Zikrullah İle Huzur’da Durup Huzura Ermek
Kur’ân’ın pek çok âyetinde ısrarla üzerinde durduğu zikir, Yüce Allah’ı tanıma, O’nu anma, O’nunla olma, O’nu hesaba katarak yaşama sanatıdır. Zikir, Yüce Allah’a yakın olma, kendini O’na adama coşkusu içerisinde olan peygamberlerin ve seçkinlerin yoludur.
Zikir, lisan ve gönül diliyle anmak, hatırlamak ve gündemde tutmaktır. O’nu zihinde ve gönülde hazır edip dille dış dünyaya duyurmaktır. Bir şeyi hatırlamak ya onu unuttuktan sonra olur ya da unutmadığı hâlde sürekli onu hatırda tutmak ve tekrarlamakla olur. Gerçek anlamda Allah’ı zikir, dil, kalp ve bedenle olur. Şöyle ki; dil en güzel isim ve sıfatlarıyla O’nu anmalı, O’nu yüceltmeli, O’nun kelâmını okumalı ve O’na yalvarıp yakarmalıdır. Kalp, Yüce Allah’ın varlığı ile ilgili bütün şüphelerden arınarak O’nu yüceltmeli, O’nun nimetlerini ve hikmetlerini düşünmeli, O’nun sevgisiyle dolmalı, O’nun rahmetini umup azâbından korkmalıdır. Beden de bütün organlarıyla O’nun ölçülerine göre hareket etmeli, O’nun emirlerini yapıp yasaklarından kaçmalıdır. Bunlardan biri eksik olursa, zikir de eksik olur. Kâmil anlamda zikir, dil, gönül ve beden işbirliği ile yapılan zikirdir.
Kur’ân’ın bir adı da Zikir’dir. Çünkü O, bize Yüce Rabbi hatırlatan, O’nu en doğru biçimde tanıtan ve O’nu en güzel şekilde hatırlayıp anmamızın yolunu gösteren kitaptır: “İşte bu, indirdiğimiz bir mübarek zikirdir.” “Benim zikrimden yüz çeviren bilsin ki, onun dar bir geçimi olur ve kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz. O zaman: ‘Rabb’im! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim.’ der. Allah, ‘Böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun.’ der.
Kur’ân’a göre kulun Rabb’in huzurunda durduğu namaz da zikir olarak tanımlanmıştır. Çünkü namaz Allah’ı hatırlayanın kıldığı ve huzurda durup duâ ve zikirlerle O’nu andığı bir eylemdir: “Kitap’tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve fenâlıktan alıkor; Allah’ı anmak en büyük şeydir! Allah yaptıklarınızı bilir.” “Beni anmak için namaz kıl.”
Gönülden Allah’ı hatırlamak ve O’nu dille anmak da zikirdir: “Rabb’ini çok an, akşam sabah hamd et.” “Ey inananlar! Allah’ı çok anın. O’nu sabah akşam tesbîh edin.”
Allah’ı zikir, O’nu anma dille, kalple ve organlarla olur. Dille zikir, O’nu en güzel isim ve sıfatlarıyla anmak, O’nu yüceltmek, O’nu tesbîh etmektir. Kalple zikir ise, O’nun zât ve sıfatlarına delâlet eden şeyleri düşünmek, Onun emir-yasak, müjde ve tehditlerini düşünüp O’nun istekleri doğrultusunda olmaya ve kalmaya niyet etmek, Allah’ın yaratıklarındaki ilâhî sırları düşünmekle olur. Organların zikri ise, onları Allah’a itâat, O’nun yolunda kullanmaktır. İşte “Allah’ı zikre koşun.” , “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.” âyetleriyle Yüce Rabb’imiz zikretmemizi emreder. Bunlardan son âyet şöyle anlaşılmıştır: “Siz nimetlerimle beni anın, ben de rahmetimle sizi anayım. Siz dua ederek beni hatırlayın, ben de nimetlerimi size sunarak sizi hatırlayayım. Siz dünyada beni anın, ben de âhirette sizi anayım. Siz yalnız kaldığınızda beni anın, ben de ıssız çöllerde yalnız bırakmayayım. Siz beni bollukta anın, ben de sizi sıkıntılı anlarda anayım. Siz beni tâatle hatırlayın, ben de sizi yardımlarımla anayım. Siz beni ihlâs ve samîmiyetle anın, ben de sizi özel meclislerde anayım. Siz beni Rabliği öncelikle bana has kılarak anın, ben de son ânınızda size yardım ederek sizi anayım. Siz korku ve ümitle beni anın, ben de güven ve ihsanla sizi anayım. Siz beni sadâkatle anın, ben de sizi mülâyemetle anayım. Siz beni tevbelerle anın, ben de günahlardan sizi arındırarak anayım. Size benim yolumda çalışıp çabalayarak beni anın, ben de sizi başarı ve hidâyete çıkararak anayım. Siz şükürle beni anın, ben de nimetlerimi artırarak sizi hatırlayayım. Siz, sıkıntılara katlanarak beni anın, ben de mükâfatlandırarak sizi anayım. Siz bana güvenerek beni anın, ben de size yeterek, işlerinizi rast getirerek sizi anayım. Siz iyilik güzellikler işleyerek beni anın, ben de rahmetimle sizi kuşatarak sizi anayım. Siz beni tanıyın, ben de sizi bağışlayayım.” Denildi ki, Yüce Allah’ın bizden yapmamızı istediği her şeyin bir sınırı, zamanı ve mâzereti vardır, ancak zikir bunun dışındadır. O her zaman yapılır, yapılabildiği kadar yapılır ve aklı başında olan herkes yapabilir/yapmalıdır.
Zikir, hiç kimsenin olmadığını sandığımız yerde dahi O’nun var olduğunun ve bizi görüp gözetlediğinin şuurunda olarak O’ndan sakınmaktır. Kısaca zikir, başta peygamberlerin, sâlihlerin, velîlerin yani gönül adamlarının meşrebidir, mesleğidir, meziyyetidir, özellik ve güzelliğidir. Gönül adamları ise, her şeyleriyle O’nun olanlar, O’nunla olanlar ve O’nun aşkıyla dolanlardır. “Benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” deyip O’na adananlardır. Onu seven, O’nun sevdiklerini sevip onlara dost olan ve onların hizmetinde olmayı en şerefli görev sayanlardır. Onlar, hayatı dolu dolu yaşayanlar ve yetiştirdikleri güzel insanlarla, hayatlarında kendilerini çoğaltanlardır.
Her Şey Allah’ı Zikreder
Canlı cansız, evrende olan bütün her şey “Allah” der, O’na boyun eğer ve O’na teslim olurlar. Onların hepsi Allah der, ama bilinçli ama bilinçsiz; ama isteyerek ama istemeyerek. Bütün her şey O’na delâlet eder, varlığıyla O’nun varlığını ikrar eder. Her şeyin dili vardır. Her şey O’nundur, O’na muhtaçtır.
Gökler ve Yer Allah Der
Gökler ve yer. Allah’ın en büyük âyetlerinden ikisi. Sayısız nimet ve âyetlerle dolu iki âyet kümesi. Her biri için âlemlerin Rabbi tarafından belirli ölçüler konulmuş ve her biri o ölçülere göre misyonlarını yerine getirirler. “Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir. Bitkiler ve ağaçlar O’nun buyruğuna boyun eğerler. O, göğü yükseltmiştir; dengeyi / ölçüyü koymuştur. Artık ölçüyü aşmayın.”
“Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, isteyerek (tav’an) veya istemeyerek (kerhen) Allah’a secde ederler.”
“Sonra, duman hâlinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne, ‘İsteyerek (tav’an) veya istemiyerek (kerhen) buyruğuma gelin.’ dedi. İkisi de, ‘İsteyerek geldik.’ dediler.”
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbîh eder; O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiç bir şey yoktur; fakat siz onların tesbîhlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halîm olandır, bağışlayandır.”
“O’nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbîh ederler.”
“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbîh ederler. O güçlüdür, Hakîm’dir.”
“Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ı tesbîh ederler. O güçlüdür, Hakîm’dir.”
Âyetlerde göklerde ve yerde olan bütün her şeyin Allah’ı tesbîh ettiği anlatılırken hem mâzî form ‘sebbeha/tesbîh etti’, hem de muzârî forum ‘yüsebbihu/tesbîh eder’ kullanılmıştır. Bu farklı anlatımlar göklerde ve yerde olan bütün her şeyin her zaman, her yerde ve her hareketlerinde devamlı olarak Yüce Allah’ı tesbîh ettiklerini vurgulamaktadır. Yani onlar geçmişte de O’nu tesbîh ederler, hâlde de. Onların tesbîhi, geçici ve kesintili değildir.
Aslında gökler ve yerde olanların Allah’ı tesbîh ettikleri anlatılırken, evrendeki en şerefli varlık olan insanın Allah’ı tesbîh etmesi teşvik ve tahrik edilmektedir. Ey insan, yerler gökler Allah’ı tesbîh ederken, en değerli varlık olarak senin O’nu tesbîh etmemen, O’nu tanımaman sana yakışır mı? Sen, O’nu tesbîh etmeye, O’nu tanımaya ve O’na göre yaşamaya bütün her şeyden daha lâyıksın! İşte, bütün her şeyin Allah’ı tesbîh etmesinin sıkça anlatılmasının temel esprisi budur.
Cisimler, Bitkiler ve Hayvanlar da Allah Der
“Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı tesbîh ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbîhini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.”
“Dâvûd ile beraber tesbîh etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık.”
“Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbîh eden dağları, kuşları da toplu hâlde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.”
“Sonra kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.”
“Eğer Biz Kur’ân’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.”
İnsanın ‘cansız, şuursuz’ dediği şeyler bile Allah’ı tesbîh eder, O’nu tanır, O’nun ölçülerine göre görevlerini yerine getirirken; bütün her şey emrine verilmiş insana Allah’ı unutması, O’na karşı durması yakışır mı hiç?
Gölgeler Bile Allah Der
“Allah’ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah’a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı? Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah’a secde ederler. Fevklerinde olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.”
Bütün her şeyin Allah’ı anması ve O’nu tesbîh etmesi, hakîkî mânâsına da olabilir, mecâzî mânâda da olabilir. Hakîkî mânâda olursa, her şeyin kendine has bir dili vardır ve onunla Allah’ı tesbîh eder. Bunun için kapının gıcırtısı, göğün gürültüsü bile Allah’ı tesbîhtir. Mecâzî mânâda olursa, her şeyin kendine has özellik ve güzelliği ile yaratılmış olması Yüce Yaratıcı’nın varlığına ve erişilmez kudretine işaret etmesi O’nu tesbîh etmesi demektir. Yine her şeyin, kendisi hakkında belirleneni kabul etmesi ve ‘Sünnetullah/Allah’ın değişmez yasası’ denilen ölçülere uyması da Allah’ı tesbîhtir. Kuşun kuş, taşın taş olarak yaratılmasına rızâ göstermesi; arının yaratılış gayesine uygun olarak bal yapması, ipek böceğinin ipek kozasını doldurması, ineğin süt vermesi, gökyüzünün yağmur yağdırması, rüzgârın esmesi, bitkilerin filizlenip yeşermesi ve meyve vermesi vb. şeyler hep bu cümledendir.
Kısaca evrende bulunan bütün her şey, çalışma düzenleriyle, kendileri hakkında belirlenen kurallar doğrultusunda görevlerini yerine getirmekle Allah’ı tesbîh etmektedirler. Her şey kendisini yaratan Yüce Allah’ı, her türlü kusur, zaaf ve noksanlıklardan uzak olduğunu hem lisan-ı hâlleriyle, hem de lisan-ı kâlleriyle açıkça ilân etmektedir.
Mü’min-Müslüman da Allah Der
Gerçek inanan kişilerin “Allah” demesi, O’nu anması ve O’nu tesbîh etmesi mü’mine özgüdür. Onlar isteyerek ve bilinçli olarak Allah derler. Özleriyle, sözleriyle ve davranışlarıyla derler. Sadece zorda kalınca, debremde, âfette değil sürekli “Allah” derler. Onlar bollukta darlıkta, her zaman kesintisiz O’nun kulu olduklarının bilincinde O’nunla irtibatlı yaşarlar. O’nun her yerde hâzır ve nâzır olduğunu unutmazlar. Dilleriyle bol bol O’nu anarlar ve O’na göre yaşarlar. Davranışlarını O’nun ölçülerine göre ayarlarlar. Ufak tefek kusurları için ise sürekli O’nun affına sığınırlar, bağışlanma ve yarlıganma dilerler. Gördükleri bütün her şeyin Allah dediğinin, O’nun emirlerine boyun eğdiğinin bilincinde; insan olarak kendilerinin her şeyden daha çok Allah demeye ve Allah’a göre yaşamaya lâyık olduğunu düşünürler.
O hâlde ey en şerefli ve en güzel bir biçimde yaratılan insan! Dağlar-taşlar, yerler-gökler, cinler-melekler hep Allah derken, senin O’ndan gâfil kalman sana yaraşır mı? Sen elbette üstün bir varlıksın, senin Yaratıcı’nı tanıman, O’nu anman ve O’nun ölçülerine göre yaşaman elbette sana yakışır bir biçimde olmalıdır. Sen gölgeler, bitkiler, hayvanlar gibi bilnçsiz bir biçimde Allah dersen, yahut organizman doğum, büyüme, yaşam ve ölüm gibi konularda Yüce Yaratıcı’nın ölçülerine zorunlu olarak teslim olduğu hâlde; seni diğer canlılardan ayıran dilin, özün ve davranışların O’nu tanımazsa, O’nu söylemezse, bu senin insanlığına yaraşır mı? Senin Allah deyişin, çaresiz kalınca Allah’ı hatırlayan şeytanların, Fir’avunların ve darda kalanların Allah deyişinden de farklı olmalı. O hâlde zikrullahla yoğrul ve zikrullahla doğrul ki vuslata eresin, korktuklarından emîn ve umduklarına nâil olasın.
Ali AKPINAR
Yazar
-Şanlı 15 Temmuz Direnişi'nin Şehit ve Gâzîlerine...Ülkemin İstiklâl MücâdelesiKıyâmet Günü'ne kadar sürecekGerektiği zaman nice kahramanCanını seve seve verecekBuna tarih binlerce yıldır şâhitToprağı...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
HAPİSHÂNELERDE ESERLER YAZAN BİR ÂLİM: Âlimlerin Güneşi İmam SerahsîOnun unvanı, Şemsüleimme yani Âlimlerin Güneşi’dir. Bugün Türkmenistan-İran sınırında bir kasaba olan Serahs’ta doğmuştur. Vefât tar...
Yazar: Ali AKPINAR
Gökyüzünü süsleyenAdı güzel Allah’ım.Her canlıyı besleyenAdı güzel Allah’ım.Hasretinle yanarız,Gül dalına konarız,Daim Seni anarız,Adı güzel Allah’ım.Anneleri översin,Çocukları seversin,Bize kullarım ...
Şair: Bestami YAZGAN
İslâm, Peygamberimiz’in yirmi üç yıllık nübüvvet mücâdelesinin sonunda bütün insanlığa hitâben okuduğu Vedâ Hutbesi’nde söylediği, “Ey insanlar, sözümü iyi belleyin. Burada bulunanlar, burada bulun(a)...
Yazar: Ali AKPINAR