Bâbıâli’de Bir İstanbul Beyefendisi
Gürbüz Azak, Bâbıâli’nin usta ressamlarından, basınımızın gönül adamlarındandır. Yıllar önce üstâd Necip Fazıl Kısakürek ile Büyük Doğu’da çalıştı. Matbûatta birçok gazeteci ile dostluğu ve muhabbeti vardır. Kıvrak kaleme, çarpıcı fırçaya sahiptir. Resmi nefis, Türkçesi mükemmeldir. Hele hatıraları zevkle okunur ve bu metinlerden istifade edilir. Hem Denizli efesi hem de İstanbul beyefendisidir. Uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Neredeyse yarım yüzyıl boyunca ilim, sanat, edebiyat, kültür ve medeniyet odaklı yazılarıyla hepimizi yetiştirdi, katkıda bulundu. Merhum şair Ayhan İnal, “Gürbüz Azak” dörtlüğünde onun portresini özlü biçimde şöyle ortaya koymuştu: “En güçlü kalemi mensur şiir’in/Nezaketi sonsuz, şefkati derin./Ressam yazar Gürbüz Azak üstadım/Güvenilir dostu kara günlerin.”
Güzel Bir Hayat
Gürbüz Azak, 5 Temmuz 1938 tarihinde Denizli Acıpayam’da doğdu. Denizli Lisesi ve İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki öğrenimi sırasında değerli hocalardan ders aldı. Gazeteciliğe, 1961 yılında Hür Vatan gazetesinde ressam ve grafiker olarak başladı. Daha sonra birçok gazetede değişik görevlerde bulundu, köşe yazarı oldu. Bâbıâli’de pek çok gazeteci, yazar ve sanatçıyla tanıştı, çalıştı. Yazıları muhtelif dergilerde yayımlandı ve ilgiyle okundu, çeşitli ödüller aldı. Gürbüz Azak, Türkiye gazetesinde yaklaşık 20 yıl boyunca köşe yazarı olarak okuyucularına hitap etti. Ondan önce başka gazetelerde Nedim Gürbüz imzasıyla köşe yazarlığı yaptı.
O geleneğe yaslanır, inanca bağlanır, örfe saygılıdır. “Seçtiğiniz işte iyi olabilmek için ona inançla sarılmanız, uğrunda yorgunluk ve kahır çekmeniz, yemek yemeyi ve uyumayı unutmanız lâzım.” der. Dokuz yaşındayken güzel bir daktilo ve odalar dolusu kitap hayal etmiş. Bu hayaline de kavuşmuş. Önce sadece dünya klâsiklerini okumuş, ama eksiği hemen fark etmiş: “Hep yabancıları okuduğum için baktım terazinin bir kefesi aksıyor. Onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırken fark ettim ki kendimi yeniden bezemem gerekiyor. Bizim yol göstericilerin yol göstericilerini öğrenmek istedim. Veli ve üstatlarımızı okumaya başladım. Bu istikamet benim olgunlaşmamı ve örfün istediği aydın olmamı sağladı.”
Mânevî önderlerin hayatını öğrenirken Osmanlı’nın farkına vardığını anlatan Gürbüz Azak, “Osmanlı dev bir medeniyet. Osmanlı kendi öz medeniyetini kurarken din, estetik ve teknik üzerine inşâ etmiş. Osmanlı’nın şâheser mühürleri, mezar taşlarımız, geniş çatılı çeşmelerimiz, mescitlerimiz birer estetik âbidesidir. Osmanlı’yı anlayamamış bir kimse Türkiye coğrafyasında barınan bizleri anlayamaz.” diyerek bu estetik anlayışın yalnızca diriler değil, ölüler üzerinde de hâkim olduğunu ifade ediyor.
Onun ismi bize Bâbıâli’yi, edebiyatımızı, resim sanatını, denemenin hasını hatırlatır. Yetiştirdiği yüzlerce yazar, ressam vardır. Hikâyeci, romancı, deneme ustası, şair ya da Babıâli’nin gelmiş geçmiş en iyi ressamlarından, çizerlerindendir. Örnek bir aydındır. Sanatın ve edebiyatın çeşitli alanlarında, bize kültür derinliğimizi hatırlatan, bileği ve yüreği sağlam, inançlı ve kararlı bir insandır. Türkçeyi en zarif, ahenkli ve muhteşem hâliyle kullanabilen müstesna bir şahsiyettir. Hayatı boyunca güçlü edebî metinlere imza attı. İnce, naif, hoş yazılar kaleme aldı. Yazıları hacim olarak küçük, ama ufukları geniş, yerli ve millîdir. Birçok sadık okuyucusunun arşivinde, kütüphanesinde, cüzdanında kesilip saklanmış kıymetli yazısı vardır.
“Eski Bâbıâli’nin bir terbiyesi vardı. Usta çırak münasebeti yaşardı. Büyüklerimizi görür, onlardan istifade etmeye çalışırdık. Onlar da bize yol yordam gösterirdi.” diye başlar, basın dünyasından nefis hatıralar anlatır.
“Bizim insanımız irfan yüklüydü. İlim yetmiyor, irfanı da eklemek lâzım. İrfandan mahrumsanız hadiseleri çözemiyorsunuz.” diyen Azak, çocukluk ve basın hatıralarını hiçbir zaman unutamıyor: “1950’den evvel Kur’ân okumak ve bulundurmak yasaktı. 6 yaşlarındayken komşumuz Sultan Teyze Kur’ân-ı Kerim okurdu. Okumaya başlamadan evvel bana, ‘Jandarma gelirse Kesikbaş Hikâyesi okuyoruz de.’ diye tembih ederdi. Necip Fazıl merhum bir gün bana, ‘Senin şu yönünü beğeniyorum; sen söylenmeyeni anlayan adamsın!’ demişti. Mehmet Emin Alpkan bir gazete veya dergi çıkarılacağı zaman, ‘Delisini buldunuz mu?’ diye sorardı. Gazeteci delişmen olacak. Her şeyi gören, duyan, hisseden olacak.”
İstifadeli Eserleri
Gürbüz Azak’ın bütün kitapları kıymetlidir. Zevkle, istifadeyle okunur. Dolayısıyla okuyucuda bir tiryakilik oluşturur. Ben rahatlıkla diyebilirim ki tamamını satır satır okumuş ve bu zengin, kutlu kütüphaneden faydalanmışımdır. Yazarımızın hedef tayin eden, yol gösteren, kılavuz eserlerinin isimleri şöyledir:
Dostlara Mektup, Anadolu Cayır Cayır (Osmanlı’da Darbeler İhanetler İsyanlar), Reis Ne Almış, Kaybolan Kuyruk, 3.000 Türk Motifi, Atlar Hazır mı?, Sizi Biri Arıyor, Güzel İnsanlar, Dünyayı Ölüler Yönetir, Meşhurları İlk Görüşüm, Gazeteci Milleti, Babıali’den Geçen Adam, 48-49-50 (Deli Yusuf), Ben Adnan Menderes (Yani Astığınız Adam), Deli Balta (çizgi roman, 4 kitap), Ülkeyi Kurcalayan Yazılar, İnsanı Kurcalayan Yazılar, Hayatı Kurcalayan Yazılar, Ressam İbrahim Çallı, Patavatsızlar Beyefendiler ve Düşünürler Gözüyle Kadın, Delinin Biri Aranıyor, 20. Yüzyıl Türkiye’sinin Hüzün ve Dehşet Tarihi, Tatar, Meryem’in Atları, Bir Yazar Bir Ömür, Bütün Sırlarıyla Türkler, Divanyolu yazıları; Bir Kitap…
Hak Edilen Ödüller
Basın ve yayın dünyamızın mümtaz siması Gürbüz Azak’ın kıymeti camiamızda bilinir. Ona hürmet edilir, saygıda kusur edilmez. Okuyucunun alâkası zaten eskiden beri çoktur. Kendisine ve eserlerine bugüne kadar pek çok mükâfat verilmiştir. Onlar da sırasıyla şöyledir:
1985 Yılın Ressamı (İnanç Sanat Dergisi), 1991 Basında Üstün Hizmet Armağanı (DENBİR Vakfı), 1994 Yılın Yazarı (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti), 1994 Özel Başarı Ödülü (Babıali Ressamları Derneği), 1998 Mevlâna Büyük Ödülü (KOMBASSAN Vakfı), 2010 Yılın Romancısı Ödülü (ESKADER), 2012 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti), 2012 Babıali’de 50. Altın Yıl Ödülü (İstanbul Gazeteciler Derneği), Divanyolu Ödülleri 2018 / 50 Sayı Özel Ödül (Divanyolu Dergisi), Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri 2021 Edebiyat Ödülü.
Yeni Eseri: Bir Adam
Bâbıâli, irfanımızın meşheri, kültürümüzün merkezi, fikir hayatımızın vazgeçilmez kalesidir. Bu kendine özgü yapıya sahip olan mahalle, bir semt olmanın ötesinde bir mekteptir, medresedir, okuldur, akademidir. Hepimiz az çok bu üniversitenin önünden geçtik, sınıflarında tutunmaya çalıştık. Süheyl Ünver Edirne için söylemiştir ama Cağaloğlu için de tekrarlayabiliriz: “Ömür biter Bâbıâli bitmez!”
1978’de tarihî semte geldiğimde ilk merak edip ziyaret ettiğim büyüklerim arasında Gürbüz Azak da vardı. Uzun boya, heybetli bir duruşa sahipti. Ama zarâfeti ve yumuşak konuşma üslûbuyla, hepimizi rahatlatıyordu. Tafsilatlı hikâyedir, kısasını söyleyeyim: 1985’te Türkiye gazetesine röportaj yapmaya başladığımda bana rehber olan listeyi ondan almıştım. O hepimizin hocası, muallimi, ustası, ağabeyidir.
Bugün Bâbıâli’nin kenarından geçip de Gürbüz Azak Ocağı’na yolu düşmeyen ressam, hattat, şair, yazar, gazeteci, yayıncı yok denecek kadar azdır. Mevlânâ gönüllü, Yûnus yüreklidir. Ötelemeyen, dışlamayan, aksine kucaklayan, birleştiren ve doğru istikamet gösteren bir kutlu mihmandardır Gürbüz Ağabey. Birlikte çalıştığımız gazetelerin eski yıllarını hatırlıyorum. Odası, en çok ziyaret edilen güzel bir mekândı.
Gürbüz Azak Mektebi’nden hakkıyla ve en iyi derece ile mezun olan güzide talebesi Muammer Erkul’dur. İstanbul’daki en eski dostum, arkadaşım, kardeşim Muammer, bir ara Divanyolu adında çok güzel bir kültür, sanat ve fikir dergisi çıkardı. Mecmuanın Osmanlı kokan ismi, zengin muhtevası, güçlü kadrosu vardı. Dergide ilk okuduğum yazılar Gürbüz Abi’nindi. Türkiye gazetesinde de öyleydi. Gazete alınır, birinci sayfa geçilir ve ikinci sayfanın sağ köşesine bakılırdı: İşte o “Vitrin”.
Muammer kardeşim çok hayırlı bir çalışmaya daha imza attı ve Gürbüz Azak’ın Divanyolu dergisinde neşrettiği yazılarını Bir Kitap adıyla yayımladı. Divanyolu Yayınları’ndan çıkarılan ve kültür hayatımıza kazandırılan bu nefis eserin kapağında Gürbüz Abi’nin özel bir portresi var. Muammer Erkul çok titiz. Ama bu kitabın kapağına bambaşka bir ihtimam göstermiştir, bundan eminim. Zîrâ Bâbıâli’deki yayınevlerine 3 bin kitap kapağı yapan büyük bir ustanın eseridir bu.
İlk başta kitap ismi yadırganabilir. Ne demek Bir Kitap? Burada da bir vefa/kadirbilirlik hissi görüyoruz. Zira yazıların tamamı “Bir”le başlıyor: “Bir Doktor”, “Bir Polis”, “Bir Çiçek”, “Bir Pehlivan”, “Bir Kiracı”, “Bir Ağıt”, “Bir Ressam”, “Bir Destan”, “Bir Seyyah”, “Bir Cümle”, “Bir Zamanlar”, “Bir İstanbul”, “Bir Çılgın”, Bir Köy”, “Bir Dua”, Bir Diş”, “Bir Sevgi”, “Bir Cinayet”, “Bir Yara”, “Bir Ölü “…
Muammer Bey, “Önsöz”de hocasıyla unutulmaz tanışmasının hikâyesini anlatıyor: “Ben küçücük çocukken kocaman bir adamla tanışmıştım. Cağaloğlu’nda, Gazeteciler Cemiyeti’nden Ayasofya’ya doğru uzayan cadde üzerindeki binanın merdivenlerini tırmandık. O zaman binalar dört-beş katlıydı ve sözünü ettiğim yazı işleri salonu üst kattaydı.”
Erkul, bizi yetmişli senelere götürüyor ve ustayla ilk tanışmanın ilgi çekici hikâyesini anlatıyor. Sevimli, heyecanlı hatıralar demeti… Gürbüz Azak’a küçük Muammer’in verdiği ilk yazılar ve akıbeti… O günden bugüne geliş ve nihai hüküm: “Şu küçük çocuk bu koca adamın kitabının önsözünü yazacak, deselerdi kim inanırdı?” Buna ben de şunu ilave edeyim: “Kim derdi ki, o sevimli Paşabahçeli çocuk, bu koca ressamın ve yazarın yayıncısı olacak, Divanyolu’nda 60 ay boyunca yazılarını yayımlayacak?”
Şiirli ve renkli üslûbuyla bir çırpıda okunuveren bir kitap var elimizde. Yazarımızın bütün eserleri zaten öyle değil mi? Sıcakların bastırdığı şu terli yaz günlerinde içimizi serinletecek bir eserdir Bir Kitap. Bâbıâli’nin, İstanbul’un ve dahi Türkiye’mizin “Beyefendisi” bir büyüğümüzün dilinden dökülmüş enfes metinler bir araya getirilmiş. Okumamız gerekiyor. Gürbüz Ağabey’e sıhhatli ve bereketli bir ömür diliyorum. Muammer Erkul kardeşime binlerce teşekkür… Divanyolu’nda Yavuz Bahadıroğlu’nun da yazıları vardı. Haydi Muammer! Onları da bekliyoruz. Senin ve Divanyolu’nun yolu açık ve aydınlık olsun. Yazımızı, büyük sanatkârımız Gürbüz Azak’ın gönüllerde taht kuran mensûrelerinden biriyle taçlandıralım:
“Nazmi Bey akasya gölgelerinde dinlene dinlene eriyordu. Limonlu yumurtalı ilâçları yapıp duruyorduk. 1950’ye yaklaşıyorken Nazmi Bey’in vâdesi doldu. Gene bir cumartesi imtihan için üst kata çıkıyorum. Nazmi Bey yataktan kalkmak istiyor, kalkamıyor. Yüzü kireç gibi. Eliyle zar zor duvarları gösteriyor. Kesik kesik soluyor: ‘Onları oku. Bırak, yılanları başkaları öldürsün. Onu sen… ‘Yeni aldığı bir şiir kitabı başucunda. ‘Şiirsiz kalma yavrum.’ diyor. Başka da bir şey diyemiyor. Nazmi Bey gözlerimin önünde eriyor, ertesi gün de son nefesini veriyor. Mezarlığa giderken en öndeyim. Tepemizde sığırcıklar. Elimde bir testi su var. Nazmi Bey için yepyeni bir testi almış, en sevdiği Çukurçeşme suyundan doldurmuştum. Defnediyoruz. Son duâlar bitiyor. Kasabalı mezarlıktan ayrılıyor. Bir testi, bir Nazmi Bey, bir ben kalıyoruz. Mezarını bir güzel suluyorum, gözlerimde yaş. Sığırcıklar saçlarıma değer gibi gidip geliyorlar.”
Aziz büyüğümüz Gürbüz Azak Beyefendi’ye, ailesine ve bütün sevdiklerine sağlıklı, bereketli, huzurlu ve hayırlı ömür diliyorum. Yeni nesillerin bu kıymettar aydınımızdan eserlerini okumak sûretiyle çok istifade edeceğini düşünüyorum. Gürbüz Azak’ın eserinin olmadığı kütüphane eksiktir. Dolayısıyla varsa eksiğimiz kapatalım inşallah. Yaşayan değerlerimize sahip çıkan, onlara sayfalarını açan Somuncu Baba dergimize de müteşekkirim. Ömrü bereketli olsun.
Mehmet Nuri YARDIM
Yazar
Kâinatla yüz yüze gelen insan, gördüğü hârikulâde nizam, intizam ve sanat karşısında hayretle ürpermiş, bu mükemmellik karşısında dudaklarından manzûm sevinç ve hikmet ifadeleri dökülmüştür. Aslında...
Yazar: Mahmut KAPLAN
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilen Hicr Sûresi 72. âyetin tefsirinde müfessirler ömür kelimesini; hayat, yaşam ve dünyada kalma süresi şeklinde yorumlamışlardır. Ömre yemin etmek Arapların ...
Yazar: Hamit DEMİR
Şair ve yazarların eserlerinden seçilen metinlerin toplandığı antolojiler, sanatı ve bilhassa edebiyatı sevdirmede ve edebî zevkin yükselmesinde büyük bir önem taşıyor.Eski adı ‘güldeste’ olan antoloj...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
Bir ara kıymetli bir tarihçimiz şu mealde bir cümle kurmuştu: “Osmanlı, biraz da vakıflar sayesinde 634 yıl ayakta durabildi.” Bu sözü duyduğumda vakıf...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM