Gençlik Nereye Gidiyor?
Hayat sürekli ilerleyen, gelişen ve değişen bir yolda ilerlemeye devam ediyor. Aslında dünya hayatında bir düzen var. Mevsimler var, gece ile gündüz var ve bunun da sonuçları var. Gece ile gündüzün neticesinde günler geçiyor; aylar, yıllar birbirini deviriyor. Yine bunun sonucunda mevsimler değişiyor. Dünya kabuğunu döküyor ve yeniden diriliyor âdeta. Ve bunu Allah’ın izni ile her yıl yeniliyor. Buradaki muhteşem dengeyi bazen ıskalıyoruz, görmüyoruz ya da ferâset nazarı ile bakmıyoruz.
Dünyanın bir düzeni varken içinde bulunan canlılar da hâliyle boş durmuyor, kendisine akıl bahşedilmiş olan insan, bu aklını her şekilde kullanıyor; iyi neticeler de çıkıyor kötü de… Zaten insanlığın varoluşundan bu yana iyi ile kötünün mücâdelesi süregelmedi mi? Yine bu dünyanın yaratılışının bir meyvesi olarak iyi ve kötünün savaşı kıyamete kadar devam edecek. Olayları anlamak, dünyayı anlamak, içinde bulunduğumuz coğrafyayı anlamak ve nihayetinde oturduğumuz mahalleyi anlamak için biraz etrafımıza bakmamız gerekiyor. Zihnimizin sürekli gereksiz bir şeylerle meşgul edilip, robotlaşan ruhsuz bireyler hâline gelmemize bir dur deme zamanı çoktan geldi geçti. Merhametin, şefkatin lügatler arasında can çekiştiğini görmek kalbimizi daraltıyor. Neden bu kadar acımasız bir dünyaya doğru gidiyoruz diye kendimizi sorguluyoruz. Ama başkaları sorgulamıyor sanırım. Kötü dediğimiz insanların kalpleri o kadar taşlaşmış ki hiçbir şey umurlarında değil. Bencilliğin had safhaya ulaştığı, dünya yansa umurlarında olmayacak birçok kötü insan var. Sadece kendileri önemli bu hayatta, gerisinin ne olduğu kendilerini pek ilgilendirmiyor.
Bu tipler zaten bu satırları okumaz, kendini geliştirmekle ilgili bir endişeleri yok çünkü. Bir kitap alıp okumak; insanlara, kendine nasıl faydalı olurum gibi bir dertleri yok. Derdi olan insan kendini geliştirir. Okur, gelişir, değişir, hayata olumlu anlamda katkılar sunar. Derdi olmayan insan kendi kendine yaşar, kural tanımaz ve etrafına zarar vermeye başlar bir süre sonra. Toplum içinde bildiğiniz gibi film ve diziler mevcut. Bu eserlerin kimileri çok güzel iken kimileri ise topluma yanlış mesajlar veriyor. Bunlara nasıl izin veriliyor bilmiyorum ancak henüz gelişim çağındaki gençler bu filmlerin etkisine çok kolay bir şekilde girebiliyor. Filmlerdeki zengin ve şaşaalı hayatlar bir anda hayallerini süsleyebiliyor gençlerin. Ve bulunduğu ortamı eleştirmeye başlıyor. Nereden geldiği belli olmayan bu zenginliği bir anda kendileri de istiyor. Oysa filmlerdeki zenginliklerin birçoğu alın teri ile bir emek vererek elde edilen zenginlik değil. Emek verilmeyen hiçbir şey insana fayda sağlamaz.
Filmlere bakıyorsunuz zengin hayatlar bir anda gençleri ablukaya alıyor ve bakıyorsunuz mafya tarzında tipler çıkıyor ortaya. Kızlarda bakıyorsunuz, anne ve babasını eleştirmeye başlamalar, kendini olduğu yere lâyık görmeyenler ve aşırı özenti sonucunda dik başlı bireyler artmaya başlıyor. Hayatın bu kadar basit olmadığını anlatmakta da güçlük çekiyoruz bu defa. Etrafta zihni dağıtan o kadar çok etken var ki doğruya erişmelerinin önünde ciddi mesafeler var gibi. Film ve dizilerin anlamsız yönlendirmeleri bir yana, arkadaş çevresinin yanlış seçilmesi sonucu onların yönlendirmeleri bir yana, sosyal medyanın varlığı da eklenince ortaya aşılması güç duvarlar çıkıyor. Zincirler o kadar kopuk ki nereden birleştirmeye başlanacağı da karışmış durumda. Aslında durum belli ama ciddi bir ailevî erozyona maruz kalmış durumdayız. Aile kavramının da tam anlamıyla korunması ve güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü her şeyin başı aile. İstisnalar kâideyi bozmaz, ailede de sıkıntılar olabilir ancak nazımızın geçtiği bizi hayatta yalnız bırakmayan yegâne insanî varlık aile. Dolayısıyla aile kavramının ihmal edilmemesi gerekiyor.
Özentinin kontrolsüz bir şekilde ilerlemesi bizi uçurumun kenarına sürükler. Uçurumun kenarından dönmek zordur, o yüzden uçurumun kenarına götüren sebeplerin bertaraf edilerek gençlerin yolunu açmamız lâzım. Kimin üstüne ne görev düşüyorsa bunu erinmeden yapması şart. Yoksa maazallah bir gün bu ateş her yeri yakar.
Erol AFŞİN
Yazar
Hayâlî Bey 16. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olup Zâtî ile Bâkî arasında gelen şairlerin en büyüklerindendir. Dîvân’ı yeni harflerle Ali Nihat Tarlan tarafından yayımlanmış olup Cemal Kurnaz tarafı...
Yazar: Mahmut KAPLAN
SOMUNCU BABA KÜLLİYESİ’NE HİZMET EDEN BİR GÜZEL İNSAN: YÜKSEK MİMAR-MÜHENDİS ŞERİF ALİ AKKURTDarende Şeyh Hamid-i Velî Camii ve Külliyesi mimarî yapısıyla gören herkesin ilgi odağı olmaktadır. 14. yy...
Yazar: Musa TEKTAŞ
“Kötü giden bir hayat içerisinde ya da istemediği şekilde devam eden hayatının ilerde nasıl olacağını merak etmek bazen insanî gibi durabilir. Ama bugün adına fal dediğimiz ya da başka isimlendirmeler...
Yazar: Erol AFŞİN
“Büyük o kimsedir ki, değil bir insanın, bir kuşcağızın zararına bile sebebiyet vermez. Öyle bir bulut gölgesi gibi yürür ki, bir karıncanın bile gönlünü incitmez.” Es-Seyyid Osman ...
Yazar: Vedat Ali TOK