Şehzade Kanunî
Geleceğin Kanunî’si Şehzade I. Süleyman, 27 Nisan 1495 tarihinde Trabzon’da dünyaya geldi. O esnada babası Yavuz Sultan Selim Trabzon sancak beyi olarak görev yapıyordu, annesi ise Hafsa Hatun’du. Doğduğunda, isminin verilmesi amacıyla Kur'an-ı Kerim rastgele açılmış ve “innehû min Süleyman” ayeti çıkmıştı. Bu manevî işaret hayır ve uğur kabul edilerek şehzadenin adı Süleyman konuldu. Ailesinin tek erkek çocuğu olan Süleyman, çocukluk yıllarını sütkardeşi Yahya Efendi ve kız kardeşleriyle birlikte Trabzon’da geçirdi. Yedi yaşına geldiğinde dedesi Sultan Bayezid’in yanına, devletin başşehri olan İstanbul’a gönderildi.
İstanbul’da Hayreddin Hızır Efendi ve Zeyrekzade Rükneddin Ahmed Efendi gibi devrin önde gelen büyük hocalarından dersler aldı. Ayrıca saray bünyesindeki Enderun Mektebi’nde eğitim görerek tarih, fen, edebiyat ve din dersleri okudu. Özellikle tarih alanına büyük bir ilgi duyan Süleyman; Arapça, Farsça, Tatarca ve Sırpça dillerini öğrendi. Edebiyata ve şiire olan tutkusu sayesinde "Muhibbî" takma adıyla 2779 şiir kaleme alarak divan sahibi meşhur bir şair seviyesine ulaştı.
Osmanlı geleneklerine uyarak kuyumculuk sanatını öğrenmesi uygun görüldü. Başlarda dersleri aksatması ve mesleği önemsememesi üzerine ustası, "Bir daha inat edersen sana bin değnek vuracağım!" diyerek yemin etti. Süleyman durumu annesi Hafsa Hatun’a şikâyet etti. Annesi, saraya çağırdığı ustaya oğlunu bağışlaması için altınlar ikram etti. Usta ise bu altınları erittirip beş yüz ince tel çubuk hâline getirtti. Şehzade yine isteksiz davranıp azar işitince ustası, altın telleri ikişerli tutarak şehzadenin ayak tabanlarına iki kez vurdu. Böylece beş yüz tel üzerinden bin değnek vurma yeminini yerine getirdi. Bu ince dersten sonra işine dört elle sarılan Süleyman, usta bir kuyumcu oldu.
Şehzade Süleyman; kılıç, ok ve mızrak kullanmada ustalaşırken Mangala ve Matrakî oyunlarıyla da savaş stratejileri geliştirdi. 1508 yılından itibaren sırasıyla Şebinkarahisar, Bolu, Kefe ve Manisa’da sancak beyliği yaparak önemli idari ve askeri tecrübeler kazandı. Babasının seferleri sırasında ise İstanbul’da tahta vekillik etti.
Yavuz Sultan Selim’in vefatı üzerine Manisa’ya gönderilen ulak, acı haberi ve tahta davet mektubunu Süleyman'a teslim etti. Babasının tek erkek evladı olduğu için hiçbir taht kavgası yaşamadan 30 Eylül 1520’de, 26 yaşındayken Osmanlı tahtına çıktı. Çorlu’dan getirilen babasının cenazesini İstanbul dışında karşılayarak derin bir saygı ve hürmetle törene katıldı.
İsmail ÇOLAK
Yazar
Günlerdir babasının getireceği yeni ayakkabıların hayalini kuruyordu. Acaba ne renkti yeni ayakkabıları? Bağcıklı mıydı yoksa cırt cırtlı mı? Çizgileri mi vardı yoksa yıldızları mı?Geceleri uyumadan ö...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Batı’da doğan kavmiyetçilik/ırkçılık illeti, en yıkıcı tahribatını Osmanlı Devleti ve İslâm âlemi üzerinde göstermiştir. Ümmetçilik bağıyla asırlar boyunca birbirine kenetlenen Osmanlı merkezli İslâm ...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Anadolu'nun doğusunda, şirin bir evde Zeynep, annesi, babası ve kardeşi Kerem ile birlikte yaşıyordu. Zeynep okuldan geldiğinde çantasını koltuğun üzerine bırakıp odasına koşmayı seviyordu. Kerem ise ...
Yazar: Yusuf ŞAFAK
İnsanlar tek başlarına yaşayamazlar. Sağımızda, solumuzda, üstümüzde, altımızda komşularımız vardır. Komşularımız sadece apartmanda oturan kişiler değil; sitedeki bakkal amca, terzi teyze hatta aynı s...
Yazar: Naciye BEYZA