Yûnus Der ki: “Ölümden Ne Korkarsın Korkma Ebedî Varsın.”
Ölümün bir gerçek olduğunu Yûnus’un dilinden geçen yazımızda izah etmiştik. Bu gerçekliğe rağmen ölüm insanlar tarafından istenmez, hatta insanlarda farklı derecelerde ölüm korkusu da vardır; bu durum kültür durumuna, inanca, yaş durumuna göre farklılıklar arzedebilir; Doğu kültüründe yaşayanlarda Batı kültüründe yaşayanlara göre, dinî inanca sahip olanlarda inançsızlara göre ölüm korkusu daha az görülür. Mensûp olduğu dinin emir ve yasaklarına yeterince uymayanlar, bunu yerine getirenlere göre ölüme hazır olmadıkları endişesi içindedirler. Mü’minler için de eğer Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşayabilmişlerse ölüm istenmese de korkulacak bir şey değildir; hatta Necip Fazıl’a göre “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haberdir.”, o haber de, Allah’ın sağlam bir imana sahip olup da hayatını O’nun rızasına uygun olarak sürdürebilir ve öyle ölürse Allah’ın onu cennetiyle ve cemâliyle müşerref kılacak olmasıdır. Öyle olunca, “Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek vardır.” çünkü insanını yaratılış gayesi Allah’a kulluktur ve onun sonu da cennet nimetleridir; en büyük bayram. Erdem Bayazıt da ölümün korkulacak bir şey olmadığını, “Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm/Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm” mısralarıyla dile getirir. Erdem Bayazıt de cennet hayatının ebedîliğine inanmış bir mü’minin ölümsüzlüğü tatmış olacağını ve o bakımdan, mü’minin ölümün uzak ve yakın oluşundan korkmayacağını dile getiriyor. Mü’minin öldükten sonra ne ile karşılaşacağını Allah şu âyette ne güzel belirtiyor: “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir.”[1]
Peki, kimler ölümden korkar? Kâfirler ve zâlimler ölümden korkar. Cenâb-ı Allah iki yerde zâlimlerin korkularından dolayı ölümü aslâ istemeyeceklerini belirtir: “Fakat onlar, daha önce işledikleri günahlar yüzünden hiçbir zaman ölümü isteyemezler. Allah, o zâlimleri çok iyi bilir.”[2] “Oysa onlar işledikleri günahlar yüzünden ölümü aslâ istemezler. Allah ise, o zâlimleri çok iyi bilmektedir.”[3] Kâfirler ve zâlimler, “Ah, keşke ölüm her şeyi bitirmiş olsaydı!”[4] temennîsi içindedirler. Ama onlar, “Ölüm acısıyla kıvranıp bacağı bacağına dolaşacak.”[5]
Onların ölüm korkusu ile içine düştükleri durum da şöyle anlatılır: “Yahut onların misâli, semâdan boşanan ve içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan sağanağa yakalanmış kimselerin hâli gibidir. Yıldırımların saçtığı dehşetle ölüm korkusundan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.”[6]
Allah insanı yaratmış, akıl ve diğer birçok nimetle donatmış, bir yanlışa düşmesin diye peygamberler ve onlarla kitaplar göndermiş; tutulması gereken yolu göstermiş. Bu durumda insana düşen O’nun gösterdiği yoldan yürümek ve istediği kulluğu sergilemektir. İşte o zaman da yapanla yapmayan kıyâmet gününde belli olacaktır: “Yoksa kötülükleri işleyip duranlar, kendilerini iman edip sâlih ameller yapanlarla bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Hayatları, ölümleri ve ölümden sonraki durumları aynı olacak, öyle mi? Ne kötü hüküm veriyorlar!”[7]
Yûnus Emre şiirlerinde hiç ölmekten korkmaktan bahsetmemiştir, hatta ebedî bir hayata geçişin vesilesi olduğu için ölümden korkanların bu korkularının yersiz ve bozuk bir düşünce olduğunu ifade eder, tam bir mü’min teslimiyeti içindedir:
Ölümden ne korkarsın korkma ebedî varsın
Çün kim işe yararsın bu söz fâsid da’vîdür[8]
(Ölümden niye korkarsın? Korkma; o bitiş değil, ebedî hayata geçiştir. Eğer işe yarar bir kul olursan, bu korku sözü anlamsızdır.)
Yûnus Emre ölümden değil, öldükten sonra vereceği hesaptan korkmaktadır. Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerim’de, “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.”[9] buyurur. Yûnus işte bunun kaygısı içindedir; öleceğinden ve ettiğini bulacağından emindir, ayıpları gözüne görünecektir:
Ey yârânlar Ey kardaşlar korkaram ben ölem deyü
Öldügümi kayurmazam etdügümi bulam deyü
Bir gün görinür gözüme ‘aybum urulur yüzüme
Endîşeden del’olmışam n’idem ben ne kılam deyü
Eger gerçek kulımışsam O’na kullık kılayıdum
Ağlayadum bu dünyede yarın anda gülem deyü
Hemin geldüm bu dünyâya nefsüme kullık etmeğe
Eyü amel işlemedüm azâbdan kurtulam diyü
Ey bî-çâre miskîn Yûnus günâhun çok neyleyesin
Sıgındum ol Allâh’uma didi hem ‘afv kılam diyü”[10]
Yûnus, tam bir mü’min düşüncesindedir; mü’min ancak tam kulluk edemediği ve ölümden sonrasına tam hazır olmadığı endişesi içnde; Allah’ın afv edeceğinden endişesi yoktur ama havf u recâ hâlindedir. Yûnus da öleceğim diye korkuyor, ama neden? Ettiğini bulacaktır, dünyada ettiği bütün ayıplar yüzüne vurulacaktır, bundan dolayı ne yapacağını şaşırmış vaziyettedir; neredeyse “del’olacaktır”. Neden gerçek kul olamadığının, âhirette gülmek için neden dünyada ağlamadığının sıkıntısını yaşamaktadır. Öyle ki, sanki dünyaya nefsine kulluk etmeye gelmiş, azaptan kurtulmak için iyi amel işlememiştir. Onun günahı çoktur, ama Allah’ın Afuv/affedici oluşuna sığınmakta ve o sayede kurtulacağını ummaktadır.
O, ölüp yer altına girdiği zaman mezarına akrep dolmasından, Münker-Nekir sual sorduğunda dilinin dönmemesinden[11] endişe içindedir; yeterli ameli olmadığı endişesi ile Münker-Nekir her biri bir dilden sorduğunda Allah’ın inâyetine sığınır.[12] Onun en büyük korkusu “yedi tamuda/(cehennem)” yanmaktır.[13]
Ölüme Hazır Olmak
“Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte idim. Ensâr’dan bir adam gelerek Hz. Peygamber (s.a.v.)’e selâm verdi. Sonra şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Mü’minlerin hangisi daha fazîletlidir?” Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ahlâk bakımından en güzel olanları.” buyurdu. Sonra adam, “Mü’minlerin hangisi daha akıllıdır?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ölümü en çok hatırlayanları ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananları. İşte onlar en akıllı olanlardır.” diyerek cevap verdi.”[14]
Ölüm bir gerçek ve var eden Allah’ın bir gün öldüreceği şüphesiz olduğuna göre, hadis-i şerifte de belirtildiği gibi ölüme hazır olmak gerekir. “Bu dönüşü olmayan bir yoldur, yola hazırlıklı olunmalıdır.”[15] Mezarda aydınlatıcı lamba, âhirette de faydalı olması için başta sabah namazı olmak üzere namaz ile hazırlık yapılmalıdır.”[16]
Ölüm haberi gelmeden Allah dostlarını kılavuz edinilmelidir:
Ölüm haberi gelmedin
Ecel yakamuz almadın
‘Azrâîl hamle kılmadın
Gel dosta gidelüm gönül[17]
Ölüme hazır olmayanlar pişmanlık yaşayacaklardır:
Ey yârânlar Ey kardaşlar ecel ere ölem bir gün
İşlerüme pişmân olup kendözüme gelem bir gün[18]
Ölüm Unutulmamalıdır
Peygamber Efendimiz ölümü unutanlar için şöyle bir ikazda bulunmaktadır: “(Gaflete) dalan, gülüp oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır! Azan, haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır!..”[19] Yûnus Emre de ölümün hiç unutulmamasını salık verir. Ona göre “bir kişi öleceğini sanmaz ve öleceği günü anmazsa usanmadan ve gafletle daldığı bu dünya onun aklını almıştır”[20], “öleceğini hiç sanmadığı için dünyada kargaşalar çıkarır”[21], “bir türlü doğru yola gelemeden şüpheler içinde kalır”[22] ve Kârûn gibi malı olsa da güçlüklerden ve zorluklardan kurtulamaz:
Batmış dünyâ mâlına bakmaz ölüm hâline
Ermiş Kârûn mâlına zihî iş düşvârlıgı[23]
Ölümü Unutup Dünyaya Gönül Verenlerin Hâli
Yûnus’a göre ölümü unutup dünyaya gönül verenler sadece geçici bir süre küçücük bir menfaat elde ederler, sonunda elde bir şey kalmaz; dünyadan elde edeceği bir parça için bir günlük gönül verirse, ancak bir günlük azık elde etmiş gibidir:
Zinhâr virmegil gönül dünyâ payına bir gün
Dünyâya gönül viren düşe tayına bir gün[24]
Dünya bir tuzaktır, bu tuzağa düşenler ancak bir kılavuz sayesinde kurtulabilirler[25]; dünya çirkeftir, ona dalan işini şüpheye sokmuştur[26]; dünyaya aldananlar yalancı hilekârlar hâline gelirler.[27]
İnsanlar ölümü unutup koyup gitmeyecekmiş ve karanlık mezara sanki yatmayacakmış gibi dünyaya yapışırlar, sanki hiç hak hakîkat sohbeti dinlememiş gibi geçici lezzete aldanırlar; hâlbuki onların yapmaları gereken günahtan kararan yüzünü ağartmak istemeyenler gibi davranmayıp bu fânî dünyaya karsı yüzünü yumalı, fânî dünyayı bâkî sanmamalı, ecelin gelişine hazırlıklı olmalıdır[28], hakikate erenlerin yedi nişanından dördüncüsü mü’minin kendisini dünyadan münezzeh eylemesidir, yoksa onu hasta eder.[29]
Ölmeden Önce Ölmek
Malûm olduğu üzere bizim kaynaklarımızda, “Ölmeden önce ölünüz.” şeklinde bir söz nakledilegelmektedir; genellikle hadis olarak nakledilse de muteber hadis kaynaklarında bulunmayan bu söz özellikle tasavvuf çevrelerinde ve tasavvufî yönü olan şairlerin şiirlerinde sıkça kullanılmaktadır. Bu söz ile mü’minin her zaman öleceği bilinci ile yaşamasını, her davranışında adımını yarın öldüğünde bu davranışının hesabını vereceği düşüncesi içinde olması gerektiğini ifade eder. Zaten malûm olduğu üzere, “Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesâba çekin, büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın! Çünkü kıyâmet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesâba çekenler için kolay olacaktır.”[30] şeklinde bir hadis vardır. “Ölmeden önce ölünüz.” sözü bu hadisin bir başka şekilde ifadesidir. Yûnus da bunu dile getirir. “Ölmeden önce ölenler” cennetteki Tûbâ ağacının dallarına konacaklardır:
Kevser havzına dalanlar ölmezdin öndin ölenler
Nefsini düşmân bilenler konar Tûbâ dallarına[31]
Âhirette bâkî hayatı kazanabilmek için dünyada ölmeden önce ölmek gerekir:
Kişi Hak’ı bilmek gerek Hak haberin almak gerek
Zindeyiken ölmek gerek varup anda ölmez ola[32]
Her zaman, isteksiz de olsa bir gün teneşirin üstüne yatacağı düşüncesinde olmalıdır:
Öldür nefsün dilegini ilet teneşir üstine
Yohsa gensüz ölicegez sana fermân olur gassâl[33]
Yûnus, nefsine bunu öğütler:
Ey Yûnus sen sözün bilgil
Öz hâlüne nazar kılgıl
Ölüm gelmezdin ön ölgil
Salâdur kudse gidelüm[34]
Eğer “ölmeden önce ölmezse” ona aşk bile fayda etmeyecektir, âşıklık da ancak ölmeden önce ölme düşüncesi ile mümkündür:
Âşıklara yoldaş olup sâdıklara yâr olmadun
Ölmezdin öndin ölmedün ‘ışk n’eylesün senünile[35]
Osman Hulûsi Efendi de, Dîvân’ında ölmeden önce ölenlerin ebedî hayatı elde edeceklerini dile getirir:
Ölmeden öndin bul memât hayy ol içip âb-ı hayât
Hem ol ki mahv-ı mahz-ı zât cân vâkıf-ı esrâr ola[36]
(Ölmeden önce ölümü bul da âb-ı hayât iç, diri kal; kendi varlığını tamamen mahvet de canın bütün sırlara vâkıf olsun.)
[1] 3/Âl-i İmrân, 185.
[2] 2/Bakara, 95
[3] 62/Cumua, 7
[4] 69/Hâkka, 27
[5] 75/Kıyâme, 29
[6] 2/Bakara, 19
[7] 45/Câsiye, 21
[8] Mustafa TATÇI, Yûnus Emre Divânı (Tenkitli Metin), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005. Şiirlerin sonundaki rakamlardan ilki şiirin bu eserde kaçıncı sayfada, ikinci rakam kaçıncı şiir olduğunu, sonraki rakam veya rakamlar o şiirin kaçıncı beyiti/beyitleri olduğunu göstermektedir.
[9] 99/Zilzâl, 7-9
[10] Tatçı, 275.285/1-5
[11] Bkz. Tatçı, 31.15/2 ve 5
[12] Bkz. Tatçı, 183-184.184/12-15
[13] Bkz. Tatçı, 30.15/1
[14] İbn Mâce, Zühd, 31
[15] Tatçı, 272.281/3
[16] Tatçı, 306.315/5
[17] Tatçı, 160.160/9
[18] Tatçı, 239.241/1
[19] Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme, 17
[20] Tatçı, 88.76/2
[21] Tatçı, 91.80/5
[22] Tatçı, 123.122/9
[23] Tatçı, 348.361/2
[24] Tatçı, 243.246/1
[25] Tatçı, 244.247/3
[26] Tatçı, 345.358/9
[27] Tatçı, 378.394/8
[28] Tatçı, 397.414/1-5
[29] Tatçı, 288.2298/6
[30] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25
[31] Tatçı, 330.345/6
[32] Tatçı, 317.327/7
[33] Tatçı, 155.155/7
[34] Tatçı, 221.218/6
[35] Tatçı, 331.347/2
[36] Dîvân, s. 6, 6. Şiir, beyit: 2
Ali YILMAZ
Yazar
Ramazan’ı tamamladık, Ramazan Bayramı’nı geçirdik; iki ay on gün sonra da, dinî bayramlarımızdan ikincisi olan Kurban Bayramı’na erişeceğiz. Genel hâliyle Müslümanların sıkıntı içinde olduğu şu günler...
Yazar: Ali YILMAZ
Yazar: Ali YILMAZ
“Ramazan oruç ayıdır. Bütün mü’minler bu ayda oruç ibâdetlerini yerine getirirler. “Ramazan oruç ayıdır. Bütün mü’minler bu ayda oruç ibâdetlerini yerine getirirler. Bu ay mane...
Yazar: Ali YILMAZ
Üstümüze ölüm gelse korkmayız,Şehit olmak şeref bize, şan bize.Bir kez olsun ardımıza bakmayız,Sahibinden emanettir can bize.Ankara başlattı kutlu savaşı,Şaha kalktı Erzurum’un dadaşı.Sivas’ta bir old...
Şair: Bestami YAZGAN