı kâmillerin ancak yapabileceği bir iştir. Bu anlamda İhramcızâde Hazretleri bir ahlâk kahramanıdır; muhitinde çok etkili olmuştur. O, bir gönül insanı ve bir vakıf insanıdır. Sivas şehrine ve çevresine rûh veren bir âlim, bir âriftir. İslâm’ın zâhir ve bâtın ilimlerini kendisinde mezceden örnek bir insandır.
Onun hayatına baktığımız zaman, temel ilke olarak başta hasbî bir ahlâkı kendisine düstûr edindiğini görürüz. O, vâris-i enbiyâdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de peygamberlerin ifadesi şöyledir: “Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” (26/Şuarâ, 164)
İşte İhramcızâde Hazretleri, Şemseddin Sivâsî ve Darende’de Osman Hulûsi Efendi Hazretleri gibi daha birçok insan sayabiliriz; onların hepsi yaptıkları hizmetlerde hasbîliği temel ilke edinmişlerdir.
İhramcızâde Hazretleri ile ilgili şu olay anlatılır: Bir gün sevenlerinden biri Sivas’ta yanına gelerek, “Efendim, bir çeşme yaptırmak istiyorum ve çeşmeye de ismimi yazdırmak istiyorum.” der. Bunun üzerine Efendi Hazretleri, “Biz ismimizi Allah için yapılan hizmetlere yazdırmayız. Çünkü burada bir varlık görünme ortaya çıkar. Gerçek anlamda Müslüman için varlık, insanı tekebbüre, kibre ve riyâya götüreceği için yasaklanmıştır.” diyerek çok güzel bir ders verir.
- İhramcızâde Hazretleri’nin hoşgörü anlayışı hakkında neler söylemek istersiniz?
- Hazret, affedici bir insandır ve çevresindeki insanların da affedici olmalarını çok istemiştir. Bu, Yüce Allah’ın “el-Afuv” isminin toplum hayatına yansımasıdır. Hayırlı hizmetler için yaşadığı dönemde önemli bir unsur olmuş; hem insan inşâ etme ve yetiştirme hizmetlerinde koşmuş hem de bulunduğu şehirde bayındırlık ve hayrat hizmetlerinde büyük katkılar sağlamıştır.
Bu hizmetlerden birini yerine getirirken onu kıskananlardan biri iftira etmiş ve neticede hapse girmiştir. Eşi, “Senin hapse girmene sebep olan bir insana elbise yaptırıp onu ödüllendiriyorsun.” dediğinde, “Demek ki Cenâb-ı Hak bizi irşat ve ıslah vazifesiyle görevlendirmiş; hapishanede de bu vazifeyi bize mukadder kılmış. Orada birçok insanın düzelmesine vesile oldum. Bu insan da buna vesile oldu.” demiştir. Yani her olumsuzlukta bile olumlu bir hikmet arayan bir insandır.
Çevresindeki insanlara, ihvânına ve yakınlarına sürekli “Aman incitmeyin ve incinmeyin.” diyebilmiştir. Âdetâ yürüyen Kur’ân örneğini hayatlarında göstermişlerdir. Yardımsever bir insan olarak da öne çıkmış, paylaşma ahlakının öncülerinden olmuştur.
Vefatında geride bıraktığı sadece bir ev ve kırk dokuz lira olduğu anlatılır. Hâlbuki bu insan her gün yüzlerce, binlerce insana gerektiğinde maddî yardımda, yiyecek-giyecek ve erzak yardımında bulunmuştur. Bugün hâlâ İhramcızâde Hazretleri anılıyorsa ve gönüllerde yaşıyorsa, bu, Allah’ın sevdiği bir kul olması hasebiyledir. Nitekim hadislerde de ifade edildiği üzere Allah bir kulunu sevdiğinde meleklerine de onu sevdirmesini emreder; melekler de mü’minlere sevdirir.
Bu açıdan bakıldığında İhramcızâde Hazretleri; insan yetiştiren, insan inşâ eden, maddî ve mânevî anlamda toplumun ıslahı için çalışan; bununla da yetinmeyip yaşadığı şehrin rûh kazanmasına ve bayındırlık hizmetlerine katkı sağlayan büyük bir âlim, mütefekkir ve ârif kimsedir.
- İhramcızâde Hazretleri’nin yetiştirdiği Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin de gerek Darende’de gerek memleketin değişik bölgelerinde farklı alanlarda din hizmetleri vardır. Şairlik yönü vardır. Tasavvufî geleneği Anadolu’nun ortasında devam ettirmesi ve hayırlı hizmetleri söz konusudur. Bu açıdan mutasavvıf Dîvân şairi Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri ve eserleri hakkında neler söylersiniz?
- Seyyid Osman Hulûsi Darendevî Hazretleri de İhramcızâde Hazretleri’nin yetiştirdiği büyük mürebbîlerden ve mürşitlerden biridir. Zaten onun dâr-ı bakâya intikâlinden sonra emânetini üstlenmiş ve kendi döneminde de insan yetiştirme vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir. Darende’de yaşamış, aynı zamanda bir din görevlisi olarak camide Müslümanlara namaz kıldırmış; çevresindeki insanları irşat faaliyetleriyle aydınlatmaya ve bilgilendirmeye devam etmiş bir ârif ve âlimdir. Hayrî hizmetlerde öncü ve örnek olmuştur.
Seyyid Osman Hulusi Hazretleri’nin bize intikâl eden eserleri vardır; ancak onların birinci eseri “insan yazmak”, yani insan yetiştirmektir. Bunun yanında kalıcı eserler de bırakmışlardır. Bunlardan biri meşhur Dîvân’ıdır. Gerçekten şair bir kimsedir. Mutasavvıf kimliğiyle na‘t-ı şerifler, ilâhîler ve kasîdeler kaleme almış, değerli eserler bırakmıştır. Dîvân’ı okuduğumuzda gönül dilini açıkça görürüz. Tam bir irşat dili vardır. Sade bir Türkçe ile yazılmış ahlâkî öğütler bulunur; toplumu eğitmeye yönelik, akîde konularını ele alan ve Yüce Allah’ı en güzel şekilde anlatan metinlerdir. Hatta sadece anlatmakla kalmamış, Esmâ-i Hüsnâ’ya da değinerek Cenâb-ı Hakk’ı en güzel isimleriyle tanıtmıştır. Bu isimler özellikle ahlâkla ilişkilidir. Peygamber Efendimiz’den rivâyet edilen “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.” (Fahru’d-Dîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, c.9, s.66.) düstûrunu Müslümanların bir hayat tarzı hâline getirmesi için bu isimler üzerinde durmuştur.
Bunun dışında İslâm’ın hepimize yüklediği namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibâdetlere de eserlerinde geniş yer vermiştir. Edebî açıdan bakıldığında ise bir geleneğin devamcısıdır. Hem aruz hem hece veznini kullanmış; şiirleriyle topluma hitap etmiştir.
Dîvân’ı dışında mektupları da vardır ve bu mektuplar çok değerlidir. Mektup geleneği bizim kültürümüzde yaygındır. Nitekim İmâm Rabbânî Hazretleri’nin Mektûbât’ı, Mevlânâ Hazretleri’nin mektupları bunun örnekleridir. Osman Hulûsi Efendi Hazretleri de yakınlarının, müridlerinin ve ihvanının dinî ve sosyal hayatla ilgili sorularına mektuplarla cevaplar vermiş; kimi zaman fetvâ mâhiyetinde açıklamalarda bulunmuştur. Bu da başlı başına bir ilim ve irfan faaliyetidir. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in davet mektuplarıyla başlayan nebevî geleneğin bir devamı niteliğindedir. Ayrıca Seyyid olması hasebiyle Peygamber Efendimiz’e uzanan mânevî silsilenin de bir temsilcisidir. Bu yönüyle mektuplar aracılığıyla İslâm’a daveti sürdürmesi son derece anlamlı ve kıymetlidir.
Darende’de camide imamlık yapması sebebiyle cuma ve bayram namazlarında okuduğu hutbeler de vardır ve bunları bizzat kaleme almıştır. Bu hutbeleri incelediğimizde yalnızca akîde ve ibâdet konularının değil, yaşadığı dönemin itikâdî ve sosyal problemlerinin de ele alındığını görürüz. Böylece İslâm’ın aktüel hayata hitap eden yönünü ortaya koymuştur.
Bu durum bize önemli bir örneklik sunar. Günümüzde hutbeler merkezî olarak hazırlanıp taşra teşkilatına gönderilmektedir. Bunun faydalı yönleri olmakla birlikte, her bölgenin dinî ve sosyal problemleri farklıdır. Yerinde hazırlanan hutbeler, o toplumun ihtiyaçlarına daha doğrudan cevap verebilir. Bu açıdan Osman Hulûsi Hazretleri’nin hutbeleri ayrıca önem taşımaktadır ve bize örnek olmaktadır.
Onun bütün çalışmaları - Dîvân’ı, hutbeleri ve mektupları-, Kur’an’da Allah’ın emrettiği ve Peygamber Efendimiz’in ümmete bıraktığı iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini yerine getirme çabasının bir yansımasıdır. Bir âlim olarak Osman Hulûsi Efendi Hazretleri bu görevi kalemiyle, sözüyle ve irşadıyla sürdürmüş; kötülüğü ortadan kaldırmaya, onun yerine İslâm’ın evrensel değerlerini yerleştirmeye gayret etmiştir.
Bugün de Dîvân’ı, hutbeleri ve mektupları bu görevi âdetâ devam ettirmekte, onu yaşatmaktadır. Büyüklerin ifadesiyle Allah dostları vefatlarından sonra da “kınından çekilmiş kılıç gibi” hizmet etmeye devam ederler. O da bu yolda hizmetini sürdürmektedir. Darende’de yanan o ışığın bugün bütün dünyayı aydınlattığını söyleyebiliriz.
Cenâb-ı Hak, bu büyük insanlarımızın ışığını hiç söndürmesin, kıyâmet sabahına kadar devam ettirsin. Hepimizin duâsı da budur. Bizler de inşallah onların yolunda olma çabası içerisinde bulunmaya devam edeceğiz.
- Allah razı olsun hocam. Darende’deki vakıf hizmetleriyle ilgili güncel bir değerlendirmenizi almak istiyoruz.
- Ben Darende’ye yaklaşık iki-üç defa gittim. Oranın farklı bir şehir olduğunu gördüm. Gerek Somuncu Baba Hazretleri’nin gerekse Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin bir ilçe olmasına rağmen şehir üzerinde çok büyük etkilerinin bulunduğunu müşâhede ettim. Bu etkiler hem estetik açıdan, yani şehrin güzelliği bakımından, hem mâneviyatının gelişmesi yönünden hem de fizikî yapı açısından açıkça hissedilmektedir.
Orada vakıf hizmetlerinin sadece bir cemaat çalışması olarak değil, halkla bütünleşmiş bir anlayışla yürütüldüğünü gördüm. “Halktan Hakk’a hizmet” düşüncesinin benimsendiği ve büyük bir adanmışlık hissiyle hareket edildiği dikkatimi çekti. Şehrin fiziksel yapısının önemli ölçüde değiştiğini müşâhede ettim. Mesela, muhteşem bir hastane yapılmış ve Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin adına ithâf edilmiş. Bunun vakfın büyük hizmetlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca orada gördüğüm Hasan Gazi Şehitlik Anıtı de son derece etkileyiciydi; büyük bir hizmet alanı olarak dikkat çekiyordu. Zaviye Mahallesi’ndeki vakıf hizmetlerinden kaldırımlara kadar pek çok ayrıntıda bu hizmet anlayışını hissetmek mümkündü. Darende’de daha önce bir İlahiyat Fakültesi’nin bulunduğunu, hâlihazırda Hulusi Efendi Hafızlık Kursu bulunduğunu ve gençlerin Kur’ân okuyarak İslâmî eğitim aldıklarını gördüm. Yurt hizmetleri, cami hizmetleri, vakıf faaliyetleri, Kur’ân kursları ve hafızlık çalışmaları düzenli şekilde sürdürülmektedir. Şehir eşrafının da müstesnâ bir ahlâkî güzelliğe sahip olduğu dikkatimizi çekti.
Zaten şehir, fizikî anlamda yeşillik ve tabiat bakımından da son derece güzel bir yerdir. Bütün bu hizmetlerde vakfın büyük etkisinin bulunduğunu gördüm. Orada yaşayan fakir ve ihtiyaç sahiplerinin de bu hayır hizmetlerinden istifâde ettiğine şâhit oldum. Bu da vakfın ne kadar kapsamlı bir hizmet yürüttüğünü göstermektedir.
Demek ki büyük Allah dostlarının merkez olduğu yerler zamanla birer merkez şehre dönüşüyor; o şehre rûh veriyorlar. Şehrin mâneviyâtının güçlenmesine, ahlâkî açıdan olgunlaşmasına ve eğitilmesine hizmet ediyorlar. Aynı zamanda şehrin kimliğini de inşâ ediyorlar. Bu anlamda Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’ni hem bir gönül mimarı hem de şehrin maddî mimarı olarak görmek mümkündür. Âdetâ fizik ile metafiziği birleştiren bir projeyi bu küçük şehirde gerçekleştirdiğine tanık olduk.
- 2022 yılından sonra gelişen teknoloji, dijital dünya ve elektronik sistemlerden biz de nasibimizi alarak dergiyi e-dergi olarak yayımlamayı planladık. Zaten pandemi döneminde hakemli dergiler dâhil akademi dünyasının büyük kısmı e-dergiye geçti. Bunun bazı avantaj ve dezavantajları olabilir. Gelişen teknoloji karşısında Somuncu Baba Dergisi’nin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Cemil Meriç, “Dergiler hür tefekkürün kaleleridir.” der. Kale ve hisarlar, Müslüman varlığının korunması için tarihte önemli bir koruyucu rol üstlenmiştir. Bu bir benzetmedir. Bu mânâda dergiler; İslâm ahlâkına, tefekkürüne ve âdâbına göre insanımızı yetiştiren, onu mânevî anlamda besleyen birer kale ve hisar hükmündedir. Ahlâkî anlamda koruyucu bir rol üstlenirler.
Somuncu Baba Dergisi de bu dergilerden biridir. Dergiye baktığımızda akıl ile vahyi, gönül ile düşünceyi sentezleyen bir özellik taşıdığını görüyoruz. Çıktığı günden beri ilkeli bir dergidir. Estetik kaygıyla hazırlanmış; kapağından iç tasarımına, yayımlanan görsellerden genel sanat anlayışına kadar bu özelliğini korumuştur. Sanata ve estetiğe her zaman önem vermiştir.
Ben Somuncu Baba Dergisi’ni bir mektep olarak görüyorum. Bu mektebin öğrencileri, yani dergiye abone olan ve onu okuyan kişiler; itikattan ibâdete, ahlâktan tarihe, sanattan edebiyata ve hatta mutfak kültürüne kadar pek çok alanda beslenmektedir. Ayrıca dergi tek başına değil; çocuk ve aile dergileriyle birlikte ailenin bütün fertlerine hitap eden bir külliye mâhiyetindedir. Bu yönüyle çok büyük hizmetler îfâ etmektedir.
Bu dergide pek çok hocamızı ve yazarımızı tanıdık. Böyle bir dergi faaliyetinin ortaya konulması sâlih bir ameldir. Bu dergide çalışmak, yazmak ve üretmek; geleceğe ve nesillere bir not düşmek anlamına gelir. İnşallah bu hizmet sadaka-i cariye olarak devam edecektir.
Somuncu Baba Dergisi, temelde bir tasavvuf dergisidir. İnsanların sadece zihnine değil, gönlüne de hitap eder. Elbette aklı da besler. Hem gönlün hem aklın taleplerine birlikte cevap veren bir dergidir. İnşallah bu dergi uzun yıllar varlığını sürdürür.
Ben dergilerin dijital ortamda yayımlanmasını destekliyorum; ancak basılı olarak elde tutulmasının da gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kalıcılık bir ölçüde buna bağlıdır. Dijital ortamlar bugün vardır, yarın olmayabilir. Oysa dergilerin ciltlenerek tarihe not düşmesi ayrı bir güzelliktir. Bu sebeple Somuncu Baba Dergisi dijital ortamda yayımlansa bile belirli sayıda basılarak arşivlenmeli, kütüphanelere gönderilmeli ve gelecek nesillerin istifadesine sunulmalıdır.
- Hocam Allah razı olsun, bize zaman ayırdınız. İnşallah bir vesileyle Darende’ye gelirsiniz, orada da görüşürüz.
- İnşallah. Uzun zaman oldu; külliyenin yeni bölümünü henüz görme imkânımız olmadı. Selâmlarımla.
Musa TEKTAŞ
Yazar
Doğum tarihi bilinmeyen şair Hanîf’in asıl adı İbrahim’dir. Devrinin meşhur hattatlarından hüsn-i hat dersleri alan İbrahim Hanîf; kâtiplik ve müderrislik görevlerinde bulunmuştur. Son olarak Bursa ka...
Yazar: Hamit DEMİR
Bu yıl da Ramazan’a eriştik, Hamd olsun oruçlarımızı tutarak tamamladık ve onun bayramına erdik. Bayramlar bizim günlük hayatımıza, dilimize, kültürümüze ve edebiyatımıza kavram olarak girmiştir ve ön...
Yazar: Ali YILMAZ
İbretî, Hasan Ünsî Efendi’nin (ö. 1136/1724) bendesi, âşık İbrâhîm-i Hâs’ın (ö. 1175/1762) yakın arkadaşı, ilmî yetkinliği ve şiirdeki kabiliyetiyle dikkat çeken gönül erlerindendir. Bu çalışmada İbre...
Yazar: Fatih ÇINAR
- Turgut Özal Bey’in 1983 yılında Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi ile görüşmesinin şâhidisiniz. Bu hâtırayı sizin kelâmınızdan dinleyebilir miyiz? Evren, Özal’dan hem ekonomik konularda istifâde ediyor,...
Yazar: Musa TEKTAŞ