Bir Bisiklet Meselesi
Her gün camiye gidiyorduk birlikte. Adı Ahmet’ti. Benden iki üç yaş küçüktü, kardeşim gibiydi. Yaz boyunca oyunlar oynamış, gülmüş, yorulmuştuk. Camide Kur’an okuyor, namaz kılıyorduk.
Bir gün geç kalmak üzere olduğum için, camiye bisikletle gideyim dedim. Ahmet de caminin kapısında beni bekliyormuş. Bisikletten indiğimi görünce “Biraz bineyim mi?” diye sordu sessizce. Ben de acele ettiğim için “Boş ver oğlum yürü hadi, geç kaldık zaten. Sen de yarın getir seninkini birlikte bineriz.” deyiverdim.
Ah ki ah! Ne bileyim ben Ahmet’in bisikletinin olmadığını. Ertesi gün nasılsa Ahmet getirecek diye ben de bisikletimi kaptım gittim camiye. Gittim, gitmesine de Ahmet yok ortalıkta. Hocaya sordum acaba biliyor mu diye. O da bilmiyor.
Neyse o gün öyle geçti. Ertesi gün geçti. O hafta geçti. Ahmet yok. Ertesi hafta geçti, Ahmet yine yok.
Koştum hocaya “Hocam bu Ahmet nerede?”
“Oğlum sorma...” dedi hoca suratı asık. “Dün evlerine gittim, sordum. Meğer Ahmet camide birinin bisikletini görmüş. Yıllardır hasretini çektiği bisiklet özlemi yine gelmiş yüreğine oturmuş. Böyle olur bazen hepimize; istediğimiz o anda olmaz, olmayınca da biraz fazla yorar yıpratırız kendimizi. Neyse yavrucak da çok üzülünce evden bir daha çıkmak istememiş. Çıkmam da çıkmam, demiş durmuş.”
Hocayla konuşup hemen fırladım eve. Annemden bayram harçlıklarımı biriktirdiğim kutuyu istedim. Ne yapacağımı sordu. “Sen hep bana dersin ya Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ‘Rabbim ilmimi artır!’ duasını unutma ve kimsenin kalbini kırma diye. İşte tam olarak dediğini yapmaya gidiyorum anneciğim.”
Atladım bisikletime, gittim arka sokaktaki büyük bisiklet mağazasına. Tüm paramı verip gıcır gıcır bir bisiklet seçtim. Satıcı amca bisikletime bakıp “Ooo bisikletini yeniliyorsun herhâlde, çok güzel bir seçim yaptın, al bakalım bu da benden olsun.” diyerek bir korna hediye etti. “Sağ olasın amcacım” deyip dükkândan ayrılacaktım ki, daha önce aklıma gelmeyen soru zihnimde yankılandı: Ben iki bisikleti birden nasıl camiye götürecektim?
O anda kamyonetiyle yoldan geçen dayım kornasıyla beni önce korkuttu sonra güldürdü. “Canım dayım, Hızır gibi yetiştin!” dedim. Olayı hızlıca anlattım ve iki bisikletle birlikte kamyonun arkasına atladım. Camiye ulaştığımızda Ahmet’i sulanmış gözlerle hocanın yanında gördüm. Hiç konuşmadan bisikleti Ahmet’e uzattım.
“Bu, benim mi?” dedi.
“Senin kardeşim.” diyebildim. Boğazım düğümlendi birden. Ahmet bana sarıldı. Ağlamaya başladı.
Ne olduğunu tarif etmek zor. Ahmet bisiklete binerken, gülümserken, gözlerinden akan yaşları silerken sadece izledim. Sonrası, annemin söylediklerinde saklıydı. İlim, Allah’ı bilmekti ve Allah’ı bilmek, insanın kalbini güzelleştiriyordu...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Minik bir kediyim ben. Peki, minik bir kedi olmam insanların neden üzüldüğünü ya da sevindiğini anlamama engel mi sanıyorsunuz?Asla!Aksine insanlara yakın olmam onları daha iyi anlamam için bana müthi...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk soru işaretleriyle dolaşırdı. Bazen sırtında bazen omuzlarında, bazen paçalarında… Hep onlarlaydı. Soru işaretleri durmadan çocuğun kafasını karıştırırlardı.Çocuk bu durumdan şikayetçi değildi. ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk başını yere indirdi. Bahar ayaklarının altındaydı. Eğildi, kokladı baharı. Öyle güzeldi ki…Sonra gözlerini kapattı. Başını yukarıya kaldırdı. Açtı gözlerini. Bahar, gözlerinin uzandığı her yerde...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Gözümü açtığımda penceremden bana bakan minik pembe kanatlı kelebeğimle göz göze geldim. Kelebeğim dediğime bakmayın, elbette onu evde beslemiyorum. Pembe kanatları ve kanatlarının üzerindeki siyah be...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT