Abdullah Satoğlu ve Sücaattin Erdem Eserleriyle Yaşayacaklar
Kısa bir süre önce iki değerli edebiyatçımızı, biri şair diğeri nâsir iki gönül insanımızı âhiret yurduna yolcu ettik. Bu vedâ, birer gün arayla gerçekleşti. “Lâle Şairi” adıyla maruf olan Abdullah Satoğlu ve nesir kitaplarıyla gönüllerde taht kuran Sücaattin Erdem... Şüphesiz, ölüm herkesin başında, bu mutlak hakîkatten kaçılmaz. Yeri ve zamanı gelir, tahakkuk eder. Âyet-i Kerîme’de buyurulduğu gibi, “Her nefis ölümü tadacaktır.” Şüphesiz bu fânî dünya, hepimiz için bir bekleme salonudur ve biz insan olarak burada az kalacağız. Bizim için kıymetli olan asıl ebedî âlem, kabrin ötesinde, dünyanın öbür yakasındadır. Bunu bilir, bunu söyler, buna iman ederiz lâkin bu gerçeği tam idrak ettiğimiz ve âhirete hazırlandığımız ne yazık ki söylenemez. Bu vesîleyle her iki edibimize Cenâb-ı Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Rûhları şad, kabirleri nur, mekânları cennet, menzilleri mübârek, makamları yüksek olsun inşallah. Ailelerinin, sevenlerinin, dostlarının ve edebiyat dünyamızın başı sağ olsun.
Kayseri’de 1934 yılında doğan Abdullah Satoğlu, uzun yıllar Ankara’da ikamet ettikten sonra İstanbul’a yerleşmişti. Aziz şairimiz Ankara’dayken zaman zaman kendisiyle görüşürdük. İstanbul’a geldikten sonra görüşmelerimiz devam etti. Vefatından kısa bir süre önce rahatsız olduğunu öğrendim. Telefonla arayıp ziyaret etmek istedim. Ancak müsait değildi. Oğluyla telefonda konuştuk. Daha sonra Hekimoğlu Ali Paşa Kültür Merkezi Başkanı Yaşar Karayel Ağabeyimizle ziyareti tasarlarken emr-i Hak vâkî oldu, görüşme nasip olmadı.
Tarih: 10 Aralık 2025 Çarşamba. Merhum büyüğümüzün telefonundan gelen mesaj aile tarafından yazılmış olmalıydı ve şu ifadeleri ihtiva ediyordu: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Ailemizin büyüğü, Babamız Abdullah Satoğlu dün (Çarşamba) saat 18.10’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi (Perşembe) ikindi namazı sonrası Sahrayıcedit Camii’nden kaldırılıp Karacaahmet’teki aile kabristanına defnedilecektir. Allah rahmet eylesin.”
Büyüğümüzün cenaze namazı 11 Aralık 2025 Perşembe günü Sahrayıcedit Camii’nde kılındı. Kalabalık bir cemaat uğurlamaya gelmişti. Sonra yakın dostlarım Muhsin Karabay ve Mustafa Aydın ile birlikte Karacaahmet Mezarlığı’na geçtik. 11. adada bulunan aile sofasına geçtik. Kur’ân-ı Kerim okundu, duâlar edildi. Aile Mezarlığı’na baktığımda merhum ve merhumelerin başında “lâle” motifi vardı. Şairimizin bu vasfı her zaman hatırlanıyordu. O “Lâle Şairi”ydi.
Camide ve kabristanda son görevini yapan ve 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve ailenin diğer fertleri, taziyetleri kabul ettiler. Gül, merhum Abdullah Satoğlu’nun yeğeniydi.
“Lâle Şairi”Mizdi
Kayseri’nin müstesna siması, “Lâle Şairi” olarak bilinen Abdullah Satoğlu ile muârefemiz uzun yıllara dayanır. Bundan tam 27 sene önce de görüşmüş ve kendisiyle çalıştığım Türkiye gazetesinde kültür sanat sayfası adına bir mülâkat yapmıştım. Bu röportaj esnasında “Şiirin eski tadı yok.” diyerek bir bakıma geleneğe yaslanan şairlerin azlığından bahsetmişti. Ama o sebatıyla, sabrıyla, dirayetiyle kadîm şiiri ve muhtevasını asla bırakmadı. Bu röportajda “Lâle” şairi olarak bu çiçeğe olan derin sevgisinin hikmetlerini ve mânâsını anlatmıştı. İstanbul’da okurken edebiyat çevreleriyle iyi bir dostluk kurduğunu, Ziya Osman Saba ile tanışma mutluluğuna eriştiğini söylemişti. Satoğlu, “Bana şiir hayatımda etkisi olan şairler arasında Ziya Osman Saba, Necip Fazıl ve Arif Nihat Asya gibi şahsiyetler gelmektedir.” demişti. Ayrıca Halide Nusret Zorlutuna, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Osman Atilla, Azmi Güleç ve Mehmet Çakırtaş gibi merhum şairlerle de yakın temas hâlinde olduğunu ifade etmişti.
İyi Bir Şairimizdi
Abdullah Satoğlu iyi şiirlere imza atmış kıymetli bir şairimizdi. Onun Bilge Özgen tarafından “hüzzam” makamında bestelenen “Sen” şiiri çok güzeldir ve şöyledir:
Sen gülmeyen bahtımı gül gül açtıran bahar
Sen haz veren ruha ilk yaz akşamları kadar.
Sen sönen ümidimi yıldız yıldız parlatan
Sen ki, âsi gönlüme hükmeden asil sultan.
Sen lezzeti kalmayan dünyama bir tat verdin
Sen ki, bana sevdadan nasibi kat kat verdin.
Sen engin semalarda süzülen bir beyaz kuş
Korularda aşiyan gibi kalbime konmuş.
Sen bir hazana dönen sinemde incecik dal
Sen lâleler gibi aç, gönlümde ömrümce kal!
Abdullah Satoğlu ile yaptığım mülâkatı Şiirimizden Portreler kitabıma almıştım. Bu kitaba onun en çok sevdiğim şiirlerinden biri olan “Yûnus” da vardır. Şairimizin eski ve yeni bütün şiirleri kıymetlidir. Keşke hepsi bir araya getirilse şiir severlere sunulsa. Genç şairler bundan istifade etse. Böyle bir hizmeti iyi bir yayınevinin yapacağına inanıyorum. Sadece şiirleri değil nesirleri de toplanmalı ve bir külliyat hâlinde kültür edebiyat dünyamıza kazandırılmalıdır. Satoğlu’nun son şiirlerinden biri “Niyaz”dı. Şiir şöyle başlıyordu:
Aydınlat imanla kalbimi Rabb’im,
Dönmesin gündüzler bir dem leyâye.
Tâ elest bezminde, görmek için ben
Pervâne kesildim o nûr cemâle.
İlm-ü irfânı kıl bizlere mürşid
Yansın gönlümdeki nurdan meşâle.
Uzun şiirin son mısraları şöyleydi:
Gölge kıl “Livâ-ülhamd” sancağını
Habîbine ermek için visâle…
Şairimizi, Yahya Kemal’in o nefis mısraıyla aziz büyüğümüzü, kıymetli sanatkârımızı Sahibine emânet ediyor, hüzünle yolcu ediyoruz: “Evvel giden ahbaba selam olsun erenler!”
Sücaattin Erdem’i Uğurlarken
Yazar Sücaattin Erdem de göçünü toplayıp asıl vatana doğru yola çıkanlardan, sonsuzluk kervanına katılanlardan oldu. Arapgir Hasreti ve Bu Dağların Ardı kitaplarının kutlu yazarıydı. Gönlü gibi yüzü de ak, rûhu ve yüreği berrak bir Allah dostuydu. Firakıyla dostlarını hasret içre bıraktı. O da 10 Aralık 2025 Çarşamba günü Ataköy 5. Kısım Camii’nde kılınan cenaze namazını müteakip Ayazağa Mezarlığı’na defnedildi.
Sücaattin Erdem 20 Eylül 1948 tarihinde Arapgir’in Budak köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini sırasıyla Genç, Ağın, Arapgir, Kemaliye, Sivas, Eskişehir ilçe ve illerinde tamamladı. 1966 yılında girdiği Erzurum Ziraat Fakültesi’nden 1970 yılında mezun oldu. Anadolu Fikir Derneği’nin kurulduğu o yıllarda, Erzurum Şubesi Başkanlığı adına Adımlar dergisinin de bir süre sahipliğini yaptı. Şiirlerinin Hareket dergisinde yayımlanması onu yazı yazmaya teşvik etmişti. Adımlar dergisi 25. sayının sonunda kapandığında o Amasya Ziraat Bankası’nda Kredi Mühendisliği görevini sürdürmekteydi. 112. dönem yedek subay adaylığı, Balıkesir Ordudonatım Okulu’nda geçti. 1973 yılında Keşan’dan terhisini müteakip Erzurum’a döndü. Anadolu Hayvan Ürünleri İstihsal ve Pazarlama Kooperatifi ile Dergâh Kitapevi Erzurum Şubesi’nin kuruluşunda vazifelendirildi. Manisa Ziraat Bankası’nda 1974 yılında başmühendis olarak ikinci kez memuriyete başladı.1976’da atandığı, Beydere Tarım Meslek Lisesi öğretmenliği ve müdür yardımcılığı ardından,1979 yılında Söğüt Tarım İlçe Başkanlığı’nda bulundu. Akhisar, Uşak, Salihli ve Turgutlu Ziraat Bankaları’nda Teknik Müdür Yardımcılığı yaptı. 1997’de emekli olup, Manisa’ya yerleşti. Daha sonra İstanbul’a geldi. Arapgir Hasreti, birikiminin ve çoktan beri devam eden araştırmalarının ilk ürünüdür. Sücaattin Erdem, Arapgir’i yazmak tutkusunu ve yazıya dökülme macerasını kitabın önsözünde dile getirmiştir. Bundan böyle de Dergâh dergisi yazı ailesi içinde edebî çalışmalarına devam etti. Eşi Sadiye Hanım öğretmen emeklisi, kızı İffet diş hekimi, oğlu Mehmet makine mühendisi ve müzik sanatçısıdır.
Sücaattin Erdem Ağabeyle ESKADER çevresinde sık sık görüştük. Faaliyetlerimize, toplantılarımıza hep katıldı, bizleri bahtiyar etti. Özellikle koronavirüs salgınından sonra o da birçokları gibi uzun yıllar evden dışarı çıkmadı. Rahatsız olduğunu daha sonra öğrendim. Ama elektronik posta vasıtasıyla irtibatımız hep devam etti. Bir gün o mektuplardan yola çıkarak bir yazı yazarım inşallah. Son hazırladığı çalışmayı da, bakmam ve bir değerlendirme yapmam için bana göndermişti.
Abdullah Satoğlu ve Sücaattin Erdem’i bütün dostları gibi ben de “iyi” bilirdim. Haklarında hüsn-ü şehâdette bulunuldu. Varsa bütün haklarımız helâl olsun. İnşallah onlar da hepimize haklarını helâl etmişlerdir. Bilmiyorum ama merak ediyorum. Acaba ikisi tanışır, görüşürler miydi? Rûh güzellikleri bakımından birbirlerine çok yakın olduklarını söyleyebilirim. Tanışsalardı herhâlde birbirlerini çok severlerdi. İnşallah iki mü’min olarak cennette birbirlerine yakın olurlar ve Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’e komşu kılınırlar. Rahmeten vâsia…
Mehmet Nuri YARDIM
Yazar
Her zaman “Fânî dünya!” deriz. Ama bu hakîkati bir yakınımızı, akrabamızı, komşumuzu, üstümüzde hakkı bulunan bir ilim, fikir sanat ve edebiyat insanını âhiret yurduna yolcu ettiğimizde daha da içten ...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
İlk okunan kitaplar unutulmaz. Tanışılan ilk yazarlar da. İyi bir edebiyat okuyucusu olmak için yazarlarla, şairlerle bizzat görüşmek gerekmiyor tabii ki… Zira kitaplarını okudunuz mu zaten vicâhı bir...
Yazar: Mehmet Nuri YARDIM
1. Biz bugün uryân olup tâc u kabâdan geçmişiz Yâr hevâsına uyup gayrı hevâdan geçmişiz 2. Bunda derd ü gam meşakkatdır olanca varımız &nb...
Yazar: Es-Seyyid Osman Hulusi Ateş Efendi
Dağların dostu var sıradağ gibi,Ben seni dost diye bilmek isterim.Yolların dostu var bahçe-bağ gibi,Ben seni dost diye bilmek isterim.Gördüm ki yıldızlar gecenin dostu,Gönlü geniş olan, yücenin dostu;...
Şair: Yusuf DURSUN