Başarı Öğretmene Güzel Bir Soru Sormaktan Geçer
“Hocam, ilkokula giden bir kızım var. Sürekli sorular soruyor. Aklına takılan ne varsa soruyor. Cinsiyetle ilgili, yaratıcı ile ilgili, günlük yaşamla ilgili, gelecekle ilgi…
Soru sormasından değil de çok soru sormasından rahatsızım. Bazen bana göre saçma sapan bazen de cevap veremeyeceğim sorular soruyor ki bunalıyorum ve yeter diyorum…
Bu çocuğun sürekli sorması normal mi? Sorduğu soruların cevaplarını bilmediğimiz zaman nasıl bir cevap vermeliyiz? Bu konuda çocuklara yaklaşımımız nasıl olmalıdır?”
***
Vernon adında Amerikalı bir fizyoloji profesörü Nobel ödülü almış. Öğrencilerden biri, ödülden sonraki ilk derste, hocaya şu soruyu sormuş: “Fizyoloji alanında bu ülkede üç binin üzerinde bilim adamı var. Bu kadar bilim adamının arasında bu ödüle niçin siz layık görüldünüz? Sizi diğer bilim adamlarından ayıran özellik ne?”
Profesör, yüzünde bir gülümsemeyle şu cevabı vermiş: “Hepsini anneme borçluyum. Diğer çocukların anneleri, onlar okuldan dönünce ‘Söyle bakalım, öğretmenin sorularına iyi cevap verebildin mi?’ derken benim annem, ‘Vernon, bugün öğretmene iyi bir soru sordun mu?’ derdi. Ben niçin Nobel ödülü aldım? Beni diğerlerinden ayıran özellik ne? Bunu soruyorsunuz, değil mi? Beni diğerlerinden ayıran özellik, benim diğerlerinin sormadığı soruları sormam ve sormaya devam etmemdir!” (Doğan Cüceloğlu, Savasçı, s.195)
Vernon’un annesi okuldan gelen çocuğuna bu şekilde soru sorarken peki biz okuldan gelen çocuğumuza ne soruyoruz? Aramızdaki fark ne? Sorunun cevabını düşünmeniz üzere size bırakıyorum.
***
İnsanoğlunun öğrenmesi doğumla başlamakta ve ölümle bitmektedir. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.” hadisiyle daha iyi anlamaktayız.
Rabb’imiz tarafından, “Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verildi.” diye hitap edilen insanoğlu, öğrendiklerini de merak ile öğrenmektedir. Merak edilmeyen hiçbir şey öğrenilememektir. “Merak ilmin hocasıdır.” der atalarımız. İnsanlardaki merak duygusu olmasaydı bugün teknoloji çağını değil de ilk çağları yaşardık gibime geliyordu.
Gelelim soruya; bu yaşlardaki çocukların yaradılışları gereği öğrenme amaçlı soru sormaları gayet normaldir. Çünkü bu, zihinsel gelişimlerinin bir gereğidir.
Çocuklar, ana kucağında iken nesneleri ağzına alarak ve etrafı gözlemleyerek tanımaya çalışırken konuşmaya başladıktan sonra da soru sorarak öğrenmektedirler. Özellikle 3-4 yaşlarında çocukların merak duygusuna bağlı olarak soruları da artar. Merak duygusu, okul öncesi dönemde olduğu kadar olmasa da insanda ölünceye kadar devam eden bir süreçtir.
Çocuklar, özellikle 3-7 yaşları arasında zihinsel gelişimlerinin gereği somut zekâ evresinde, öğrenme adına her konuda sorular sorabilmektedirler. Anne-babalar, çocukların günlük hayatla ilgili sordukları sorulara cevap verebiliyorken özellikle yaratılış ve yaratıcı hakkındaki sorulara genelde cevap verememektedirler.
Çocuklar, fıtratları gereği yaratıcıyı tanımak adına Allahu Teâlâ hakkında bilgi edinmek için de sorular sorabilmektedir: “Beni kim yarattı? Allahu Teâlâ nerede kalıyor? O’nun evi nerede? Allahu Teâlâ’nın boyu ne kadar? Allahu Teâlâ büyükse eve sığar mı? Allahu Teâlâ yemek yer mi, su içer mi? Allahu Teâlâ uyur mu? Allahu Teâlâ’nın anne babası kim? O’nun çocukları var mı? Allahu Teâlâ’nın arkadaşları var mı? O, oyun oynar mı? O bizi görüyorsa biz O’nu niçin göremiyoruz? Allahu Teâlâ’yı büyüyünce görebilecek miyiz?” gibi... Bunun yanında; “Ben annemin karnına nasıl girdim? Beni annemin karnına kim kattı? Annemin karnında ne yiyip içtim? Ben nasıl doğdum? Annemin karnından beni kim çıkardı? Beni leylekler mi getirdi? Kardeşim neden benim gibi değil? O neden erkek ya da kız?” gibi…
Bugün birçok anne-baba, çocukların yaratılış ve yaratıcı hakkındaki sorularına uygun cevaplar veremedikleri gibi çocukların sorularını da uygunsuz buldukları için “Ayıp ayıp, sus sus!” gibi tepkiler verebilmektedirler. Bu da çocukların soru sorma isteklerini bastırmalarına neden olmaktadır. Bazı anne-babalar ise çocukların sorularına, baştan savma ya da yalan yanlış cevaplar vermektedirler. Bu da ileride çocukların inanç boyutunda sıkıntı yaşamalarına neden olabileceği gibi merak duygusunun yanı sıra soru sorma isteklerini de kaybetmelerine neden olabilmektedir.
Çocukların aykırı sorularına; “Allah çarpar, Allah taş yapar, Allah cehenneminde yakar!..” gibi cümleler kurulmamalıdır. Çünkü çocuklar, ergenliğe girinceye kadar dinî vecibelerden sorumlu olmadıkları için sordukları aykırı sorulara da günah yazılmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, buluğa erinceye kadar çocuktan ve aklı başına gelinceye kadar akli dengesini kaybedenden.” buyurmuşlardır.
Çocukların Sorularına Nasıl Yaklaşılmalı?
Çocukların sorularına verilecek cevaplar, onun kişilik gelişimi açısından oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar kendisini yaratanı tanımak ve O’nunla ilgili meraklarını gidermek için sorular sormaktadırlar. Bunun yanında çocuklar, okul döneminde daha çok öğrenme amaçlı sorular sormaktadır. Anne-babalar, bu durumda çocukları susturmak yerine onları bilgilendirmeli ve akıllarındaki soruları rahatça sormalarına fırsat vermelidirler.
Çocukların sorularına cevap verilirken öncelikle cevaplar konusunda samimi olunmalıdır. Çünkü çocuklar, anne-babadan edindikleri bilgilere göre hayatlarına yön vereceklerdir. Eğer anne-babalar, çocukların sorularını cevaplamayacak durumdalarsa bunu içtenlikle çocuğa söylemelidirler. Anne babalar bunu gurur meselesi yapmamalı ve “Bak, bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum, birlikte araştıralım.” diyerek hem çocuklara yanlış bilgi vermeme hem doğru cevabı araştırma hem de öğrenme amaçlı soru sorması için zihninde kapı aralamaları gerekir.
Allah Rasûlü (s.a.v.): “Herkese derecesine göre davranınız.”, “İnsanlara anlayabilecekleri seviyede konuşunuz.” buyurmuşlardır. Çocukların sorularına cevap verirken zekâları ve seviyeleri de dikkate alınmalıdır. Soyut zekâsı gelişmemiş çocuklara, mümkün mertebe somut örneklerle açıklama yapılmalıdır. Çocukların sordukları sorulara seviyelerine göre kısa ve öz cevaplar verilmelidir. Cevaplar soruyu aşmamalı, uzun ve teferruatlı açıklamalardan kaçınılmalıdır.
Çocukların Merak Duyguları için…
İmam-ı Şafii Hazretleri anne babalara, çocukların merak duygularına uygun model olabilmeleri için ilmi nasıl bir istekle öğrenmeleri gerektiğini kendinden örnekler vererek şu şekilde açıklamaktadır:
“Bir adam para kazanmak için ne kadar istek duyarsa ben de ilim öğrenmek ve elde etmek için öyle istek duyarım.
Yavrusunu kaybeden anne yavrusunu bulunca nasıl sevinirse ben de aradığım bir konunun cevabını bulunca öyle sevinirim.
İlim öğrenilen değil, yaşanandır. Yaşanmayan ilim geçmeyen para gibidir. Sahibine gerçekten faydası olamaz.”
Sonuç olarak;
Çocukların soru sormaları anne-babaları tarafından da desteklenirse çocukların zihinlerinde öğrenme merakı devam edecektir. Bu çocuklar; derste soru sormaktan, dersi dinlemekten, derse katılmaktan, derse çalışmaktan, kitap okumaktan, hayatı sorgulamaktan zevk alacaktır. Bu da çocukların okulda olduğu kadar sosyal hayatta da başarısını artıracaktır.
Çocukların merak duygularına bağlı olarak sordukları sorulara uygun cevap vermek yerine onlara olumsuz bir tepki verilirse çocukların bilinçaltında öğrenme merakı kaybolacaktır. Bu çocuklar; okulda soru sormayan, dersi dinlemeyen, derse çalışmayan, kitaplarla haşır neşir olmayan başarısız bir öğrenci hatta hayattan zevk almayan bir kişi olacaktır. Bu çocuklar okulda olduğu gibi sosyal hayatta da monoton bir yaşam sürecektir. Başka bir ifadeyle öğrenilmiş çaresizlik içinde hayatlarını devam ettireceklerdir.
M. Emin KARABACAK
Yazar
Konuşmanın devamını tahmin etmişsinizdir. Ne anne “Keyfin bilir.” demiştir ne de çocuk okula gitmemezlik etmiştir. Çünkü günümüz çocukları -se, -sa’larla büyüdükleri için, isteklerini de -se, -sa’larl...
Yazar: M. Emin KARABACAK
“Bayburt; Karadeniz’in yeşil örtüsüyle Doğu Anadolu’nun köklü geçmişini harmanlayan, her adımda farklı bir hikâye sunan gizli bir hazine. Bayburt, asırlara dayanan tarihi dokusu ve doğal güzellikleri ...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Bir Baba Olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)Bir gün Hz. Câbir (r.a.) Peygamber Efendimizi (s.a.v.) ziyarete gitti. İçeri girdiğinde şaşırıp kaldı! Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dizleri ve elleri yerde...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Okulların her yaz tatiline girişinde çocukların kendi aralarında ders çalışma planı yaptıklarını gördükçe kendi öğrencilik yıllarım aklıma gelir. Bizler de her öğrenci gibi öğrencilik yıllarımızda tat...
Yazar: M. Emin KARABACAK