Menim Garibin Ey Aşinamız
Okuyanlar bilir; zaman zaman buradan ailemle, özellikle annem ve babamla ilgili yazdıklarım olmuştur. Her ikisi de çok özel insanlardı. Yaşadıkları dönemlerde millet olarak çok çalkantılı dönemlerden geçtik, birçok değişim yaşandı. Yanı sıra büyük bir aile ve kalabalık bir çevreye sahip olunca yazacak çok konu oldu hep.
Geçtiğimiz temmuz ayında annemi kaybettik. “Kaybettik.” kelimesini yazarken bile insanın içini acıtıyor. Öyle âdet olmuş öyle diyoruz ama tabii ki kaybetmiyoruz. Tam tersi, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde Allahu Teâlâ’nın buyurduğu gibi, dirilmenin mekânına yolcu ediyoruz.
İnsan, yakınlarına ölüm hâli gelince, daha bir anlıyor bu dünyanın gerçekten bir hayalden ibaret olduğunu. Başta Peygamberimiz ve yüce kitabımız, Peygamber Efendimizin vekilleri olan gönül sultanlarının hâl ve yaşayışları da bize anlatıyor ki marifet bu hayalden gerçek hayatı kazanmaktır.
Allah (c.c.) yukarıda saydığımız tüm bu nimetlerle kuluna bu imkânı tanımıştır. Çünkü O, kullarını çok sever. Sevmese gönderir miydi; dünyayı yarattığından bu yana başta Âdem (a.s.) olmak üzere sayısız peygamber, kutsal kitap ve nihayet âlemlere rahmet olarak Rasûl-ü Kibriya Efendimiz (s.a.v.)’i, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i ve veli kullarını?
Veli kullar demişken, annemler yaşları itibarıyla hem İhramcızade Hazretleri’ni hem Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’ni ve H. Hamideddin Efendi’yi tanıma imkânı buldular. Annem ve babam Hulûsi Efendi Hazretleri’nin “Tutup bir etek, ol ballı petek” şiirinde işaret buyurduğu gibi, tuttukları yolun muhabbetiyle, ne kadar hasta olsalar da abdesti, namazı, zikri hiç bırakmadılar.
Akılları fikirleri hep ibadetlerini zamanında ve eksiksiz yapabilmekteydi. Bu istek ve gayret onları diri tuttu. Manevî olarak yaslandıkları bir karlı dağ gibi güvenli, başlarında bir taç gibi hissettiler bu sevgiyi. Bu sebepten olsa gerek, annemle bir araya geldiğimizde laf her zaman döner dolaşır bu mübarek insanların sohbetlerine gelirdi.
Hep birlikte, Hulûsi Efendi Hazretleri’nin “Ey veli nimetim, ey canım baba” ve “Üftadelerin ağlar burada” ilahilerini (annemin en sevdiği ilahilerdi) dinlerdik. Annem büyüklerle ilgili anılarını anlatırdı. Bazılarını defalarca dinlememize rağmen yine de ilk kez yaşıyormuş gibi bir heyecanla anlatırdı, biz de ilk kez dinliyormuş gibi dinlerdik. O anda içtiğimiz çay sohbet çayı olur, çekilen sıkıntılar gül bahçesi gibi görünürdü.
Şimdi bu yazıyı yazarken bir taraftan da Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin “Menim garibin ey aşinamız” diye başlayan ilahisini dinliyorum. Evet, bu dünyada garibiz ama muhabbetle bağlanılan bir aşinanın olması, garipliği ne kadar da güzel bir hâle getiriyor.
Raziye SAĞLAM
Yazar
Sevgili çocuk dostlarım;Orman yangınından kurtulan dostlarımız Kadife Kuyruk, üç geyik kardeş, kaplumbağa ve sincaplar için çiftlikte yer yapıldı. Yangından kaçarken yaralanan geyik tedavi edildi. Öme...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Birkaç ay önce vefat eden bir yakınımızın cenazesi için Üsküdar Şakirin Camii’ne gittik. Çocukluğumuzun Fatih Camii’nin yanı başında geçmesinden midir, nedir bilmem, özellikle tarihî camilere gitmeyi ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Mübarek recep ve şaban ayını geçirdikten sonra, on bir ayın sultanı ramazana eriştik, elhamdülillah. Bu sene recep ve ramazan ayını İsveç Göteborg’da çocuklar ve torunlarla geçirmek nasip oldu. ...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Cömertliğiyle meşhur Hâtem-i Tâî’nin vefatından sonra, Tayy Kabilesinin başına gelen zatın oğlu olan Adiyy, Hıristiyan idi. Kendi dinine sıkı sıkıya bağlıydı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in İslâm davasını ...
Yazar: N.Nida DURAN