Tarihten Bugüne Selimiye ve Rami Kışlaları
Fıtratı itibariyle asker bir millet olan Türkler, her zaman savaşa hazır olmuşlardır. Bu durum şüphesiz ki onların savaşı çok sevmiş olduklarını göstermiyor. “Alp” tipinin müşahhas örneği olan Türkler, Müslüman olduktan sonra “eren” kimliğini de işin içine katarak fetih ve cihat şuurunu kuşanmışlardır. Bu şuur onların askerliğe çok önem vermesini de beraberinde getirmiştir. Askerliğe önem vermek de maddî ve mânevî olarak güçlü olmayı gerekli kılmıştır.
Osmanlı Devleti altı yüzyılı aşkın o uzun zaman içerisinde ordusunu daima güçlü kılmıştır. Zaten dünya hâkimiyeti de bu hazırlıklı oluşun hayırlı bir neticesidir. Bu da ordunun altyapısının muhkem olmasıyla mümkündür. Onlar da zaten böyle yapmıştır.
Osmanlı Devleti’nde gazâ ve cihat anlayışı fütuhat (fetihler ve zaferler) hareketlerini beraberinde getirmiştir. Bu da güçlü bir ordunun varlığını gerekli kılmıştır. Türklerde yazın çadırlarda kalan askerlerin, özellikle kış mevsiminde topluca huzur ve güven içerisinde barınmaları ve kışı rahat geçirmeleri için kışla yapımına çok önem verilmiştir.
“Kışla” kelimesi büyük ihtimalle “kışlamak” kavramından türetilmiştir. Yani “kışlak”tan gelmektedir. Kışın oturulan yer anlamındaki “kışlak” kelimesi bir zaman sonra “ordu birliklerinin kış mevsiminde kaldığı yer” anlamında askerî bir kavrama dönüşmüştür.
Osmanlı ordusu için en önemli askerî yapılardan biri olan kışlalar, özellikle de İstanbul kışlaları yapıldıkları dönemlerin en dikkat çekici yapılarından olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile başlayan İstanbul’daki askerî yapılaşma III. Selim ve II. Mahmut dönemine kadar yavaş ilerlemişken bu dönemle birlikte hız kazanmıştır. Bunların çoğu payitaht olan İstanbul’da inşâ edilmiştir. Bunlar arasında Davutpaşa Kışlası, Taşkışla (Mecidiye Kışlası), Kalyoncu Kışlası (Cezayirli Hasan Paşa Kışlası), Maltepe Kışlası, Demirkapı Kışlası, Kuleli Süvari Kışlası, Humbaracılar Kışlası, Mekteb-i Harbiye, Gümüşsuyu Kışlası, Ertuğrul Kışlası, Reşadiye Kışlası, Maçka Silahhânesi, Levent Çiftliği Kışlası, Orhaniye Kışlası, Taksim Kışlası (Halil Paşa Topçu Kışlası), Rami ve Selimiye Kışlalarını sayabiliriz. Bu bağlamda İzmir’deki Sarıkışla’yı (Kışla-i Hümayun) ve Çorum’un İskilip ilçesinde yapılan Redif Kışlası’nı da unutmamak gerekir.
Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılda Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla kurulan düzenli ve çağdaş askerî birlikler için kışlaların yapımına hız verilmiştir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kullandığı eski ve yeni odalar tamamen yıkılmıştır. Ortaya çıkan ihtiyacı karşılamak için İstanbul’da büyük boyutlu ve çağdaş kışlalar inşâ edilmiştir. İstanbul’da yeni kurulan modern ordunun piyade, süvari ve topçu sınıfları için kışlalar yapılmıştır.
Bir Zamanlar Osmanlı’ya Payitaht Olan İstanbul’un Selimiye Kışlası
İstanbul’un tarihî ve simge yapılarından biri olan Selimiye Kışlası, Üsküdar’da, Selimiye semtinde Tıbbiye Caddesi’nde bulunmaktadır. Burada Bizans devrinde köşk tarzı yapılar ile Kanûnî Sultan Süleyman zamanında (1555 yılında) yazlık bir saray inşâ ettirilmiştir. Bu yazlık sarayı III. Murad ve IV. Murad tarafından kullanılmış ve bu binalara eklemeler yaptırılmıştır. Kışlanın yapıldığı alanda daha önce “Üsküdar Sarayı” inşâ edilmiştir. Burası “Üsküdar Kavak Sarayı” olarak anılmıştır. Kavak Sarayı 1779 yılında yanınca Selimiye Kışlası bu yanmış sarayın bulunduğu alan üzerine inşâ edilmiştir.
Kadim İstanbul’un tarihî siluetinde önemli bir yeri olan Selimiye Kışlası, Sultan III. Selim döneminde başlayan reform hareketleri neticesinde yeni kurulan Nizam-ı Cedid askerleri için inşâ edilmiştir. İlk şeklinin taş ve ahşap olarak inşâ edildiği düşünülmektedir. III. Selim’in zamanındaki kışlanın zemin katı kâgir, üst katı ahşap olarak yapılmıştır.
Geniş bir alanı kapsayan görkemli bir yapı olan Selimiye Kışlası’nın inşâsına H.1215/M.1800 yılında başlanmıştır. Kışlanın ilk yapım döneminde mimarı ve eser sahibi Krikor Balyan olmasına rağmen denetim baş mimar tarafından yapılmıştır. Kışla dönemin baş mimarı Hacı Ahmet Nurullah Efendi gözetiminde mühendis Abdurrahman Efendi ile eski baş mimar Arif Efendi’nin denetimleri ve çalışmaları sonucunda inşâ edilmiştir. Kışla ek yapıları olarak; subay evleri, kitaplık, basımevi, dükkânlar, değirmen, fırın, hamam, ambarlar, depolar, matbaa, tab’hâne, hastane, cephânelik, ahır, itfaiye binası, çeşme, iskele ve eğitim alanları inşâ edilmiştir. Kışla ve bu ek yapıların masrafları Maliye hazinesince karşılanmıştır. III. Selim’in 28 Mayıs 1807’de tahttan indirilmesi ile sonuçlanan Kabakçı Mustafa Ayaklanmasında (1807) Selimiye ve Levent Çiftliği kışlaları ağır şekilde tahrip edilmiştir. Selim’in oğlu II. Mahmut 28 Temmuz 1808’de tahta çıkmıştır. 15 Kasım 1808’de ayaklanan yeniçeriler Alemdar Mustafa Paşa’yı öldürmüş, ardından da Selimiye ve Levent Çiftliği kışlalarını tamamen tahrip etmiştir. Vaka-i Hayriye’den hemen sonra inşâsına başlanan Selimiye Kışlası M.1827-1828 yılında askerlerin barınabileceği şekilde tamamlanmıştır.
Bugünlerde Devasa Bir Kütüphâneye Dönüştürülen Rami Kışlası
Bugünlerde devasa bir modern ve zengin kütüphâneye dönüştürülen ve bambaşka bir cazibe alanı olan Rami Kışlası İstanbul ili, Eyüp ilçesi, Rami yeni mahallesinde yer almaktadır. Kışla binasının ve kışlaya ait diğer yapıların kapladığı alan, kayıtlarda 221.000 metrekare olarak geçmektedir. Kışlanın bulunduğu yer günümüzde Rami Kışla Caddesi olarak, kışlaya ait talimhânenin bulunduğu alan ise Talimhâne Caddesi olarak adlandırılmıştır.
İstanbul’un tarihî geçmişinde çok önemli bir yer tutan Rami Kışlası, ismini Sultan II. Mustafa’nın sadrazamlarından Rami Mehmet Paşa’nın yaptırmış olduğu çiftlikten aldığı anlaşılmaktadır. Kışlanın ilk inşâ tarihi olarak 1707 yılı tespit edildiği ve bu ilk yapının 1761 yılındaki depremde yıkıldığı bilgisi mevcuttur. Çiftlik yapılmasından sonra 1703 yılında çiftlik yakınlarına askerlerin barınması için kışla benzeri birtakım yapılar inşâ edilmeye başlanmıştır. Söz konusu yapıların inşâsı 1707 yılında tamamen bitirilememiş olmasından dolayı asker yerleştirilmemiştir. III. Ahmet döneminde yapıların inşâsı ile ilgili herhangi bir gelişme olmamıştır. Yapılar I. Mahmut döneminde av köşkü olarak kullanılmıştır. Bu tamamlanamayan yapılar 1761 yılında yaşanan depremle maalesef tamamen yıkılmıştır.
Adı “Rami Çiftliği Kışlası” olarak geçen kışlanın ilk yapımı III. Mustafa dönemindedir ve II. Mahmut döneminde yenileme ve genişletme çalışmaları yapılmıştır. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla modern bir orduya ihtiyaç duyulmuştur. Bu gayeyle kurulan Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye askerleri için sur dışında Rami Çiftliği Kışlası inşâsına başlanmıştır. Kışlanın ikinci olarak aynı bölgede inşâsına Vaka-i Hayriye’nin ardından başlandığı ve ek yapılar dâhil olmak üzere inşâ faaliyetinin 1829 yılında tamamlandığı belirtilmektedir. 1826-1828 tarihleri arasında Krikor Balyan tarafından Rami Kışlası inşâ edilmiştir. Kışla, orta avlulu ve dört köşeli ana plân şeması ile neoklasik üslûba uygun olarak inşâ edilmiştir. Rami Kışlası, İstanbul surlarının dışında ordunun modernleşmesi esnasında askerî mimariye uygun Avrupaî tarzda yapılmıştır.
Zamanla ne yazık ki, önemli tahribatlara uğrayan Rami Kışlası, 1980 yılında yapılan protokol ile Genelkurmay Başkanlığı’ndan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiştir. 1985’te Büyükşehir Belediyesi ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı arasında yapılan protokol sonucunda kuru gıda toptancılarına depo olarak tahsis edilmiştir. 1985’te yapılan protokol neticesinde 1986 yılında çatılar ve bölme duvarları değiştirilmiştir. Kışla, Eyüp Belediyesi’nin 10 Aralık 1990/877 sayılı yazısına göre 1986’da Eyüp Belediyesi’nce satın alınmıştır. 11.08.2008 tarihli Eyüp Belediye Meclisi kararı ve Belediye Başkanı onayıyla kışla 10 yıllık süreyle restitüsyon ve restorasyonun yapılabilmesi şartıyla İ.B.B.’ye tahsis edilmiştir.
İstanbul’un ve Türkiye’nin Bilgi Toplumuna Açılan Penceresi: Rami Kütüphânesi
Malûm olduğu üzere geçmişi 18. yüzyılın ortasına dek uzanan Rami Kışlası, aslına uygun restorasyon, renovasyon ve yeniden inşâ çalışmalarının ardından Türkiye’nin ve İstanbul’un bilgiye açılan penceresi Rami Kütüphânesi olarak yeniden hayat buldu.
Kütüphânenin tarihçesinde belirtildiği gibi modern kütüphânecilik hizmetinin yanında, “yaşayan kütüphâne” konsepti ile İstanbul’un bilim, sanat ve kültür yaşamının odak noktalarından biri haline dönüşen Rami Kütüphânesi, kadîm bilgiyi modern araştırmalarla buluştururken, geleceğin dünyasını inşâ edeceklere de kaynaklık etmeye devam etmektedir.
İstanbul’un ve Türkiye’nin bilgi toplumuna açılan penceresi olan ve bünyesinde barındırdığı hizmetlerle kültürel, eğitsel ve sanatsal ihtiyaçlara cevap vermek için ziyaretçilerine kapılarını açan Rami Kütüphânesi; modern kütüphânecilik anlayışı ve “yaşayan kütüphâne” konseptiyle her yaştan ziyaretçiye yepyeni bir kütüphâne deneyimi sunmaktadır. Söz konusu bu kütüphâne dünya kenti İstanbul’a büyük bir değer katmaktadır.
250 yılı aşkın bir tarihi olan Rami Kışlası’nın kütüphâne olarak yeniden yapılandırılması fikri 'İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti' çalışmalarına dayanmaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yoğun gayretleri ile 2014 yılında başlatılan Rami Kışlası restorasyon, renovasyon ve yeniden inşâ projesi, İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü yürütücülüğünde 3 aşamada gerçekleştirilmiş ve 2023 yılında tamamlanmıştır.
Dikdörtgen plânlı kışlanın ortasındaki avluda gerçekleştirilen peyzaj çalışmaları ile İstanbul’a soluk aldıracak yeni bir yeşil alan kazandırılmıştır. Kışla içinde bulunan ve tahrip edilmiş cami de onarılarak yeniden kullanıma açılmıştır. 220 dönümlük alan içinde, 36 bin m2’lik kapalı alan ve 51 bin m2’lik bir avluya sahip olan Rami Kütüphânesi; İstanbul’un en büyük, Avrupa’nın sayılı kütüphâne komplekslerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Tarihî kışlanın özgün yapıları korunmuş, tahrip olan bölümler de aslına uygun doğal malzeme ve özel tekniklerle yeniden inşâ edilerek kışlanın orijinal yapısı muhafaza edilmiştir.
Rami Kütüphânesi’nde Kurulan Şifahâne’de Yazmalarının Onarımı Yapılmaktadır.
Rami Kütüphânesi, dünyanın önde gelen kütüphânelerinde uygulanan ve kaynakları temalarına göre sınıflandıran Dewey Onlu Sınıflama Sistemi’ne göre düzenlenmiş 10 ayrı İhtisas Kütüphânesine sahiptir. İhtisas Kütüphânelerinde akademik araştırmalarınızı gerçekleştirebilir, geniş koleksiyonlardan yararlanarak ikincil kaynaklara erişebilir ve çalışmanızı genişletebilirsiniz. İhtisas Kütüphâneleri meraklı kullanıcılardan ciddî araştırmacıların disiplinler arası ihtiyaçlarına kadar çeşitli ihtiyaçlara çözüm sunan bir koleksiyona sahiptir. İhtisas Kütüphâneleri ise aşağıda görüleceği gibi gruplandırılmıştır: “Genel Eserler Kütüphânesi, Felsefe-Psikoloji Kütüphânesi, İlahiyat Kütüphânesi, Sosyal Bilimler Kütüphânesi, Dil Bilimleri Kütüphânesi, Bilim ve Teknoloji Kütüphânesi, Güzel Sanatlar-Eğlence ve Spor Kütüphânesi, Edebiyat Kütüphânesi, Tarih Kütüphânesi, Coğrafya Kütüphânesi” Atatürk İhtisas Kütüphânesi koleksiyonu; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun, başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Türk dili ve kültürüyle ilgili eserleri ile bu konularda yurt içinde ve yurt dışında yayımlanan binlerce eserden oluşmakta ve her geçen gün genişlemeye devam etmektedir. Türkiye’nin en büyük Atatürk İhtisas Kütüphânesi 20.000’i aşkın kitaptan oluşan zengin koleksiyonuyla sosyal ve beşerî bilimler alanlarında çalışan araştırmacılara ve okuyuculara hizmet vermektedir.
Rami Kütüphânesi bünyesinde kurulan Şifahâne’de kütüphâne envanterine kayıtlı el yazmalarının ve nadir matbû eserlerin onarımları gerçekleştirilmektedir. Kitapların bozulma durumu kütüphânedeki laboratuvarda yapılan çalışmalarla tespit edilerek en az müdâhale ile restorasyon çalışması uzmanlar tarafından özenle tamamlanmaktadır. Şifahâne’de bakım gören eserler uygun koşullarda depolama alanlarında muhâfaza edilmekte ve düzenli olarak bakımları yapılmaktadır. Özel bir mimarî tasarımla inşâ edilen Şifahâne’de yapılan kitap restorasyonu çalışmaları, kütüphâne ziyaretçileri tarafından da izlenebilmektedir.
M.Nihat MALKOÇ
Yazar
İstanbul'un mâneviyat güneşlerinden biri olan Yahyâ Efendi, 900/1495 yılında Trabzon’da doğmuştur. Şemi Ömer Efendi ile Afîfe Hatun’un biricik evlâdıdır. Yahyâ Efendi'nin babası Şemi Ömer Efendi'nin A...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
“Hayatın içindeki olumsuzluklara rağmen Allah’ın bize emrettiği “oku!” emrinin tecellîsi olarak okumaya, kendimizi geliştirmeye, kendimize, ailemize, vatanımıza faydalı bireyler olmak durumundayız. Kö...
Yazar: Erol AFŞİN
Başta Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devletleri olmak üzere, Türklerde saray mimarlığı oldukça yaygın ve eski bir mimarlık dalıdır. Mâzisi çok eskilere dayanan saray mimar...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Dün olduğu gibi bugün de dünyanın en muhteşem şehirlerinden biri olan İstanbul deyince hepimizin aklına, bu şehri Bizans'tan kurtararak İslâm toprağı yapan II. Mehmed, nâm-ı diğer Fâtih gelir. Fakat h...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ