Bir Çift Ayakkabı
Günlerdir babasının getireceği yeni ayakkabıların hayalini kuruyordu. Acaba ne renkti yeni ayakkabıları? Bağcıklı mıydı yoksa cırt cırtlı mı? Çizgileri mi vardı yoksa yıldızları mı?
Geceleri uyumadan önce yeni ayakkabısıyla koşup oynadığını; ayakkabısını arkadaşlarına gururla göstereceği dakikaları hayal ediyordu.
Kimseye bir şey demiyordu ama, ayağındaki ayakkabılara hüzünle bakıyor, eskidiğini, yıprandığını düşünüyordu. Hatta o ayakkabıyı giymekten utanıyordu. İşin aslı, kimse onun ayakkabılarının eski olduğunu düşünmüyordu. Ayakkabılar, neredeyse yeni denilebilecek hâlde ve çoğu çocuğun giyemeyeceği kadar güzellikte ayakkabılardı...
Cuma günü, her cuma olduğu gibi, mahalledeki tüm çocuklar ezandan önce camiye koşuştular. Bahçede oyunlar oynayarak neşe dağıtıyorlar, caminin beyaz sakallı nur yüzlü müdavimlerini gülümsetiyorlardı. Ezan okununca, çocuklar ilk safta yer almak için heyecanla ayakkabılarını çıkarıp içeri doluştular. Bu sırada yeni ayakkabısının hayalini kuran çocuk, eski ayakkabılarını çıkarıp bir kenara fırlattı.
Ezan bitti, dualar edildi, namazlar kılındı.
Çocuklar girdikleri gibi aynı heyecanla çıkmak için kapıya koştular. Herkes ayakkabılarını ayağına geçirirken bizim hayalci çocuk bir türlü ayakkabılarını bulamıyordu. Her yere baktı. Yoktu. Herkes ayakkabısını, terliğini giyip çıktı. Oyuna başladılar.
Çocuk bir türlü ayakkabısını bulamayınca olduğu yere oturdu kaldı. “Eskiydi zaten, inşallah babam yenisini getirir bu akşam, bari şuralarda terlik filan bir şeyler bulup giyeyim.” diye düşünmeye dalmışken; ufak bir çocuğun karşıdan ona doğru yürüdüğünü gördü. Çocuğun ayağında kendi ayakkabılarını görünce, sinirle ayağa kalktı.
“Ayıp değil mi bu yaptığın? Hırsızlık günahtır!” diyerek sesini yükseltti. Camiden çıkan yetişkinler çocuğa bakıyordu. Bu sırada küçük olan diğer çocuk, ayakkabıları ayağından çıkarttığı gibi gidip kenarda duran artık giyilecek hâli kalmamış, her yeri dökülmüş yırtılmış eski plastik bir terliği ayağına geçirirken ağlıyordu. Çocuğun ayakkabılarına özenmiş, ayaklarına kocaman gelen bu güzel ayakkabıları bir hevesle ayağına geçirmiş ve birazcık yürümek istemişti.
Gözyaşlarını avucunun içiyle silerken, camideki nur yüzlü ihtiyarlar diğer çocuğu sakinleştirmek için türlü cümleler kuruyorlardı. Ufak çocuğun maddi durumunun yetersiz olduğunu, çocuğun bu durumu biraz daha sakince karşılaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı.
Çocuk eve dönerken, ne yaptığını düşünmeye başladı. Amcalar haklı mıydı? Çok mu sinirlenmişti? Altı üstü bir çift ayakkabıydı. Küçücüktü çocuk, kardeşi olsaydı tam da o yaşlarda olurdu. Hep bir kardeşi olsun istemişti... Ahhh, ne ayıp etmişti ufacık çocuğa. Akşam babasıyla konuşmalıydı.
Babası akşam elinde parlak bir kutuyla geldiğinde, çocuk önce koşup babasına sarıldı. Sonra “Babacığım bu ayakkabıyı geri verip yerine üç numara küçük bir ayakkabı alabilir miyiz?” dedi. Babası şaşkınlık içindeydi. Aylardır istediği ayakkabıyı beğenip beğenmediğini sordu oğluna. Beğendiğini ama artık yeni bir ayakkabıya ihtiyacı olduğunu düşünmediğini söyledi çocuk. Ve gündüz camide olanları anlattı. Babası yaşlı gözlerle oğluna sarıldı.
Ertesi sabah, elinde ayakkabı kutusu ile camiye gitti. Ufaklık oralarda dolaşıyordu. Yanına gitti, sarıldı. Kutuyu uzattı. Küçük çocuk önce anlamadı. Kutuyu açınca abisi yaşındaki çocuğa sarıldı. Ellerini öptü. Ayakkabıları ayağına geçirdi. Caminin bahçesinde bir tur attı, sonra içeri girdi. Çocuk peşinden camiye girdiğinde, ufaklığın şükür secdesine kapandığını gördü. Yaşaran gözlerle yanına gidip secdeye kapandı. Nur yüzlü ihtiyarlar, gülümseyen gözleriyle çocuklara bakıyorlardı.
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Sevgili çocuk dostlarım;Bugün İstanbul’a yolculuk var. Hafize Teyze ve çocuklar, 6 Ekim İstanbul’un kurtuluşu törenlerine davet edildiler. Tabi biz de onlarla gidiyoruz. Yola bir ay önceden çıktık. Ha...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Sabır sonsuzluk demek galiba. Denizle gökyüzü gibi İkisi de mavi, ikisi de sonsuz. Sonra... Toprakla yağmur. Çiçekle böcek. Kuşla balık. Yumurtayla süt. Ya da kakaoyla kek...- Heyy dur bakalım. Kek ne...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Resim defterini açtı çocuk. Sarı saçlarını mavi tokasıyla topladı. Muzlu sütünden bir yudum içti. Kurşun kalemini eline aldı. Sayfanın ortasına kocaman bir kalp çizdi. Beğenmedi, suratını astı. Kalbi ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
İnsanlar tek başlarına yaşayamazlar. Sağımızda, solumuzda, üstümüzde, altımızda komşularımız vardır. Komşularımız sadece apartmanda oturan kişiler değil; sitedeki bakkal amca, terzi teyze hatta aynı s...
Yazar: Naciye BEYZA