Peygamber Efendimiz’in Ramazan İklimi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allahu Teâlâ’ya olan şükrünü ibadetleriyle gösterdiği için hayatının her karesi ibadet ile örülüydü. Ramazan’da ise bu ibadetlerini daha da artırırdı. Özellikle sahur vaktine çok titizlik gösterir ve ümmetine de bu vaktin feyzi ile bereketinden istifade etmeyi tavsiye ederdi. Son on günde ise “itikâf” ile mescide ibadete çekilir; evrâd, ezkâr, Kur’ân okuma, hayır ve hasenatını artırır ve çevresini de buna teşvik ederdi.
Rasûlullah (s.a.v.), sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan ayını ibadetle geçiren kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir. Bu vesileyle farz namazlardan sonra en kıymetli namazın “gece namazı” olduğunu bildirmiş; gece namazında daha dinç olabilmek için gündüz, “kaylûle/öğle uykusu”ndan destek alınmasını tavsiye etmişti.
Ramazan ayının son on günü girdiğinde; başka zamanlarda olmadığı kadar ibadetlerine ağırlık vermiş, geceyi ihya etmiş ve ailesini gece ibadeti için uyandırmıştı.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), cömert kimsenin Allah’a, cennete ve insanlara daha yakın olduğunu bildirir ve kendisinden bir şey isteyeni asla geri çevirmezdi. Bu vasfı ramazan ayında ölçülemeyecek kadar artar, ev halkına: “Ben, ihtiyaç sahiplerine vermeden size hiçbir şey veremem!” buyururdu.
“Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulunca: “Ramazan ayında verilen sadaka.” buyurmuş; Zeyd bin Sâbit (r.a.)’e bu aydaki sadakanın fazileti hakkında: “Ey Zeyd! Verecek hiçbir şeyin yoksa bir parça ip ile dahi olsa halkla birlikte fıtır sadakasını ver!” diye tavsiyede bulunmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), özellikle ramazan ayında misafirsiz iftar yapmaz, misafirlerine kendi elleriyle ikram eder ve onları kapıya kadar uğurlardı. Suffe talebelerinden Vâsile bin Eska (r.a.) anlatıyor:
“Ramazan ayında sahabîler bizi bölüşerek iftara davet ederlerdi. Ramazanın ilerleyen günlerinde bir akşam hiç kimse bizi iftara götürmedi. Ertesi gün aç karnına oruç tuttuk. İkinci akşam yine gelen olmadı. Açlıktan bitap düşünce Allah Rasûlü’ne giderek durumumuzu anlattık. Halimize çok üzülen Allah Resulü, tek tek bütün eşlerinin evine haber göndererek evde yiyecek bulunup bulunmadığını sordurdu. Eşleri yemin ederek yiyecek hiçbir şey bulunmadığını, hatta kendilerinin de bir lokma dahi yemediklerini söylediler. Allah Rasûlü mübarek ellerini açtı ve şöyle dua etti:
‘Allah’ım, Senin fazlından ve rahmetinden istiyoruz. Her şey Senin elindedir. Senden başkasının hiçbir şeye gücü yetmez!’
Rasûlullah’ın duası henüz bitmişti ki bir adam elinde kızarmış bir koyun ve ekmekle içeri girdi. Rasûlullah bizim önümüze koydu, biz de doyuncaya kadar yedik. Daha sonra Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Biz Allah’ın fazl ve rahmetinden istedik. Zira O, rahmetini katında bizim için saklamıştır.”
Sema KORKMAZ
Yazar
Hz. Peygamber (s.a.v.), özel hayatında ihtiyarî fakrı tercih etmiş; daha ziyade Hz. Aişe’nin odasında ashaptan gelen hediyelerin çoğunu yoksullara ve suffe talebelerine aktarmıştır. Bununla beraber O,...
Yazar: Sema KORKMAZ
Hoş geldin âleme şehr-i Ramazan,Ömür hanemize hoş sefa geldin.Bitirdik hasreti şad oldu cihan,Gönül hanemize hoş sefa geldin.Sen safa geldin.İbadet ayısın, gufran ayısın,Müddetin otuz gün belli sayısı...
Şair: Rabia BARIŞ
Hazreti Musa’nın yaşadığı yıllarda, küçük bir kasabanın kenarında iki oduncu yan yana, farklı kulübelerde yaşardı. Aynı işi yaparlardı ama yolları birbirine benzemezdi. Biri bütün ömrü boyunca odununu...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Çok sevdiğim bir ağabeyim yayınevi kurmaya karar verdiğinde böyle sürpriz problemlerle karşılaşacağını hiç düşünmemişti şüphesiz.Daha ilk adımda bir çelme ki sormayın.Şöyle oldu:Öğrencilik yıllarından...
Yazar: Sema KORKMAZ