Camdan Değil, Candan Sevgi
İnsan, dünyaya bir yürek olarak doğar ömrü sevgi ile anlamlı kıldıkça çoğalır.
Bir bebeğin ilk aynası annesinin gözleridir. İlk sevinci babasının tebessümü, ilk sığınağı bir aile sofrasıdır. İnsan, varlığını kendisine uzanan sıcak bir elde tanır. Bu yüzden sevgi, hiçbir zaman bir ekranın parlaklığında filizlenmedi, hep bir kalbin sıcaklığında yeşerdi.
Bugün ise garip bir çağın içinden geçiyoruz. Camlar çoğaldıkça canlar yalnızlaşıyor. Avuçlarımızdaki küçücük ekranlar dünyayı önümüze sererken, yanı başımızdaki insanı bizden alıp götürüyor. Uzak şehirlerde yaşayanların ne yediğini, nerede gezdiğini, nasıl güldüğünü biliyoruz, fakat aynı çatıyı paylaştığımız insanların yorgunluğunu, sessizliğini, kırgınlığını fark edemiyoruz.
İletişimin zirvesinde, muhabbetin kıyısında yaşıyoruz.
Ne acı bir tezat...
Eskiden akşam olunca evlerimizin pencerelerinden yalnız ışık değil, sohbet de taşardı. Bir çayın buğusuna ömürler karışır, çocukların kahkahası duvarlara sinerdi. Kürsü dediğimiz büyük tabure altında mangala konan köz, üstüne örtülen yorganla bir ısınma aracıydı. Bundan 50 yıl önce büyüklerimiz anlatır, bizler dinlerdik. Etrafında oturmak büyük keyifti, sıcacıktı. Masallar sadece çocukları değil, aileyi de büyütürdü. Bu geleneği kürsü olmasa da bir çay sofrası olarak devam ettiriyorum.
Çoğu evde aynı sofrada dört kişi oturuyor, ama dört ayrı dünyanın içinde yaşıyor. Göz göze gelmeden geçen akşamlar, kalpten kalbe kurulamayan köprüler bırakıyor geride.
Çünkü teknoloji mesafeleri kısaltırken gönüllerin arasına görünmez duvarlar ördü.
İnsan, beğenilmenin sevildiğini sanmaya başladı.
Bir fotoğrafın altına bırakılan yüzlerce yorum, bir annenin "nasılsın evladım ?" diye sormasının yerini tutmamalı . Binlerce takipçi, tek bir gerçek dostun omzuna denk gelebilir mi! Dijital alkışlar çoğaldıkça içimizdeki sessizlik de büyüdü. Başımız hep önümüzde.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı budur. Görünür olmayı, değerli olmak zannetmek.
Bir ağacın en kıymetli kısmı dallarından ziyade toprağın altında görünmeyen kökleridir. İnsan da böyledir. Onu ayakta tutan görünürlüğü ya da kalabalıkları değil, onların içinde oluşturabildiği, kök saldığı sevgidir. Ailesidir. Dostluğudur. Komşuluğudur. Bir çocuğun güvenle uzandığı anne kucağıdır.
Ne yazık ki artık mahremiyet bile alkış bekleyen bir gösteriye dönüştü. Bir zamanlar kalbin sandığında saklanan sevinçler, hüzünler ve dualar bugün birkaç saniyelik paylaşımlara sığıyor. İnsan, yaşamak için değil, paylaşmak için yaşamaya başlıyor. Yaşanmayan hiçbir duygu, paylaşılsa da hakikat olmaz.
Belki de bu yüzden ruhlarımız bu kadar yorgun.
Çünkü kalpler, ekrandan gelen ışıkla değil; insandan insana geçen merhametle aydınlanır.
Çocuklar anne babalarının yüzüne bakarak büyür, telefon ekranına bakarak değil. Yaşlılar ziyaretle gençleşir, mesajla değil. Eşler aynı evde internet bağlantısıyla değil, gönül bağıyla birbirine tutunur.
Sevgi, bir bildirimin sesi değildir.
Saygı, bir emojinin içine sığmaz.
Muhabbet, çevrim içi olunca başlamaz, gönül içi olunca başlar.
İnsanlığın yeniden hatırlaması gereken şey belki de budur.
Dünyayı avuçlarımızın içine sığdırdık, birbirimizin ellerini tutmayı unuttuk. Bilgiye bir dokunuş kadar yakınız ama hikmete her geçen gün biraz daha uzağız. Sesimizi dünyanın öbür ucuna ulaştırıyoruz da aynı evin içindeki sessizliği duyamıyoruz.
Mutluluk uzaklarda saklı değildir. Bir annenin demlediği çayın buğusunda, babanın anlattığı eski bir hatırada, kardeşlerin aynı sofrada paylaştığı ekmekte, komşunun kapısını çalmaktan çekinmeyen o eski mahalle kültüründedir.
İnsan, insanın evidir.
Kalp, kalbin yurdudur.
Ve sevgi, camdan geçmez; candan geçer.
Bugün ihtiyacımız olan yeni uygulamalar, daha hızlı bağlantılar ya da daha parlak ekranlar değildir. İhtiyacımız olan şey, birbirimizin yüzüne yeniden dikkatle bakabilmek, dinlemeyi yeniden öğrenmek, sevgiyi göstermekten utanmamak ve hayatı beğenilerle değil, dualarla çoğaltabilmektir.
Günün sonunda elimizde kalan şey, kaç kişinin bizi gördüğü değil, kaç gönle dokunabildiğimizdir.
Cam kırılır.
Ekran kararır.
Beğeniler unutulur.
Ama candan verilen bir selam, samimiyetle tutulan bir el ve içtenlikle söylenen bir "İyi ki varsın" sözü, insan ömrünün en uzun hatırası olarak yaşamaya devam eder.
Nilüfer Z. AKTAŞ
Yazar
Bazen kokulardır nostalji… Alır götürür sizi bir yerlere… Çocukluk koklarız en çok da. O tarifsiz bir güzelliktir; gül gibi, leylak gibi...Çocukluğumun geçtiği iki katlı, çokça odası olan bir evdi bab...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ
Aile, bir arada olmaktır. Sadece aynı evin duvarlarını paylaşmak değil, aynı kalbin sıcaklığında buluşmaktır. Bizim evde bu buluşmanın en güzel zamanı, akşam çay saatinde okuma sofrasıdır.Çocuklarım k...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ
Günümüzde aile içi iletişim daha büyük bir önem arzediyor. Aile içi iletişimde görülen problemleri kaldırmadığımız sürece başarıya ulaşmamız mümkün olmayacak. Her şeyden önce onların bir çocuk olduğu ...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
“Tohumu çatlatan, sıkışmışlığından çok, toprağının genişliğidir.” demiştim Ninem Korkut hikâyeleri kitabımda.Zorluklar; insanın mücadele ruhunun gelişmesine, dirençli olmaya vesiledir ancak toprağın g...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ