Atomu Müslümanlar mı Buldu?
Atomun parçalanabildiğinin ispatlanması ve bunun büyük bir enerjiye dönüştürülmesi, bilindiği üzere Batı dünyasında gerçekleşti. Bunun şer güçler tarafından keşfedilmesi ve kullanılmasının, insanlık adına onulmaz ve onarılmaz felâketlere yol açtığı da herkesin malûmudur.
“Bu güç Müslümanların elinde ve kontrolünde bulunsaydı ne olurdu veya ne değişirdi?” sorusu ise, ayrı bir münâzara bahsidir ve bu yazının konusu değildir. Biz mevzuya farklı bir yönden yaklaşacak ve ezberleri bozacak şu soruyu yönelterek bir açılım kazandırmaya çalışacağız:
721-815 yılları arasında yaşamış kimya ilminin kurucusu meşhur İslâm âlimi Câbir ibn Hayyân ile 1260-1350 arasında yaşamış ilk Osmanlı müderrisi Davûd-i Kayserî’nin; John Dalton (1766-1844), Wilhelm Ostwald (1853-1932), Otto Hahn (1879-1968), Enrico Fermi (1901-1954) ve nihayet Albert Einstein’den (1879-1955) asırlar önce “enerji” ve “atom” ile ilgili araştırmalar yapıp tezler geliştirdiklerini biliyor muydunuz? Buradan hareketle acaba “Atomu Müslümanlar buldu” diyebilir miyiz?
Demokritos’un Geliştirdiği İlk Görüşler
Antik Yunan filozoflarından Demokritos (M.Ö. 460-370), “Atom veya bölünmeyen öz” teorisi ile ünlenmiştir. (Bazı kaynaklar Empedokles ve Anaksagoras’ı da atomcular sınıflandırmasının içine sokmaktadır.) Democritus, atomların şekilleri ve bağlanabilirliği üzerine ilk görüşleri ortaya atmıştır. Ona göre, evren atomlar denen gözle görülemeyecek kadar küçük temel unsurlardan meydana gelmiştir. Bu unsurlar ezelî ve ebedîdirler, sayıca sonsuzdurlar. “Ancak parçalanmazlar”, kendi içlerinde boşluk içermezler, yekpare ve yalındırlar. Bu yüzden de dağılıp gitmezler. Evren sonuçta iki şeyden, sonsuz sayıda atomdan ve sınırsız bir boşluktan oluşur.
Demokritos’ta değişimin temeli, atomların birleşmeleri ve ayrılmalarıdır. Atomlar asla yok olmazlar ama birleşerek sonradan ortadan kalkacak bileşik yapılar meydana getirirler. Boşluk sınırsız, atomlar da sayıca sonsuz oldukları için bu sonsuz malzemeden sonsuz sayıda kâinatın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Tüm değişim, atomların yer değiştirmesinden ya da sayıca artmasından husûle gelir.
Hayyân 8. Yüzyılda Tanımlamış
Batı’da, tabiattaki her şeyin esasını ve bütün tabiat olaylarını, enerji ve enerji değişimiyle izah eden fizik ve felsefe doktrini, Enerjetizm’in kurucusu olarak Wilhelm Ostwald kabul edilmiştir. Kütle-enerji eşdeğerliğini açıklayarak atom enerjisi ve nükleer teknolojinin önünü açan kişi olarak da Alman teorik fizikçi Albert Einstein kabul görmüştür.
Hâlbuki Müslüman bilgin Câbir ibn Hayyân, enerji ve atomdan bahsederek teorik düzlemde ilk temellendirme çalışmalarını, daha 8-9. yüzyıllarda başlatmıştır. Yunan filozof Demokritos “Atom parçalanamaz.” diyerek yanılırken, buna karşılık Hayyân “Cüz-ü la yetecezza.” dediği atomun “parçalanır” olduğunu savunarak isabetli yeni bir tez üretmiştir.
Ebu Bekir er-Râzi, İbni Sina ve Roger Bacon’un “Üstadlar Üstadı” dediği, Fransız Şarkiyatçı Cardonne’nin de dünyanın 12 büyük dâhîsinden biri olarak tanımladığı Hayyân, atomla ilgili şu hayret verici faraziyeyi ileri sürmüştür:
“Maddenin en küçük parçası olan cüz-ü la yetecezza (yani atom) da yoğun enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanmayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu Allahu Teâlâ’nın kudretinin bir nişânıdır.”
Kayserî: “Atomlar Enerji Yüklüdür.”
Davûd-i Kayserî’ye göre ise “küllî unsur” adını verdiği tabiattaki her şey atom (cüz) ve moleküllerden (mürekkeb) teşekkül etmiştir. Varlıkların nitelik ve niceliğini atom ve moleküller tayin eder. Atomlar enerji yüklüdür. Tabiat kendi özünde enerjiden ibarettir. Bu konudaki görüşünü, “Tabiat ışık veren ve yakıcı özelliğe sahip olan genel toplam enerjidir.” cümlesiyle özetlemiştir.
Kayserî, enerjinin özellik ve tezâhürünün, ışık ve ateş olduğuna dikkat çekmiştir. Tabiattaki her şeyin, kendisinden oluştuğu “Duhân’ın”; enerjinin, şekil almamış hâli olduğu kanaatine varmıştır. İlk enerji olan duhânın, zaman içinde çok çeşitli formlar aldığı ve varlıkların şeklini belirleyen dört unsura (su, hava, ateş ve toprak) dönüştüğü sonucuna ulaşmıştır. Bu fikrini, “Sonra O, özü duhân olan gökyüzüne yöneldi.” âyetinde geçen “duhân” kelimesine dayandırmıştır.
Mevlânâ da Atomdan Bahsetmiş
İlginçtir ki, Davûd-i Kayserî’den önce Mevlânâ da (1207-1273) atomun parçalanabilir olabileceğini, yaklaşık yüzyıl evvel şöyle seslendirmiştir:
“Bir atomu kesersen içinde bir güneş ve etrafında dönen gezegenleri bulursun.”
Einstein’in Paralel Görüşleri
İslâm âlimlerinin dile getirdiği bu fikirler, 19. yüzyılın sonlarında enerjinin sakınımı, termodinamik ve antropi kanunlarından esinlenerek, Wilhelm Ostwald tarafından yeniden ortaya konmuştur.
Einstein ise 20. yüzyılda, enerjinin ışık hızının karesiyle maddenin kütlesinin çarpımına eşit olduğuna işaret etmiştir. “Ona göre her şey enerjidir; maddeler de çok yoğun enerjiler içerirler. Kimyasal reaksiyonlar sonrası küçük de olsa kütlenin bir kısmı enerjiye dönüşür.”
Tıpkı Hayyân ve Kayserî gibi Einstein de her şeyin enerjisi olduğunu, maddelerin yoğun enerjiler içerdiğini benimsemiştir. Neticede, Hayyân ve Kayserî’nin görüşleri ile Ostwald ve Einstein’in görüşleri arasında paralellik olduğu bir vakıadır.
Son tahlilde, bu paralelliği tesadüf kabul edip es geçmek mümkün değildir. Batı’daki intihal ve kendine mâl etme hastalığının tipik ve trajik bir örneği şeklinde görmek daha dürüst ve âdil bir yaklaşım olur. Dolayısıyla Hayyân, Kayserî ve Mevlânâ’nın aktardıkları bilgi ve tespitler, bilim tarihi adına görmezden gelinmemeli, hakları teslim ve tescil edilmelidir.
Kaynakça:
Mahmut Kaya, “Câbir b. Hayyân”, DİA, c.6, İstanbul, 1992.
Celal Saraç, “Câbir İbni Hayyan Üzerine”, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü Dergisi I, İstanbul, 1963.
Tarih ve Düşünce Dergisi, Temmuz 2000, Sayı:9.
Dâvûdü’l-Kayserî, Matla’u Hususi’l-Kilem fî Me’âni Fusûsi’l-Hikem, Neşir: Mirza Muhammed Şîrâzî, Bombay, 1330.
Mehmet Bayrakdar, “Dâvûd-i Kayserî”, DİA, c.9, İstanbul, 1994.
Mehmet Bayrakdar, Kayserili Davud, Ankara 1988.
Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, Londra, 1983.
Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmanî, c.2, İstanbul, 1308/2000.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara, 1984.
Hüseyin G. Yurdaydın, İslam Tarihi Dersleri, Ankara, 1982.
1980. Turan Akbulut, “Dâvûd-i Kayserî”, İslâm Medeniyeti Mecmuası, Sayı: 4/3, İstanbul, 1980.
Mustafa Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul, 1984.
Cafer Karadaş, “Davud-i Kayseri ve Genel Hatları ile Düşüncesi”, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi. Sayı: 2/2006.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokritos
https://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein
İsmail ÇOLAK
Yazar
Yazar Ağaoğlu Ahmet, 1921 yılında Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazısında, Ankara ile Çankırı arasında gerçekleştirdiği gezi sırasında, birbirinden çarpıcı, ibret ve duygu dolu olaylara tanıklık ed...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Müslüman benim adımYiğit Türk evlâdıyımYedek subaylık yaptımHayırdadır ısrârımAllâh'a îtimâdımSeksen yıl adımladımŞiirdir istîdâdımYaşayan Türkçe tadımEttim gençlere yardımAdâlet ilkem kadîmÎman, İslâ...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
Endonezya’da açılan Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi Hayır Çeşmesi üzerineİnsanlık tarihine yön veren medeniyetlerin bıraktığı en kalıcı izler, taşta değil; gönüllerde ve zamana direnen iyiliklerde yaşar...
Yazar: Ayhan İşcen
yüzyılın sonlarına doğru Sultan III. Selim’in emriyle inşâ edilen Yıldız Sarayı, bilhassa Sultan II. Abdülhamid ve Sultan Vahdeddin’in saltanatları döneminde ana saray olarak kullanılmış ve pek çok mü...
Yazar: İsmail ÇOLAK