Sütlüce’de Münevver Bir Gönül Mimarı: Elif Efendi ve Dîvân’ında Aşkın Seyri
Elif Efendi, her bir köşesi ilim ve irfân ehli ile aydınlanmış şehir İstanbul’un Sütlüce semtindeki Hasîrîzâde Dergâhı olarak bilinen kültür ve mâneviyât merkezinden sessiz bir çığlık ile gönüllere seslenip insanları hakikate davet eden bir isimdir. Bu çalışmada Elif Efendi’nin maddî ve mânevî şahsiyeti ile topluma olan tesiri ve bu tesirinde merkez başlık olan aşk konusuna bakışı ana hatlarıyla ele alınacaktır.
Elif Efendi ve Misyonu
Elif Efendi, Arapça ve Farsça dilleri başta olmak üzere tefsir, hadis, fıkıh, İslâm tarihi ve tasavvuf gibi İslâmî ilimlerin birçok dalında ilmî birikimiyle temâyüz etmiş velûd bir âlimdir. Eyüp Defterdâr’da bulunan Şah Sultan Mektebi’ni bitiren, Nakşbendiyye şeyhlerinden Hoca Hüsâmeddîn Efendi’nin (ö. 1280/1864) derslerine devam eden, vilâyet kapı kethüdalarından Hoca Faik Efendi’de Arapça eğitim-öğretim sürecini tamamlayan, Hafız Şakir Efendi ve Meclis-i Kebîr-i Maarif reisi Büyük Ali Haydar Efendilerden istifade eden Elif Efendi, el-Kelimâtü’l-mücmele fî şerhi’t-Tuhfeti’l-mürsele, Tenşîtu’l-muhibbîn der menâkıb-ı Hâce Hüsâmeddîn, Semerâtü’l-hads fî ma‘rifeti’n-nefs, ed-Dürrü’l-mensûr fî hızâneti esrâri’n-nûr, et-Tenbîh, en-Nehcu’l-kavîm li-men erâde en-yestekîm, Def’ul-vecel bi-cünneti’l-ecel, en-Nûru’l-Furkân fî şerhi lugati’l-Kur’ân, Muhtâru’l-enbâ’ fi’l-hurûfi ve’z-zurûfi ve ba‘di’l-esmâ, el-Mebde’, Tasrîhu’l-ümme bi-tavzîhi hükmi’s-salât bi’t-terceme, İrşâdu’l-ğâvîn bi-reddi Nazariyyeti Darvîn, Dîvân ve el-Bârikât adlı on dört eseriyle ilim ve kültür hayatımıza dokunmuştur.[1]
Elif Efendi aynı zamanda Hakk’a vuslata rehber gönül erlerindendir. O, 1870’te Hasîrîzâde dergâhına gelen Sa’dî şeyhlerinden Şeyh Yunus eş-Şeybânî’den Sa’diyye icazeti, İbrahim el-Berrade’den Şâzilî-Medenî icazeti, babasından Sa’diyye hilâfeti, Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Osman Selahaddin Dede’nin derslerine devam ederek ondan mesnevîhân icazeti almış, onun Mevlevî şeyhliği, Konya Mevlânâ Asitanesi’nde çelebilik makamında bulunan Abdülvâhid Çelebi tarafından kendisine gönderilen meşîhatnâme ile tasdik edilmiştir. 1907 yılında Meclis-i Meşâyih başkanlığı görevine getirilen Elif Efendi, bir süre bu görevi de devam ettirmiştir. [2]
Elif Efendi, hat sanatına gönül vermiş mâhir bir hattattır. O, Sursalı Zeki Dede’den ta’lik hattı meşk etmiştir.[3] Elif Efendi, aynı zamanda birikimli bir mimardır. II. Abdülhamid’in iradesiyle 1887’de yeniden inşâ edilen ve inşaat giderleri tekke mensuplarından Tophane müşiri Mehmed Seyyid Paşa tarafından karşılanan Hasîrîzâde tekkesinin mimarlığını da yapmıştır.[4]
Bu aktarılan veriler, Elif Efendi’nin ilim ehli, mürşid-i kâmil, hattat ve mimar gibi çok yönlü bir kişiliğe sahip olduğunu, hayatın zâhir ve bâtın bütün yönlerini kucaklayan bir bakış açısı ile hayata anlam katan misyonunu net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Anlaşıldığı kadarıyla Elif Efendi, döneminin şartlarını Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîfler çerçevesinde okuyabilen ve Hakk’ın nuru ile hayatını vahyin rengine boyamayı başarmış bir gönül eridir.
Elif Efendi Dîvân’ında Aşkın Seyri
Elif Efendi’nin fikir dünyasını ve mânevî şahsiyetini en kapsamlı ve derinlikli şekliyle yansıtan eseri Dîvân’ıdır. Dîvân’ı üç bölüm hâlinde şekillendiren Elif Efendi, her bir bölüme sifr adını vermiş ve eserinde Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler nakletmiştir.[5] Elif Efendi’nin Dîvân’ının ana konusu yaratılış gayesini fark etmek, Hak ile varlık âleminin münasebetini anlamak, Hakk’a kulluk ve rızâ-yı ilâhîyi elde etmek konuları üzere inşa edilmiştir. Elif Efendi, bu konuları aşk merkezli bir anlatım ve Hakk’a vuslat arzusu gayesiyle kaleme almıştır. Bu verilerden hareketle Elif Efendi’nin Dîvân’ında asıl konu aşk ve aşkın seyridir, denilebilir. Elif Efendi’ye göre aşk, Hakk’ın ilk tecellî mertebesi olan nûr-i Muhammedî’nin yaratılması ve meleklerin o nura muhabbetleri ile neşet etmiştir. “Bir zaman hüsnini âyîne-i âdemde görüb/ Âteş-i aşkına yakmışdı melâik-i hâledi”[6] beytinde bu hususa işaret eden Elif Efendi, gönlünün Hakk’ın aşkı ile dolu oluşunu ve ciğerinin O’nun muhabbetiyle yanışını ise şu şekilde dile getirmiştir: “Bir nefes itmedi hak gönlümü hubbundan dûr/ Hamdülillah şerer-i aşkına yakdım kebedi.”[7] Elif Efendi, Hakk’ın aşkına bende olmanın yolunun Hz. Peygamber (s.a.v.)’e âşık olmaktan geçtiğini savunmuştur: “Aşkı anun tâlibâ çeşm-i dile tûtiyâ/ Renc-i kulûba şifâ salli ilâhî aleyh.”[8] Elif Efendi’ye göre tefekkür ve ibret nazarıyla bakıp aşkın rehberliğine ulaşan kişi, mânevî sarhoşluk makamında basiret nuru ile ilâhî tecellîleri müşahede edecek hâle gelir:
Fakat nûr-ı basîret sâhibine/ Tecelliyât-ı Hakkın şâhidine
Rahîk-i vahdetin teşne diline/ Şarâb ender şarâb ender şarâbdır.[9]
Elif Efendi, gerçek manada akıllı olan kişinin bu dünyada aşkı kendisine rehber edinip Hakk’a vâsıl olan kimse olduğunu söyler ve neticede Hakk’ın lütfuna mazhar olmanın aşk ile O’na yönelmekten geçtiğini savunur: “Âkil isen turma hemân aşk yoluna ol ki revân/Bu seferi bunda kılan anda mükerrem didiler.”[10] Ona göre aşka mübtelâ olan kişi Hakk’ın cemâline duyduğu özlemle gözlerinden boşanan yaşlarla yaratılışının sırrını çözdüğü için hiçbir zaman halinden şikayetçi olmaz: “Âşık-ı üftâdeye gamdan şikâyet nâ-revâ/Çeşm-i hicrân-dîdeye nemden şikâyet nâ-revâ.”[11] Aşk derdine müptela olan kimselerin hâlini âşık olmayanların anlamayacaklarını ve onları ıstırap içinde göreceklerini belirten Elif Efendi, aşk derdine derman bulabilmek için mâhir yol göstericilere ihtiyaç olduğunu da söylemiştir:
Aşkı envâ-ı cünûndan add iden bilmez tabîb
Çünki görmüş âşık-ı gam-hâre kâr itmez ilâc
Tıbb-ı rûhânî gerek emrâz-ı rûhâniyeye
Derd-i rûhânî ile bîmâre kâr itmez ilâc.[12]
Âşığın Hakk’a vâsıl olamamak endişesi dolayısıyla aşkın kendisinde meydana getirdiği tesirden şikâyet etmeyi değil bunu düşünemeyeceğini dahi “Hicr-i cânân âşık-ı zâra ne müşkildir Elîf/Kûy-ı vaslından hele tard u celâdan el-iyâz” beytinde zikreden Elif Efendi,[13] aşk ile yoğrulan gönle mutlaka Hakk’ın lütuflarının olacağını bilerek âşığın teselli bulacağını şöyle belirtmiştir: “Şarâb-nâb-ı aşkın gulgulünde/Muhakkak sun¡-ı bagbândan haber var.”[14] Âşığın aşk ateşinden şikâyetçi olmamasının sebebini kişinin sevdiğinden incinmemesi ve O’ndan hiçbir zaman ayrılmak istememesi şeklinde dile getirmiştir: “Sevdiginden incinen insân mıdır âyâ Elîf/Âşık-ı sâdık diler mi aşk-ı cânândan halâs.”[15]
Elif Efendi’nin aşk ile varlık seyrini izah ettiği şu şiiri ve değerlendirmesi ile söze son vermek isabetli olacaktır:
“Aşkdır mâhiyet-i aşkı bilen gayrı değil/ Aşkdır gaybı şuhûda getiren gayrı değil
Aşkdır kevni iden aşkla mest ü hayrân/ Aşkdır ġulgule-efzâ-yı cihân gayrı değil
Aşkdır aşkı iden kevn ü mekâna hâkim/ Aşkdır cengi iden sulhu veren gayrı değil
Aşkdır aşkı iden mâye-i mülk ü melekût/ Aşkdır hep görinen gizlü ayân gayrı değil
Aşkdır bâde-i aşk ile iden Âdemi mest/ Aşkdır cenneti bugdaya satan gayrı değil
Aşkdır bâdbân eyleyen aşkı fülke/ Aşkdır Nuhı bu tûfâna salan gayrı değil
Aşkdır Tura iden âteş-i aşkı îkâd/ Aşkdır Mûsâya âteş görinen gayrı değil
Aşkdır tılsım-ı aşkı iden İsâya atâ/ Aşkdır mürdeyi ihyâ buyuran gayrı değil
Aşkdır refref-i aşkı iden irsâl hele/ Aşkdır Ahmed’i ber-dûş kılan gayrı değil
Hakdır halvet-i mahsûsda sâki bizzât/ Aşkdır câm-ı mül-i fahr-ı cihân gâyrı değil
Aşkdır silsile-i aşkı iden gerden-bend/ Aşkdır aklımı başımdan alan gayrı değil
Aşkdır nagme-i aşk ile viren cûş u hurûş/ Aşkdır raks u sema a çıkaran gayrı değil
Aşkdır aşka iden cümleyi teshîr Elîf/ Aşkdır rûh-ı cihân kevn ü mekân gayrı değil.”[16]
Kısa ama yoğun mesajlarla dolu bu şiirinde Elif Efendi, ilk olarak aşkın mahiyetini âciz olan kulun değil kâmil olan Hakk’ın künhü ile bileceğini dile getirmiş ve varlık âleminin Hakk’ın bilinmeyi murâd etmesi/sevmesi neticesinde zuhûr ettiğini söyleyerek varlık seyrinin temelinin aşk olduğunu savunmuştur. İkinci beyitte Elif Efendi, aşkın kişiyi kendisinden alan boyutuna işaret etmiş ve varlık âlemindeki işleyişin de aşk sebebiyle süreklilik arz ettiğini belirtmiştir. Aşkın tesiri ile bütün eşyada Hakk’ın tecellilerinin devam ettiğini üçüncü beyitte aktaran Elif Efendi, cenk ve sulhun da aşk ile kaim olduğunu sözlerine eklemiştir. Dördüncü beyitte ise mülk ve melekût âlemlerinin aşk ile varlık bulduğunu, görünen ve gizli olduğu düşünülen her şeyin aşk ile varlıklarını sürdürdüklerini ifade ederek sonraki beyte geçmiştir. Burada, insanlık serüveninin atası olan Hz. Âdem’in de aşk vesilesiyle mestane olup, cennetten buğday yiyerek çıkmasına sebep olan etkenin de aşk olduğunu vurgulayarak insanlık seyrindeki aşkın tesirine dair görüşünü dile getirmiştir. Hz. Nuh Tufanı’nın, Tur Dağı’nda Hak ile mükâleme eden Hz. Musa’nın ateş şeklinde kendisine görüneni de aşka işaret eden veriler olduğunu dile getirerek insanlığın hakikat öncüleri olan peygamberlerin de aşktan nasiplerini aktaran Elif Efendi, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelişinin ve ölülerin dirilmesine vesile olmasının hep aşk sayesinde gerçekleştiği savunusunu da dillendirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Refref adlı binitin gönderilmesinin ve O’nun mânevî sarhoşluk içerisinde Hakk’a vuslat yolunu katetmesinin de temel sebebinin aşk olduğunu belirttikten sonra Elif Efendi, nesilden nesle akılları baştan alan aşkın aktarılmasının ana sebebinin de aşk olduğu kabulünü de nakletmiştir. Ona göre aşk ile hakikat arayıcısı cuşa gelir, raks ve deveran eder ve her hakikat arayıcısının gönlü aşk ile büyülenir. Netice-i kelâm, Elif Efendi’ye göre varlık âleminde olan her şeyin ruhu aşktır ve her şey aşkın vesilesiyle varlığını sürdürebilmektedir.
Sonuç
İstanbul Sütlüce’deki Hasîrîzâde dergâhında uzun yıllar ilmî ve irfânî faaliyetler yürüten Elif Efendi, ilmî yetkinliği, mânevî sahadaki mahareti, hat konusundaki üstün kabiliyeti, mimarîdeki başarısı ve söz söylemedeki tesiri ile entelektüel boyutta tesirli olmuş bir şahsiyettir. Elif Efendi, Hakk’ın bilinmeyi murâd etmesi ve bunu sevmesi neticesinde nûr-i Muhammedî’yi yaratması ile aşkın seyrinin başladığını ve bu seyrin varlık âleminin tesisine zemin oluşturduğunu kabul eden bir gönül eridir. O, Hak ile âlem münasebetini, Hakk’a lâyıkıyla kulluk etmeyi ve ilâhî rızayı elde etme gayretini aşk telakkisi çerçevesinde şekillendirmiştir. Elif Efendi, Hak aşkına ulaşmanın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e âşık olmakla mümkün olacağı kanaatindedir ve tefekkür ile basîret nurunu elde edip ilâhî tecellîlere mazhar olmanın yine ancak aşk ile mümkün olacağı kanaatini paylaşmıştır. Aşkın seyrinde basîret nurundan sonra kişinin gönlünü yakan bir mânevî sarhoşluk aşamasından bahseden Elif Efendi, hakîkat arayıcısının sevdiğinden şikâyet etmeyeceği için aşk ıstırabını sevinç vesilesi göreceğini sıklıkla vurgulamıştır. Ona göre gerçek mânâda akıllı olan kimse aşk yolunu seçen ve Hakk’ın cemâlinden bir an gaflete düşmeyi ölümden beter kabul eden kimsedir. Aşkın seyrinde ilâhî sırlara mazhar olan rehberlerin yol gösterici olması gerektiğini de belirten Elif Efendi, bu kılavuzlar eşliğinde Hakk’ın mutlaka âşığın gönlüne lütuflarda bulunacağını savunarak aşkın seyrinde yeni bir aşamadan daha bahsetmiştir. Elif Efendi, insanlığın mânevî ataları olan peygamberlerin ve özellikle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in aşk ile âleme ışık tutan durumlarını tasvir ederek onların kademleri üzere hakîkat yolculuğunun aşk ile anlam kazanacağını belirtmiş ve böylece aşkın seyrindeki zirve hedefi dile getirmiştir. Netice olarak ifade etmek gerekirse Elif Efendi, yokluk (adem), varlık, marifet, vahdet ve tevhîd gibi varlık tasavvurunun temel başlıklarını aşkın seyri ile anlamlandıran bir sûfî profili çizmiştir. Yakın tarihimizin etkin ve meşhur gönül erlerinden Elif Efendi, gönül dünyamıza yön verecek diğer düşünceleri ile de tanıtılmalı ve onun rehberliğinde günümüz insanı hakikat arayışında aşkın tesirli konumunu tekrar hatırlamalıdır.
[1] Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, haz. Mehmet Akkuş - Ali Yılmaz (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006), 1/445-450.
[2] İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1988), 1/440; Mehmed Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî, haz. Cemal Kurnaz - Mustafa Tatçı (Ankara: Bizim Büro Yayınları, 2001), 1/56.
[3] Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz. A. Fikri Yavuz – İsmail Özen (İstanbul: Meral Yayınları, ts), 1/133.
[4] Ahmed Sâfî, Sefînetü’s-sâfî (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Mikrofilm Arşivi, 2096), 12/1384-1387.
[5] Elif Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı (Erzurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2009), 27-61.
[6] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 74.
[7] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 75.
[8] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı,78.
[9] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı,109.
[10] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 121.
[11] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 133.
[12] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 140.
[13] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 144.
[14] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 145.
[15] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 162.
[16] Erarslan, Hasırîzâde Mehmed Elif Efendi, Edebî Kişiliği ve Divanı, 175-177.
Fatih ÇINAR
Yazar
Halvetiyye Tarîkatı şube ve kollarının çokluğu nedeniyle “Tarîkat Fabrikası” veya “Tarîkat Kuluçkası” şeklinde anılan, ilmî, siyâsî, kültürel ve vicdânî yönden tarihte derin izler bırakan etkin bir y...
Yazar: Fatih ÇINAR
İslâm tarihindeki üç meşhur şemsten biri kabul edilen Şemseddîn-i Sivâsî (k.s), Zile’de dünyaya gelmiş, Tokat ve İstanbul’daki eğitim süreçlerinin ardından Sahn-ı Semân Medreseleri’nden birinde müderr...
Yazar: Fatih ÇINAR
“Anadolu İrfânı” tabiri Anadolu coğrafyasını yüzyıllardır rengine boyayan mânevî bir neşvenin en kısa ve özlü ifadesidir. Gönül dünyasını şekillendirdiği insanları, Hak ve halk nezdinde saygın bir kon...
Yazar: Fatih ÇINAR
Hacı Bayram Velî’nin (833/1430) halîfesi ve Fâtih’in hocası olması, tabipliği, eserleri ve yetiştirdiği talebeleri ile ilim ve irfân tarihimizde derin bir iz bırakan Akşemseddîn (öl. 863/1459), aynı z...
Yazar: Fatih ÇINAR