Bir Başkadır Ramazan
Ramazan ayı, bir bakıma gösteriş ile samîmiyet arasında sıkışan vicdanların sınav verdiği mühim bir zamandır. Her şeyi gösteriş furyasına kurban ettiğimiz bugünlerde Ramazan, ne kadar "hasbî" olduğumuzu kanıtlayacağımız günleri temsil eder. Bu nâdîde günler, samîmiyetimizi insanlara değil Allah’a ifade etmemiz gereken bir dönemdir. Maalesef günümüzde, bazı insanlara yaranabilme gafletiyle yardımlarımızı gösteriş içinde yapıyor, hatta bazen sadece yapmış gibi görünüyoruz. Oysa yardımlaşma ve merhamet, asla gösterişle bir arada bulunmaz.
Zaman geçtikçe sahip olduğumuz bazı kavramlar döneme göre yorumlanmaya başlanmıştır. Yaşantılarımız zamanla değişmiş, başkalaşmış veya zamana ayak uydurma adı altında bir erozyona uğramıştır. Bizler iyiliğin ve güzelliğin yaygınlaşması gerektiğine inandığımız için bazı konuların iyimser bir noktada ilerlemesi adına gayret ediyoruz. Bilindiği üzere Ramazan ayı her yıl on gün önce gelmektedir ve bizler bu sene Şubat ayının ortasından itibaren Ramazan’ı ihya etmeye başlayacağız.
Ramazan’ın rûhunu anlamak ve o mânevî atmosferi teneffüs etmek için hep birlikte gayret edeceğiz. İnsanın kendisini hizaya çekmesi adına bu zaman dilimleri oldukça kıymetli ve mühimdir. Oruç, insanın Rabb’ine teslim olmasının, O'nun verdiği nimetleri yine O'nun izni dâhilinde kullanmasının bir göstergesi ve bir bakıma nefis terbiyesidir.
Bu süreçte sabır kavramı çok büyük önem taşımaktadır. İnsanın öfkesini kontrol edemeyerek olumsuz sonuçlara yol açması oldukça acı bir durumdur. Bugün cezaevlerinde birçok insan, bir anlık öfkesine yenik düşerek hayatını hebâ ettiği için ağır bir imtihan vermektedir. Bu nedenle öfkeyi basite almamak gerekir. Ramazan ayı; nefsin hizaya gelmesi ve bitmek bilmeyen isteklerimizin durulması açısından elimize geçen nâdîde fırsatlardan biridir.
Bizim medeniyetimizde "bir elin verdiğini diğer elin görmemesi" düsturu esastır; göstere göstere yardım etmek ya da ekranlara yardım ediyormuşuz gibi poz vermek medeniyet anlayışımızda yer almaz. Riyânın en çirkin hâli budur ve bu konuda kendimizi kandırmamalıyız. Birilerine yardım etmek ve lokmamızı paylaşmak tamamen insanî ve vicdanî bir görevdir. Sadece kendimizi düşünerek etrafımızdaki olaylara kayıtsız kalmak insanî değil, bencilce bir yaklaşımdır. Düşenin elinden tutmak ve merhamet göstermek, insan olmanın en temel gereklerindendir.
İbâdet etmek, kul ile Yaratıcı arasındaki ulvî bir durumdur ve kimsenin buna müdâhale etmesi söz konusu olamaz. Allah kulları için zorluk değil, kolaylık ister. Son zamanlarda sağlıklı bireyler arasında oruç tutmama durumu yaygınlaşsa da oruç, insana zorlukların ardındaki rahmeti ve paylaşmanın önemini hatırlatır.
Eskiden Ramazan aylarında, oruç tutmayanlar çekinmesin veya tutanların nefsi çekmesin diye lokanta pencereleri tüllerle kapatılırdı. Oruç tutan kişi nefsine hâkim olabilse de toplumdaki bu karşılıklı saygı ve nezâket çok kıymetliydi. Günümüzde bu nezâket kurallarının zayıflamış olması üzücüdür; zira saygı duymak önemli bir meziyettir.
Yeni neslin oruç tutması; sabrı, yokluğu ve tahammül etmeyi öğrenmesi açısından değerlidir. Bilimsel araştırmalar da yıl boyu çalışan midenin dinlenmesinin sağlık açısından önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Sosyal, sağlık ve dinî açıdan birçok kazanımı olan bu ibâdetin mânevî boyutuyla ihyâsı oldukça mühimdir. Ramazan, sigara içmemenin etkisiyle öfke patlamaları yaşayıp kalp kırma süreci değildir. Aksine, kalplerin naifleştiği ve huzur bulduğu bir süreç olmalıdır.
Eski Ramazanlara özlem duymak yerine; soframızı ve lokmamızı paylaştığımız, dürüstlükten ayrılmadığımız daha güzel Ramazanlara ulaşmak bizim elimizdedir. Çünkü gerçek Ramazan; samîmiyet, doğruluk ve güvendir.
Erol AFŞİN
Yazar
İnsan aç kalmayı özler mi? Bu Ramazan işte öyle acayip bir şey? Günler önceden, “Aç kalma zamanımıza ne kadar kaldı?” diyerek kalan sayıyı hesap ediyoruz. Aç kalacağız diye çoluk çocuk hepimiz mutluyu...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Toplum, fertlerden oluşan bir yığın değil; değerlerle birbirine kenetlenmiş bir organizmadır. Bu organizmanın çekirdeği, kalbi ve rûhu ise ailedir. Bir milletin geleceğine dair öngörüde bulunmak istey...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ
yüzyılın sonlarına doğru Sultan III. Selim’in emriyle inşâ edilen Yıldız Sarayı, bilhassa Sultan II. Abdülhamid ve Sultan Vahdeddin’in saltanatları döneminde ana saray olarak kullanılmış ve pek çok mü...
Yazar: İsmail ÇOLAK
“Meselâ, sosyal medya üzerinden hayatını kazanmaya çalışanların bazıları hep daha fazlasını kazanma hırsı ile farklı yerlere yönelebiliyorlar. Bunun da kontrolünün olması, yeni yetişen ne...
Yazar: Erol AFŞİN