Ebedî Mutluluk Yurdu: Cennet
Cennet; ağacı ve yeşili çok, muhteşem saray, malikâne ve kâşanelerin bulunduğu, bakıldığında insana huzur veren harika manzaraların yer aldığı, tarifi imkânsız leziz yiyecek ve içeceklerin sunulduğu, zemininden gürül gürül ırmakların aktığı, insanın hayal bile edemeyeceği iyilik ve güzelliklerin yaşanacağı ebedi mutluluk yurdunun adıdır. Cennet, Allah’ın er-Rahim sıfatı gereği, ahirette salih kulları için hazırladığı en büyük ödül ve mükâfatın verileceği yerdir.
Bütün hak dinlerde cennet inancı var. Cennet inancı; insanı iyiliklere motive eder, ilahi adalete olan güveni artırır ve imanı canlı tutar. Cennet umudu, insana iç huzur ve rahatlık sağlar.
Yapılan bir işin karşılığını görmek ya da ödeyeceği bedelin neyin karşılığı olduğunu bilmek insanın doğasında vardır. Bir insanın emeğinin karşılığını fazlası ile alacağını bilmesi onu yaptığı işe daha fazla bağlar. Peygamberler, insanları Allah’a kulluk etmeye ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaya davet etmiştir. Allah (c.c.) bu çağrıya uyanları müjdelemiştir:
“İman edip salih amel işleyenlere, kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele.”[i] Mü’minler, Allah yoluna canlarını ve mallarını korlar, Allah da onlardan kendilerine vereceği cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın alır. Dünyada bundan daha kârlı bir yatırım ve kazanç olamaz.
Cennet, mü’minler için hazırlanmıştır ve müminler orada ebedi kalacaklardır: “Mü’min olarak erkek veya kadın, her kim salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”[ii] Öte yandan inkârcılar, müşrikler ve münafıklar asla cennete giremeyeceklerdir.
Allah hiçbir kulunun emeğini zayi etmeyecek, herkes yaptığının karşılığını tam olarak görecektir.
Cennet ile dünya karşılaştırıldığında neredeyse pek de benzeşmediği görülecektir.
Dünya hayatında iyi ile kötü, güzel ile çirkin, kolaylık ile zorluk, sevinç ile tasa vb. zıtlıklar bir arada ya da peş peşe yaşanır. Ahirette bu zıtlıklar kesin olarak ayrışacak, kötülük, çirkinlik, zorluk ve meşakkat cehenneme, iyilik, güzellik kolaylık, zevk ü sefa ise cennete ait bir hissiyat olacaktır. Dünyada iyi, doğru ve güzele sımsıkı sarılanlar, amelleriyle birlikte cennet yurduna gireceklerdir. Cennet, “Sabreden zafere ulaşır.” hadis-i şerifinde de belirtildiği gibi dünyada günahlara ya da musibetlere sabredenlerin kazandığı bir zaferdir.
Melekler, cennetlikleri selamla karşılarlar: “Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir.”[iii]
Bir hadis-i kutside Peygamberimiz (s.a.v.) Allahu Teâlâ’nın: “Ben kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen nimetler hazırladım.” buyurduğunu söyledi ve şu ayeti okudu: “Hiç kimse yapmakta olduklarına karşılık olarak onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.”[iv]
Kur’an’da Cennet İsimleri ve Cennet Tasvirleri
1- Naim, 2- Adn, 3- Firdevs, 4- Me’va, 5- Daru’s-selam, 6- Daru’l-mukame, 7- Daru’l-huld, 8- Daru’l-ahira. Bu isimler;
“Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgesi devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir.”[v] “Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.”[vi]
Böylesine büyük bir mükâfatı elde edebilmek için; sahih ve halis bir iman ve güçlü bir irade ortaya koymak, salih amel ve Allah yolunda mücadele etmek gerekir.
Cennet Nimetleri
Kur’an-ı Kerimde bahsi geçen cennet nimetleri şöyledir:
“Şüphesiz cennetlikler, o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) ‘selam’ vardır.”[vii]
“(Ey Rasûl’üm!) Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.”[viii] Tefsirlerde çok hayır ve bereket anlamına gelen Kevser’in cennette Peygamberimiz’e mahsus bir havuzun adı olduğu belirtilmiştir. Cennet nimetlerinin en büyüğü ise Allah ile yapılacak görüşmedir: “O gün bazı yüzler aydındır, Rablerine bakarlar.”[ix]
Cennette kadınlar genç kız, erkekler de 30 yaşlarında genç erkekler gibi olacaklardır.
“Allah selam (esenlik) yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.”[x] Bu ayette geçen ‘selâm yurdu’ dünyada İslâm’ın öngördüğü barış ve huzur ortamı anlamına gelebileceği gibi cennet anlamına da gelir. Buna göre İslâm’a uygun yaşayan Müslümanlar da selâm (barış, esenlik) toplumunu oluşturmaktadırlar. Demek ki Allah, salih kullarını cennetine davet ediyor. Böyle bir davete icabet etmemek olur mu? Doğrusu cenneti herkes ister fakat insanların çoğu, uzak bir ihtimal gibi gördükleri cenneti, şeytanın haramlarla süslediği yakın ama yalancı cennet ile değiştirme gafletine düşüyorlar. İnsanların, cenneti dünyada yaşama hırsı ve sabırsızlığı onları, sonu cehennem olan bir hüsrana ve elim bir azaba sürüklüyor.
Cennet ulaşılmaz bir yer olmadığı gibi cehennem de kaçınılmaz bir yer değildir. Bir mü’min olarak daima cennet umudu ve cehennem korkusu içinde yaşamamız gerekiyor. İnsan dünya hayatında bile, daha iyi ve rahat bir yaşam umudu ile çalışır, çalıştığının karşılığını elde edince de dinlenir, mutlu olur. Cennet yurdu da dünyada Allah yolunda sabır ve metanetle yürüyenlere ve bu hususta zorluk çekenlere ilahi bir lütuftur. Fıtratı ile uyumlu, manen iyi durumda olan mü’min kuluna Allahu Teâlâ şöyle seslenecek: “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabb’ine dön. (İyi) kullarımın arasına katıl ve cennetime gir.”[xi]
Ne mutlu bu daveti hak edenlere.
[i] 2/Bakara, 25.
[ii] 4/Nisâ, 124.
[iii] 13/Ra’d, 24.
[iv] 32/Secde, 17.
[v] 13/Ra’d, 35.
[vi] 78/Nebe, 31-34.
[vii] 36/Yasin, 55-58.
[viii] 108/Kevser, 1.
[ix] 75/Kıyamet, 22-23.
[x] 10/Yunus, 25.
[xi] 89/Fecr, 27-30.
Emine Büşra YÜKSEL
Yazar
Eğitim, her yerde ve her zaman hayat boyu devam eden bir gelişme sürecidir. Gelişmeye açık olan insanlar, kendilerinden daha bilgili ve tecrübeli olan kimselerden bilmediklerini öğrenirler ve yanlış b...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Akşemseddin namı ile bilinen Şemseddin Muhammed b. Hamza Miladî 1390 yılında Şam’da doğmuştur. Şeyh Şehabeddin es-Sühreverdî’nin torunlarından Şeyh Hamza’nın oğludur. Baba tarafından nesebi Hz. Ebû Be...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Kâinatta her şeyin yaratıcısı, sahibi ve yöneticisi Allah’tır. “Allah” lafzı, O’nun özel adıdır. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak aklî ve ahlakî bir mecburiyettir. Çünkü akıl, zaman ve mekânı b...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
El-Bekâ, "bir şeyin ilk hâli üzere olduğu gibi durması" olup yok olmanın zıddıdır. Bâkî, iki çeşittir: Birisi, kendiliğinden bâkîdir ve varlığı belli bir süreye bağlı olmayandır. İşte o, "hüve'l-bâkî"...
Yazar: Editör