Çocuk Eğitiminde -se, -sa
Konuşmanın devamını tahmin etmişsinizdir. Ne anne “Keyfin bilir.” demiştir ne de çocuk okula gitmemezlik etmiştir. Çünkü günümüz çocukları -se, -sa’larla büyüdükleri için, isteklerini de -se, -sa’larla yerine getirteceklerinden o anne de ne yapıp edip o yoğurdu sofraya getirmiştir.
Eskiden ne anne babaların ne de çocukların böyle bir şansı yoktu. Çünkü sofralarda bu kadar çeşit olmadığı gibi seçme şansları da yoktu. Buna çocuk sayılarının fazlalığı da eklenince sofraya konulan hemen biteceğinden beğenmemezlik de edilemezdi.
Yemeği beğenmeyip yemeyeceğini söyleyen çocuklara annenin vereceği cevap da “… kökünü ye!” olacaktır. Günümüzdeki gibi yemeklerin saklanacağı buzdolabı olmadığı için artan yemekler de ya kedinin çanağına ya da yal kovasına (hayvanlar için yemek artıklarının toplandığı kova) dökülürdü. Pireye kızılıp yorganın yandığını gören çocuklar da bir daha sofraya nazlanmadan otururdu.
Günümüz çocuklarının ise yedikleri önünde yemedikleri arkalarındadır. Buna rağmen birçok çocuk, önüne konan birçok yemeğe burun kıvırmaktadır. Yemekleri beğenmeyip burun kıvıran bu çocukların gönüllerini hoş etmek için de onlarla pazarlığa girilmektedir.
Geriye dönüp şöyle bir baktığımızda birçok çocuğun -se, -sa’larla büyütüldüğünü görüyoruz. -se, -sa’larla büyüyen çocukların geri bildirimleri de tepkileri de hep -se, -sa’larla olacaktır.
Anne babaların çocuklara karşı -se, -sa’ları en çok kullandıkları durumlar: Uslu uslu oturursan, sözümü dinlersen yemeğini yersen, ödevlerini yaparsan, derslerine çalışırsan, sınavı kazanırsan… Sözümü dinlemezsen, yaramazlık yapmazsan, yemeğini yemezsen, ödevlerini yapmazsan, derslerine çalışmazsan, sınavı kazanamazsan… Bunlar aklımıza ilk gelenler.
-se, -sa’larla büyüyen çocuklar da büyüdükleri zaman yerine göre anne babalarıyla yerine göre arkadaşlarıyla yerine göre de eşleriyle -se, -sa konuşmaları yapacaktır. Seversen(iz), telefon alırsan(ız), tatile götürürsen(iz), araba alırsan(ız), ev alırsan(ız), iyi bir iş bulursan(ız)…
Neden -se, -sa?
Anne babaların çocuklarla ilişkilerinde şart kipli cümleler kurmaları istek ve beklentilerinin gerçekleşmemesi kaygısından kaynaklanmaktadır.
Anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkilerde -se, sa’ya dayanan sevgiyi Japon yazar Masumi Toyotome üçe ayırmaktadır. Masumi Toyotome bunları “eğer, çünkü, rağmen” olarak adlandırır.
Birincisi “eğer” türü sevgidir. Beklentiler karşılanırsa karşı tarafa verilecek şartlı sevgi. Başka bir ifadeyle isteklerini yerine getirtmek için vaat edilen, karşı tarafı düşünmeyen, tek taraflı ve bencil bir sevgi türüdür. Eğer derslerine çalışırsan, eğer beni üzmezsen, üniversiteyi kazanırsan… seni severim.
İkincisi “çünkü” türü sevgidir. Bu tür sevgi de bir şeylere sahip olunduğu ya da koşulu taşıdığı veya gerçekleştirdiği için gösterilir. Seni seviyorum derslerine çalıştığın için, beni üzmediğin için, sözümü dinlediğin için, yatağını topladığın için…
Üçüncüsü “rağmen” türü sevgidir. Eğer ve çünkü sevgi türlerinde bir koşul olmasına rağmen bu tür sevgide böyle bir koşul yok. Sevgiler karşılıksızdır ve her şeye rağmen sevgi özelliğini kaybettirmez. Çocuklarını yaramazlıklarına ve tembelliklerine rağmen sevebilmek bu tür bir sevgidir.
Sonuç olarak; gönül ister ki çocuklara gösterilen sevgiler, rağmen türü sevgi olsun. Ancak birçok anne baba sözünü dinletmek ya da çocukların sorumluluklarını yerine getirtmek için diğer sevgi türlerini kullanmaktadırlar. “Ne ekersen onu biçersin!” misali çocuklar da anne babalarında gördükleri -se, -sa’lı sevgiyi yine anne babalarına istek ve sorumluluklarını -se, sa’ya bağlayarak yerine getirtmektedirler.
M. Emin KARABACAK
Yazar
Gıdaların genetiğiyle mi oynandı yoksa yeni neslin genetiğiyle mi oynandı bilmem ama anne babaların çocuk eğitiminin genetiğiyle oynadığını düşünüyorum.Eskiden çocuklarını doğal yollarla (anne sütü, e...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Eskiden hamile kalan annelere, akrabaları ve çevresi tarafından tebrik etme adına hayır dualar edilirdi. Aynı dualar tebrik etme adına babalara da edilirdi. Çocuk doğduktan sonra sağ kulağına ezan oku...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Allah Rasûlü’nün arkadaşlarından bir grup, bir keşif ânında, bir kabile reisini yakalayıp getirirler. Allah Rasûlü de hapishane vazifesi de gören mescidde -başına nöbetçi de koyarak- bir yere konulmas...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Gündelik hayatın karmaşası içinde, çevremizde olup bitenleri genellikle kendi ön yargılarımızın süzgecinden geçirerek değerlendiririz. Birinin alışılagelmişin dışındaki bir davranışı, zihnimizde hemen...
Yazar: Ayşe Gül PINAR